travelterminal.net'e Hoşgeldiniz Lütfen giriş yapmadan önce aşağıdaki bilgileri okuyunuz.
Kullanıcı Sözleşmesi
Gizlilik Sözleşmesi
ÜYE GİRİŞİ
 
 
ÜYE KAYIT
 
 

Nepal

Başkenti : Kathmandu
Nepal
Dili : Nepali, Maithili
Para Birimi

:

Rupee
Dini : %89 Hindu, %9 Budist,
%2 Müslüman  
Önemli Şehirleri : Katmandu, Pokhara
Özet Bilgi
Resmi Adı: Nepal Federal Demokratik Cumhuriyeti

Yüzölçümü: 147181 km2

Nüfusu: 23.2 milyon

Sınır ülkeler: Kuzeyde Çin, güney, doğu ve batıda Hindistan

İklim:Nepalde 2 mevsim vardır: Ekim-Mayıs aylarında kuru mevsim(yaz), Haziran-Eylül aylarında yağışlı,muson(kış) mevsimi yaşanır. Yaz aylarında sıcaklık gündüz 19-27C, kış aylarında 2-20 C olarak değişmektedir.

En yüksek noktası: Everest Tepesi, 8848m.

Dil: Toplamda 30 dil konuşulmaktadır. 1000 kişiden az grupların konuştugu dil sayısı 20’dir. Diğer diller: Nepali %48.7, Maithili %11.2, Tamang %6, Newari %4.7, Tharu %4,4, Magar %3.8, Rai %2.9, Gurung %2.
Güney Asya’da Hindistan ve Tibet arasına sıkışmış, ırmakları ile  Asya’yı besleyen, subtropikal ormanlardan, buzlu Himalayalar’a kadar uzanan bir bölgede bulunan Nepal, Everest de dâhil olmak üzere 8000 m.den yüksek on dört dağdan sekizini barındırır. Dünyanın en kalabalık iki dini Hinduizm ve Budizm, bu bölgedeki halkların eski kabile gelenekleriyle (animist dinler veya Kirant Mundhum) birbirine karışmış halde, günlük hayatın içinde her yerde görülebilir.  Müslüman ve Hıristiyanlar da ülkede küçük bir azınlık oluşturuyor.

Hindistan’ın tersine, hiçbir zaman sömürgeleştirilemeyen Nepal, Trans Himalaya geleneği, yoğun nüfusu, ortaçağ şehirleri, pagoda tarzı mimarisi, festivalleri, geçitleri ve hepsinden öte, nüfusunun %80’den fazlasının yaşadığı bozulmamış kasabaları ve teraslanmış köyleri ile ziyaretçilerine basit bir yaşam tarzı sunar.

Bir zamanlar dünyanın en yoksul ülkesi olan Nepal, günümüzde de Üçüncü Dünya ülkelerine özgü krizleri ve belirsizlikleri yaşıyor. Hızlı nüfus artışı, ormanların azalması, iki güçlü komşusu Çin ve Hindistan’ın baskıcı politikacıları, yakın zamana dek dünya’nın son monarşisi ile yönetilmesi bu sorunlara örnek verilebilir. 1990’ların ortalarında krallık rejimine karşı başlayan halk hareketi (jana andolan) sonucu ülkede 10 senelik bir iç savaş sürmüş ve bu halk hareketi sonunda 2006’da yönetimde söz sahibi olarak ülkenin gündemine demokrasiyi almayı başardı. Tabii bu süreç ülke içinde çözüm gerektiren pek çok toplumsal ve siyasal sancıyı da beraberinde getirdi.  

Coğrafi açıdan Nepal’i batı’dan doğu’ya 3 irtifa bölgesine ayırarak incelemek mümkün. En kuzeyde Himalayalar zinciri, birçok Himal’e (sıradağlar) bölünmüş yükseklerdeki vadiler ve 5000 metrelerdeki yerleşimler vardır. Ülkenin en büyük kısmı ise orta irtifadaki vadiler ve dağ eteklerinden oluşmaktadır. Tarai bölgesi ise düzlük ve ormanlıktır, güney sınırı boyunca tarıma uygundur, daha çok Hindistan’a benzer. Orta bölgelerin, kültürel olarak Hindistan’a bağlı Hindu yerleşimleri ile yüksek vadilerin Budist Sherpaları arasında belirgin fark hemen göze çarpıyor. Sherpalar, Everest’in güneybatısındaki Solu Kumbu’da, 2800 ilâ 4300 m. irtifada yaşayan kısa boylu ve tıknaz yapılı insanlar ve yüksek irtifa dağcılığındaki ve güvenilen ve aranan rehberler.

Nepal adı aslında Katmandu Vadisi’ne aittir ama artık bütün ülkeyi tanımlamaktadır. Dünyanın en kalabalık iki ülkesi, Çin ve Hindistan arasında olan Nepal, tarihi boyunca güneyden Hint-Ari ırkların, kuzeyden Moğolların istilalarına maruz kalmıştır. Bu da, farklı kabilelerin birbirinden çok ayrı ırksal özellikleri, Hindu kökenli halklar ile çekik gözlü, çıkık elmacık kökenli Mongol ırkından halkların bu coğrafyada yaşamalarını açıklar. Nepal’ın kuzeyinde inanç sistemi Budizme, güneyde ise Hinduizme yakın olup çoğu zaman animanizm tarzında inançlarla karışmış ikili bir dinsel sistem bulunmaktadır. Hindular, kanunen artık var olmasa bile toplumsal olarak geleneksel kast sistemlerini devam ettiriyorlar ve insanlar arasındaki ilişkiler bu sisteme göre sürdürülüyor. Örneğin farklı kastlardan insanlar evlenemiyor.

Nepal’ın eski zamanlarına ilişkin elde fazla bilgi yok. Budha’nın, yaklaşık MÖ 568’de doğduğu Lumbini, Nepal’ın güneyinde küçük bir kasabadır. Nepal tarihi, ancak 13. yüzyıldan itibaren güvenilir kaynaklara dayanılarak incelenebilir. Bu dönemde kurulan ve 500 yıl hüküm süren Malla Krallığı’nın yönetimi sırasında Newari ustaları, Katmandu Vadisi’nde özellikle 16. ve 17. yüzyıllardan günümüze mimarlık, oymacılık ve heykeltıraşlık alanlarında muhteşem eserler bırakmışlar. 2006’ya dek monarşiyle yönetilen Nepal, dünyanın son hindu krallığıydı. Ama 1990’ların ortalarında krala karşı başlayan halk hareketi sonunda kral, yönetimi tekrar halka vermeyi kabul etti ve Nisan 2006’da Temsilciler Meclisi yeniden kuruldu. Yeni kurulan bu Temsilciler Meclisi, yeniden kazandığı yönetme gücüne dayanarak oybirliğiyle kralın yetkilerini kısıtlamış ve Nepal’ın laik bir ülke olduğunu ilan etti. Nepal’in yakın tarihindeki en önemli olaylardan biri de, 2001’de veliaht prensin, aralarında kral ve kraliçenin de bulunduğu on kraliyet üyesini öldürerek intihar etmesi. Bu olayın ardındaki gizem perdesi henüz kalkmış değil, genel olarak halk veliaht prensin böyle bir şey yapacağına inanmıyor ve tanığı olmayan bu trajedinin ardında başka güçlerin hatta şimdiki kralın - kendisi öldürülen kralın kardeşiydi - olduğuna inanıyor.

Ülkeyi üç bölüme veya aşamaya ayırarak gezmek mümkün: Kathmandu Vadisi, Himalayalar’da istediğiniz düzey, uzunluk ve zorlukta bir trek ve orman içindeki milli parklardan birinde geçirilecek birkaç gün. Biz gezilerimizi hepsini içerecek şekilde yapmayı tercih ediyoruz. Önce Kathmandu Vadisi’nden başlayalım.
Kathmandu
Kathmandu
Kathmandu Vadisi, artık birbirine komşu olmuş ve sınırları nehirlerle ayrılan üç şehirden oluşuyor. Kathmandu, Patan ve Bhaktapur. Denizden 1336 m yüksekte bulunan bu vadi, eski ve gizemli Newari kültürünün beşiğidir. Nepal’ın başkenti Kathmandu’nun yanı sıra Patan ve Bhaktapur şehirlerini kuran ve bu vadinin yerlileri olan Newarlar, bu üç şehirdeki yaptıkları tapınak ve saraylar, olağanüstü bir zarafetle yontulmuş taş ve metal eserler, ahşaptan oyulmuş sütunlar, tapınaklar ve kutsal mekânlar ulaştıkları sanatsal düzeyin ifadeleridir. Newar halkının sanatsal becerileri, Malla krallıklar döneminde harika eserler üretilmesine yol açmıştır. Özellikle ahşap işleme alanında doğaüstü bir düzeye erişmişler, bunun yanı sıra metal, pişmiş toprak, tuğla işçiliği ve taş heykeller alanında tanınmışlardır.

 

Her ne kadar özellikle 1970’lerde farklı ruhsal arayışlar ve yaşam tarzları peşinde koşan hippi gençliğinin en çok rağbet ettiği mekânlardan olsa da Kathmandu, köklü dinsel, tarihsel ve kültürel geçmişiyle dikkat çekiyor. Yine de çoğu gezgin zihinlerinde burayı mistisizmle bağdaştırdığı için olsa gerek, şehirde dolaşırken gördüğü yoksulluk ve pislikten dolayı şok geçiriyor, kafalarında Kathmandu’ya dair yarattıkları imajla şehrin hali arasında bağlantı kurmakta zorlanıyor. Nepal çok yoksul bir ülke, halkı da genel olarak yoksul, pek çok eğitim ve sağlık olanağından yoksun yaşıyor. Dinin ve mistisizmin halkın günlük hayatının her anından yer alması ve şehirlerde görülen zevkle işlenmiş, muhteşem tapınaklar eserler de şimdiye dek bu durumu değiştirmemiş. Çoğu Asya ülkesine giderken gezginlerin bunu göz önünde bulundurması gerekir. Ama eğer bu bakış açısının üzerine çıkabilirseniz, Nepal’in her köşesinde sürprizlerle dolu olan çok zengin bir kültürel çeşitliliğe ve geleneğe sahip bir ülke olduğunu görebilirsiniz. Özellikle Swayambunath tapınağı Tibet Budizm’inin Nepal’daki merkezi Boudhanath ve Hinduların en kutsal mekânlarından Pashupatinath, Kathmandu’da mutlaka görülmesi gereken yerler. Kathmandu’daki merkezi ve halen güneye veya kuzeye mal götüre Tibetlilerin, yola devam etmeden önce dua edip dinlendikleri bir uğrak yeri olan Boudhanath, Hindularin en kutsal mekânlarından olan Pashupatinath (burada da bolca maymun görmek mümkün ama buraya buna göndermede bulunan bir ad vermemişler nedense!), Kathmandu’da mutlaka görülmesi gereken yerler.

 

Swayambunath 

Dünyanın en muhteşem Budist stupalarından olan Swayambunath, (bu çevrede yaşayan maymunlar nedeniyle hippiler buraya Maymun Tapınağı adını vermişler), 1979’da UNESCO’nun dünya mirası anıtları listesine girmiş. 2000 yıllık olduğu söylenen bu stupanın dört yanına Budha’nın her şeyi gören gözleri yapılmıştır. Kathmandu’nun 3 km batısında ve vadiye hâkim bir yükseltinin üzerine kurulmuş bu stupa, türünün Nepal’daki ilk örneğidir. Stupanın beyaza boyalı alt kısmı dört elementi temsil ediyor: toprak, ateş, hava ve su. Kuledeki 13 konsantrik daire ise bilginin 13 düzeyini ve Nirvana’ya ulaşmak için atılması gereken 13 adımı simgeler. (nirvana: varoluş/yaşam döngüsünün sürekliliğinden kurtuluş) Nirvana ise, stupanın tepesindeki şemsiye ile simgelenmiştir. Stupanın kuzeyindeki pagoda tarzındaki Hariti (Newarların deyişiyle bereket tanrıçası Ajima,) tapınağı ise, Nepal’daki Hindu ve Budist inanışların iç içe geçmişliğine güzel bir örnektir. Özellikle akşamları, stupanın bulunduğu bu noktadan Kathmandu Vadisi’nin manzarasını seyretmeye doyum olmuyor

 

Boudhanath 

Kathmandu’da havaalanının kuzeyinde bulunan Boudhanath, Nepal’daki en büyük stupalardan biri. Tibet Budizmi’nin Nepal’deki merkezi olan bu stupanın çevresine Çin’in 1959’da Tibet’i ele geçirmesinden sonra göç eden Tibetliler çevresine pek çok manastır kurmuşlar. Bu manastırlarda, Tibetli ve Nepalli öğrenciler dışında yabancı Budist öğrenciler de var. Sabahtan akşam gün batana dek hep canlı olan bu mekân, Tibet kültürüyle bağlantıya geçilebilecek, Tibet kültürünün canlı olduğu birkaç yerden biri.

 

Stupanın dairesel temelinin çevresinde Dhyani Budha Amitabha’nın küçük tasviri görülebilir. Stupa çevresinde tuğla duvardaki 147 nişin her biri içindeki dua tekerleklerinde “ohm mane padme hum” sözü yazılıdır. (bu söz, “lotüsdeki mücevhere selam olsun” olarak Türkçe’ye çevrilebilir.) Sabah gün doğduktan sonra ve akşam saatlerinde, bu stupanın çevresinde saat yönünde dönerek bu tekerlekleri çeviren geleneksel elbiseleri içindeki Tibetliler ilginç bir görüntü oluşturuyor. Bu dua tekerleklerinin içindeki rulolarda 1000 defa “ohm mane padme hum” yazılı, bu durumda tekerlekleri her çevirişlerinde de 1000 defa bu duayı söylemiş oluyorlar. 

 

Pashupatinath 

Bu tapınağı ise, sadece Nepal’daki en önemli tapınak olmakla kalmaz aynı zamanda Asya’daki en önemli Shiva tapınaklarından biridir. Gezgin dolaşan ve kutsal kabul edilen sadhular da dâhil olmak üzere Shiva’nın pek çok müridi, buraya gelir.

 

Shiva, Hindu panteonundaki hem yaratıcı ve hem de yok edici tanrıdır ve pek çok formda görülür. Hem hayvanların hem de insanların gözeticisi olan Pashupati Shiva yoluyla, tanrının en hoş ve yaratıcı yanını ifade ediyor. Bu tapınağa Hindu olmayanların girmesi yasak ama ana girişten içeride bulunan, Shiva’nın binek hayvanı boğa Nandi’nin altından muhteşem heykelini görmek mümkün.

 

Kumari Chowk 

Kathmandu’daki görmeye değer en ilginç yerlerinden biri de Kumari Chowk, Kumari’nin mekanı. Kumari, yaşayan bir tanrıça, daha doğrusu kutsal kabul edilen ve tanrıça olarak hürmet gören bir kız çocuğu. 5-6 yaşlarında Tibetli Budist rahiplerce vadi içindeki Sakya hanedanına mensup kız çocukları arasından özel sınavlar yapılarak ve bazı fiziksel özelliklere bakılarak seçiliyor. Kumari bir Hindu tanrıçası olmasına rağmen tıpkı Dalai Lama gibi Tibetli Budist rahiplerce seçilmesi gerçekten ilgi çekici bir özellik. Kumari, Kathmandu’daki eski sarayın hemen yakınında, kendisine ayrılan özel bir evde ailesi ile birlikte kalıyor, masrafları devlet tarafından karşılanıyor, yıl içinde bazı özel günlerde evden dışarı çıkıp, halkın arasında dolaşıyor. Ergenliğe ulaştığında veya bir kaza eseri bir tarafı kesilip, kanı aktığında ise tanrıçalık özelliğini kaybediyor, bu evden ayrılıp diğer insanlar gibi yaşamaya başlıyor. Tabi, küçük bir kız çocuğunun tanrıçalıktan vazgeçip, diğer normal insanlar katına inmesi onda ne gibi etkiler doğuruyor tahmin etmek kolay değil.

 

Patan

Kathmandu Vadisi’ndeki diğer bir şehir de Patan. Patan özellikle sanatçılarıyla´, ahşap veya metalden heykeller yapan sanatçılarıyla ünlüymüş. Zaten şehrin eski adı Lalitpur’da bu özelliğini ifade ediyor.

Hiranyavarna Mahavihara veya Altın Tapınak, tüm Nepal’daki en gösterişli tapınaklardan biri. Üç çatılı bu pagoda, halen faal olan ve on üçüncü yüzyıldan kalan Budist bir manastırın ve eski Patan’ın ruhsal merkezinin sınırları içinde bulunuyor. Bu tapınağın içine deriden yapılmış herhangi bir şeyin sokulması yasak olduğu için ziyaretçilerin büyük kısmı, içeri girerken ayakkabılarını ve kemerlerini çıkartmak zorunda kalıyor. Tapınak ve pagodanın tamamı, çeşitli tasvir, süs ve ayrıntılarla o kadar süslenmiş ki, tamamını anlatmak için koca bir kitap yazılması gerekir.

 

Efsaneye göre, bu tapınağın asıl tanrısı veya kutsal varlığı Sakyamuni Budha, on ikinci yüzyılda bu bina çökünce evsiz kalmış. Kral Bhaskardev yeni bir tapınak yaptırınca bu kutsal varlığın görüntüsü kralın rüyasında belirmiş ve farelerin, kedileri kovaladıkları yeni bir yere taşınmak istediğini söylemiş. Bir gün kral, burada bir kediyi kovalayan altın bir fare görmüş ve burada yeni, altından bir tapınak yaptırmış. Günümüzde de fareler, burada kutsal varlığın/tanrının isteğine uygun olarak serbestçe dolaşabiliyor.

 

Artık burada oturulmasa da bu pagoda, önemli bir tapınma merkezi olmaya, hem Newar hem de Tibet geleneklerine ait Budist ayinleri ve ikonografi izlenmeye devam etmektedir. Buranın iki baş rahibi, var, biri henüz 13-14 yaşlarında olan bir çocuk, diğeri ise yetişkin bir rahip. Burada 1 ay kadar kalıyorlar ve bu süre boyunca üzerlerindeki elbiseleri ne çıkarıyorlar ne de yıkıyorlar. Tapınağın içinde yaşan sayısız kutsal fareyi de doyurmakla yükümlüler.

 Patan’ın ana meydanı ise, Kathmandu’da olduğu gibi yine cok güzel ahşap işlemelere sahip bir saray ve bu sarayın ön kısmına yapılmış çeşitli tapınaklarla dolu. Bunlardan en güzeli M.S. 1637’de yapımı bitirilen Krishna Mandir (Krişna Tapınağı). Tamamen taştan yapılan bu tapınak Nepal’de 21 kulesi olan tek örnektir. Tapınağı çevreleyen firzilerde Ramayana ve Mahabbarata destanlarından önemli sahneleri işlenmiştir.

 

Bir diğer ilginç ve güzel tapınak da Patan’da bir sokak arasında bulunan Mahabudha Tapınağı. Bin Budha Tapınağı da denir. Shikkara tarzında yapılmış bu tapınak, Hindistan’da Bodhgaya’daki -Budha’nın aydınlandığı yer- Mahabudha Tapınağı’nın bir modelidir. Tapınak ismini, üzerlerinde Budha tasviri bulunan ve pişmiş topraktan yapılmış kiremitlerden alır. Olasılıkla 1535’de yapılmış olan bu tapınak, 1934’deki depremde ciddi hasar görmüş ve tekrardan yapılmış. Ne yazık ki, yeniden yapılması sırasında el de plan olmadığı için farklı bir görünüme sahip bir tapınak ortaya çıkmış ve artan malzemeden de hemen yanına shikkara tarzı bir tapınak daha yapılmış: Maya Devi (Budha’nın annesidir) tapınağı.

 

Bhaktapur 

Kathmandu Vadisi’nin en ilginç şehri. Nepalce’de Bhadgaon denilen ve Müritler Şehri diye de bilinen Bhaktapur’da trafik yok. Tam bir müze şehri ve hareketli bir kültürel yaşamı vardır. M.S. 14. ve 16. yüzyıllar arasında Bhaktapur, Kathmandu Vadisi’nin başkenti olmuş ve Saray Meydanı önemli bir yer haline gelmiş. Buradaki en iyi mimari örnekleri 17. yüzyılın sonuna aittir. 1970’lerde Kral Bhupatindra Malla’nın iktidarı sırasında Almanya’dan gelen mali destekle yürütülen Bhaktapur Geliştirme Projesi çerçevesinde binalar, taş döşeli yollar ve su sistemi yenilenmiştir. 18. yüzyıl ortasında yapılmış 55 Pencereli Saray ve Altın Kapı tüm Kathmandu Vadisi’nin en önemli eseri kabul edilir.

 

Bhaktapur’un bir diğer meydanında bulunan beş katlı Nyatapole Tapınağı, 30 m. yüksekliğiyle Nepal’ın en yüksek tapınağı olmakla kalmaz, Newar tapınak mimarlığının en iyi örneklerindendir de. Kral Bhupatindra Malla tarafından 1702’de yaptırılan bu tapınak 1934 depreminde çok az zarar görecek kadar sağlamdır. Merdivenlerin alt basamağından yukarı doğru dizilmiş koruyucuların her birinin bir alt basamaktakine göre on kat daha güçlü olduğuna inanılıyor. Tapınağın adandığı gizemli tantrik tanrıça Sidhi Lakshmi’nin tapınak içindeki heykelini ise sadece bu tapınağın rahiplerinin görme yetkileri var.

 
Pokhara
Pokhara
Kathmandu Vadisi’nden ayrılıp Nepal’in diğer bölgelerini görmek isteyenler için en uygun ve güzel yerlerden biri Pokhara. Bu şehir, kıyısında kurulduğu gölle ve etrafını saran, hayal gücünü zorlayacak derecede heybetli dağlarla tam bir doğa harikası. Nepal Himalayalarında trekkinge başlamak için de en uygun başlama noktalarından. Kathmandu’dan Pokhara’ya iki şekilde gidilebilir. Biri kara yoluyla. Ama genel olarak dağların arasından kat edilen yolun ancak 2 şerit olduğunu ve trafiğin de sağdan olduğunu göz önünde bulundurmak gerekli. Yol üzerindeki herhangi bir tıkanma, 5-6 saatlik bu yolun rahatlıkla iki kat zamanda alınmasına neden olabiliyor. Örneğin ilk gezimizde biz bu yolu kara yolundan 10 saatte almış dönüşümüz ise 12 saat sürmüştü. Diğer yol ise uçakla. 20 veya 32 kişilik küçük pervaneli uçaklarla yapılan ve 25 dakika kadar süren bu yolculuk aslında ayrı bir heyecan kaynağı. Yalnız özellikle 20 kişilik bu küçük uçaklarda uçarken pilot bir şey almak için yana doğru eğildiğinde bile uçak da hafifçe eğilirse şaşırmayın. Yolculuğun heyecanlı yanlarından biri de bu!

Himalayalar’da Trekking

Himalayalar tüm Nepal’ı baştan başa kat ediyor. Muhteşem bir doğa içinde, kimi zaman köylerdeki sade, basit misafir evlerinde kimi zaman da küçük otellerde kalarak veya kamp yaparak, yorucu da olsa hayatınız boyunca hatırlayacağınız anılarla dolu bir gezi yapmadan Nepal’i görmüş saymıyoruz biz. Bu turumuzda da bir günlük, doğa içinde kısa bir yürüyüş yapacağız. Harika doğasıyla ve gölüyle ünlü Pokhara’dan, yakınındaki Sarangot denilen tepeye çıkıyor, bir akşam kalıp geri dönüyoruz. Bunun dışında başka dönemlerde isterseniz Annapurna çevresindeki birkaç günlük parkurlarda dolaşabilir veya Annapurna çevresinde 17 güne dek uzayan bir trek yapabilir veya Everest ana kampa çıkabilirsiniz.

Ormanda Safari

Nepal’de yapılabilecek bir diğer keyifli ve eğlenceli faaliyet de bir milli parka gidip birkaç gün kalmak. Biz turlarımızda Asya’nın en büyük koruma alanı ve milli parkı olan Chitwan’ı tercih ediyoruz. Özellikle fil üzerinde gün doğduktan sonra ve gün batmadan önce yapılan fil safari, eğlenceli olduğu kadar heyecanlı bir zaman geçirmenize neden oluyor. Bu parkta filler ve Asya filleri hakkında verilen bir brifingi dinleme imkanımız da olacaktır.
Diğer Bilgiler
DİNİ YAPI
Nepal’de bulunan çeşitli dinler ve inançlar, bu karmaşık yapı içinde bir arada yaşama savaşı vermektedir. Nepal nüfusunun %87 si Hinduizme, %9’u Budizme, %3’ü İslama inanmış durumdadır. Hinduizm ve Budizm gibi iki büyük dinin yanında Yoga ve Uzakdoğu felsefeleri de Nepal’de yaşam bulmaktadır. 

KAST SİSTEMİ
Yabancıların Nepal'de en çok ilgilerini çeken konuların başında kast sistemi gelmektedir. Bu sistemin kökeninin ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. Çok eski zamanlarda Brahman rahipleri kendi durumlarını kalıcı hale getirebilmek için üst sınıf olduklarını iddia etmişler, daha sonra Aryan’lar kendilerinin daha önceki Hintlilerden üstün olduklarını iddia etmişler ve giderek bu sistem dört temel kasta bölünmüştür.

Kast sitemine göre, en tepede, din ve kast kurallarına göre, neyin doğru ve neyin yanlış olduğuna karar veren Brahman’lar bulunur. Onların altında, askerlerin ve yöneticilerin Ksatriya’lar sınıfı vardır. Zanaat erbabının ve tüccarların oluşturduğu Vaisya’lar ile işçi ve köylülerin oluşturduğu Shudra’lar toplumun en alt kastlarını meydana getirir. Bu dört kastın ötesinde, beşinci kast olan dokunulmazlar sınıfı vardır. Toplumun tabanını oluşturan bu sınıf hiç bir kasta ait olmayanlardır. Eğer yukarı kasta ait bir Hindu’ya bir “dokunulmaz” temas ederse, hatta gölge teması bile yaşansa, üst kasttaki kişinin arınmak için birçok ritüelden geçmesi gerekir.

Günümüzde bu kast sistemi iyice zayıflamış olmakla beraber, gelir ve eğitim düzeyi düşük alt sınıflarda ve kırsal kesimde varlığını sürdürmektedir. Gandhi, dokunulmazlar kastına “Harijan’lar” yani “Tanrının çocukları” ismini vererek onları topluma dahil etmeye çalışmıştı. Nepal'deki kastların yapısı değiştirilemez değildir. Aşağı kasta ait olan bir kişi, kurallara aykırı olsa da mücadele ederek yukarı kastlara çıkabilmektedir. Birçok Brahman’ın fakir ve kırsal kökenli olması, yüz yıl kadar önce yaşamış olan büyük Maratha lideri Shivaji’nin bir Shudra kastı üyesi olması gibi uç örnekler kast değiştirmenin mümkün olduğunu göstermektedir.

HİNDUİZM
Nepal nüfusunun yüzde 87’sinin kabullendiği Hinduizm, bu ülkedeki en yaygın dindir. Nepal’den başka özellikle Hindistan’ın %80’inde ve Endonezya’nın bir bölümünde de izlenmesi nedeniyle Hinduizm, Asya’nın en büyük dini niteliğindedir.
 
Tarihte, İndüs ırmağı çevresinde gelişen uygarlığın Hinduizm’e çok benzeyen bir din geliştirdiği bilinmektedir. Bu din, daha sonra güneydeki Dravidyanlar ile kuzey Hindistan’ı işgal eden Aryan’ların birleşmesiyle Hinduizm’e dönüşmüştür. M.Ö. 1000 yıllarında Veda’ların yazılmasıyla bu dinin ilk yazılı kaynakları ortaya çıkmıştır. Hinduizm’in günümüzdeki önemli kitapları: Krishna’yı anlatan Bhagavad Gita bölümüyle ünlü Mahabharata Destanı, Rama’nın hikâyesini anlatan Ramayana Destanı, Veda’lar, Upanishad’lar ve Purana’lardır. 

Hinduizmin temel inanışına göre insanlar, bir seri enkarnasyon yolu ile dünyaya birçok kez gelip gider. Bu geliş gidişlerin sonunda “yeniden doğma” zincirinin kırılması ile “moksha” -özgürlük- seviyesine ulaşılır. Her yeniden doğuşla bu ebedi sona biraz daha yaklaşılır, burada belirleyici faktör; sebep ve sonuç yasasını oluşturan “karma”dır. Yaşam boyunca yapacağınız kötü davranışlar kötü karma oluşturmanıza, sonuçta da aşağı bir beden almanıza sebep olacaktır. Aksine, bu yaşamınızdaki iyi davranışlarınız iyi bir karma oluşturarak bir sonraki yaşamınızda tekrar doğma zincirinden kurtulmanızı ve özgür kalmanızı sağlayabilir.  

Hinduizm’de Dharma adı verilen doğa yasaları, yaşamın sosyal, ahlaki ve ruhsal uyumunu gösterir. Üç tip Dharma vardır. Birincisi tüm evren ile ilgili evrensel uyumu belirler. İkincisi kastları ve kastlar arası ilişkileri anlatır. Üçüncüsü ise bireyin uygulaması gereken ahlakî kuralları oluşturur.  Hindu dininde üç temel uygulama vardır. Puja denilen ibadet biçimi, ölülerin yakılması ve kast sisteminin yasa ve kuralları. Toplumsal yaşamda dört temel kast ve bunların altında yüzlerce alt sınıf bulunur. Bütün alt gruplar kendilerine özgü tanrı, tanrıça, ve putlara ibadet ederler. Batılıların Hindu dinini anlamakta karşılaştıkları en büyük güçlük, bu kadar çok sayıda tanrıyı ve kutsal varlığı sınıflandırmaktır. Bunu kolaylaştırmak için bütün farklı tanrıların, ana tanrının çeşitli durumlarda yeniden biçimlenen farklı ifadeleri olduğu düşünülebilir. En üstün gücü sembolize eden, her şeye gücü yeten ve her zaman var olan yüce Tanrı; Brahma’dır. Brahma’nın üç fiziksel ifadesi vardır. Bu ifadelere göre; Brahma - yaratıcı, Vişnu - koruyucu ve Şiva - yok edici ve yeniden yaratıcıdır. Brahma’nın her yeri görme özelliği nedeniyle dört yöne bakan dört kafası vardır. Dört Veda’nın bu dört ağızdan yayıldığına inanılır. 

Tanrılar, ayrıca bazı hayvanlarla birlikte gösterilir, bu hayvan, o tanrının kullandığı araçtır. Her tanrı, elinde bir de sembol taşır. Bu sembole ve araca bakarak tanrının hangi konu ile ilgilendiği anlaşılabilir.  

Brahma’nın temel enkarnasyonlarından birisi, öğrenme tanrıçası olan Sarasvati’dir. Bir kuğu üzerinde ve elinde vina adlı bir müzik aleti ile birlikte gösterilir.  

Koruyucu' olan Vişnu, yeryüzüne enkarne olduğunda aldığı biçimlerden biriyle gösterilir. Vişnu, yeryüzüne dokuz kez gelmiştir. Onuncu bedenlenişinde Kalki isminde ve at üstünde geleceğine inanılmaktadır. Eski enkarnasyonlarında çeşitli hayvan bedenlerinde ya da Narsingh ismiyle bilinen yarı aslan - yarı insan şeklinde biçimlenmişti. Ramayana destanına göre yedinci enkarnasyonunda, ideal insanın ve bir kahramanın olması gereken şeklini gösteren Rama şeklinde belirdi. Rama, aynı zamanda Hanuman gibi ikincil derecedeki tanrıları da oluşturdu. Günümüzde Hanuman, uğur getirici özelliğiyle çok popüler tanrılardan birisidir.

Vişnu, sekizinci ziyaretinde bir köylü olarak doğup büyüyen Krishna şeklinde enkarne olduğu için çalışan sınıfların en çok sevdiği tanrı olmuştur. Krishna, eşleri Radha, Rukmani ve Satyabhama ile çok iyi tanınır. Resimlerde mavi bir ten renginde ve flüt çalarken gösterilir. Vişnu’nun dokuzuncu ve son enkarnasyonu Buda olmuştur. Bu kabul, Budist’leri Hindu’ların etkisi altına almaya yönelik bir taktik olarak da yorumlanmaktadır.

Vişnu, Vişnu olarak gösterildiğinde sarmal şekilde oturmuş bir yılanın üzerinde bulunur; elinde deniz kabuğundan yapılma bir düdükle metal bir disk tutmaktadır. Vishnu’nun kullandığı araç, yarı insan yarı kartal olan Garuda’dır. Vishnu’nun karısı denizden gelen ve varlık ve zenginliğin tanrıçası olan güzel Laksmi’dir. Laksmi, son zamanlarda para tanrısı olarak isimlendirilmeye başlanmıştır.

Şiva’nın yaratıcı rolü, erkek cinsel organı şeklinde gösterilen “lingam” ile sembolize edilir ve buna ibadet edilir. Şiva, öküz Nandi’yi araç olarak kullanır. Nandi’nin karışık saçları Ganj nehrinde yaşayan Ganga isimli tanrıçayı taşır. Şiva, hayatı boyunca Himalaya’larda yaşamış ve esrar kullanmıştır. İki kaşının arasında üçüncü bir göz taşır, bu nedenle üç çatallı bir mızrak ile birlikte sembolize edilir. Şiva, aynı zamanda dansçı Nataraja olarak da bilinir. Nataraja kozmik dansı ile bütün evreni titreştirmektedir.

Şiva ve Parvati’nin iki çocukları vardır: Birinci çocukları olan Ganeş fil başlı tanrıdır. Ganeş, varlığın ve bilgeliğin tanrısıdır ve bütün tanrılar içinde en çok bilinenidir. Baba Şiva, uzun bir yolculuktan döndükten sonra karısının yanında ilk kez gördüğü Ganeş’in kendi oğlu olduğuna inanmamış ve kafasını kesivermiştir. Karısı Şiva’ya oğlunu yaşatması için baskı yapınca Şiva, Ganeşh’in ormanda karşılaşacağı ilk canlının kafasını alırsa yaşayacağını söylemiştir. Böylece Ganeş ormanda ilk karşılaştığı hayvan olan filin kafasını almıştır. Ganeş’in kullandığı araç ise bir faredir! Şiva ve Parvati’nin öbür çocukları, savaş  tanrısı Kartikkaya'dır.

Şiva’nın eşi, güzel Parvati’dir. Parvati, Durga şekline girdiğinde karanlık bir görünüm alır. Bu rolde iken on tane koluyla çeşitli silahlar tutar ve bir kaplana biner. Şiva’nın yokedici kişiliğini gösteren Kali ise tanrıçaların en vahşisidir, insanlardan kurbanlar ister, belindeki kemerde kafatasları asılıdır. 

Kayıp tanrı ve tanrıçalar ortaya çıktıkça sınıflandırma yapmak iyice zorlaşmaktadır. Bu kadar çok tanrı için pek çok da tapınak yapılması gerekmektedir. Birçok Hindunun genelde Vaişnavit (Vişnu’yu izleyen) veya Şivait (Şiva’yı izleyen) olduğu söylenebilir. Kutsal inek bütün Hindular için dokunulmazlığı olan bir hayvandır.  

Hindu dinine sonradan geçmek mümkün değildir. Yani Hindu olabilmek için Hindu anne ve babadan doğmak gerekmektedir. Günümüzde Hinduizm, batılı hayranlarını eli boş çevirmemek için Guru’lar ihraç etmeye başlamıştır. Bir Guru, sadece bir öğretmen veya ruhsal rehber değildir. O, yolunu izleyecek olan öğrencilere kendi kişiliğini örnek olarak gösterir. Ruhsal yolda ilerleyebilmek için öğrencinin bir Guru’ya daima ihtiyacı vardır.

Sadhular ruhsallığı arayış yolunda yalnız ilerleyen dervişlerdir. Genellikle yarı çıplak gezer, üstü başı tozlu ve saçı sakalına karışmış halleriyle kolaylıkla tanınırlar. Şiva’yı izleyen Sadhu’lar ellerinde üç çatallı bir mızrak taşır.

Sadhu’lar normal ailesi olan ve toplum için elinden gelen her şeyi yaptığına inanan, ancak sahip oldukları her şeyden vazgeçerek ruhsal gerçekliğe ulaşmaya çalışan kişilerdir. Benliklerini aşabilmek için çeşitli yollar kullanarak inanılmaz acılara katlanıp bütün Hindistan’ı dolaşırlar. Çeşitli zamanlarda ve çeşitli yerlerde düzenlenen dini toplantılarda bir araya gelirler. Birçok Sadhu pis bir dilenci gibi görünmelerine karşın genellikle samimi bir arayış içinde olan saf kişilerdir. Gerçek bir Sadhu bahşiş olarak verseniz bile sizden para kabul etmez. Birçok Sadhu, bu parayı gerçekten saf ve temiz yardım duygularınızın bir ifadesi olduğunu hissederse belki kabul edebilir.

BUDİZM
Budizm, aslında bir din değildir, bir tanrı kavramı da yoktur, temel ilkeleri felsefe ve ahlâk prensipleridir. Budizm, M.Ö. 500 yıllarında, o günlerde Kuzey Hindistan topraklarında kalan fakat günümüzde Nepal sınırları içinde bulunan Lumbini şehrinde bir Prens olarak doğduktan sonra aydınlanmaya ulaşan, Siddharta Gautama tarafından kurulmuştur.

Buda’nın yaşamı hakkında kesin ve net bilgi birikimine sahip değiliz. Çeşitli kaynaklarda onun M.Ö. 560–480 yılları arasında yaşadığı belirtilmektedir. Buda’yı Himalayaların eteklerinde Lumbini ormanında dünyaya getiren annesi, doğumdan 7 gün sonra ölmüştür. Çocukluk ve gençlik çağını sorunsuz bir şekilde yaşayan Buda, çevresindeki acılardan etkilenerek ailesini, karısını ve çocuklarını bırakarak, ormanlarda yaşamını sürdürmeye başlamış ve çok sıkı bir çileye girmiştir.

Budanın yaşam duruşu etrafında müritleri oluşmasına neden olmuş ve bundan sonraki yıllarda öğretisini yoğun bir şekilde Hindistan’ın kuzey doğusunda Ganj havzasında yaymaya başlamıştır.80 yaşına bastığı gün Kuşinagar’da eceliyle ölmüştür. Hint adetlerine göre cesedi yakıldıktan sonra külleri sekiz kişi tarafından paylaşılmıştır. 

Düşünceleri ölümünden sonra dört ayrı şekilde ele alınmıştır. Buddha’ya göre;
 
“Akıl gelip geçici olaylardan temizlenmelidir. Düşünce zinciri kontrole imkan olmayan girdaplarda mahvolur gider” Yaratıcı için, “ hiçbir fani göz onu görmemiştir. Onu görmek için açılan perdenin arkasında kendini saklayan başka pir perde çıkar, fakat perdeler sonsuzdur.” “Mutlaka karanlıklar aydınlanacaktır, ama kurbanlar, armağanlar vererek güçsüz tanrıların himayesini aramaya kalkışmayınız. Göklerde melekler bile geçmiş zamanların meyvesini toplamaktadır. Cehennemin en geniş çukurlarında da şeytanlar cezalarına katlanıyor. Kainat ise durup dinlenmeden doğmasına izin veriyor. Sizi bu aleme bağlayan zincirleri koparıp, eşyanın ruhunu ve özünüzü tadın, göksel rahatlığa kavuşun”   

Budistler, Nirvana olarak bilinen “aydınlanma” nın tüm insanların nihaî amacı olduğuna inanır. 

Buda, Dharma bilgisini ve öğretilerini hiçbir zaman yazılı olarak ifade etmediği halde kendisinden sonra gelenler bu felsefeyi dini bir sisteme dönüştürmüştür. Budizm, iki büyük ekol halinde Viet-Nam,Bhutan, Japonya, Çin(Tibet), Sri Lanka, Burma ve Tayland’da uygulanmaktadır. Hindistan ve Nepal’de Budizmin Hindu - Tantrik tipi, ezoterik yapısıyla dikkati çekmektedir. 

Buda, aydınlanmaya ulaşmak için maddi dünyayı terk etmeyi düşünüyordu. Fakat başka dinlerin tersine dünya nimetlerinden mahrum kalmanın insanı ilerletmediğini buldu. Böylece, her şeyin aşırılığa kaçmadan yapılmasını öneren ‘orta yol’ öğretisini oluşturdu. Buda, tüm yaşamın acılardan ibaret olduğunu ve bu acıların kaynağının ise arzular olduğunu gösterdi. Buda’nın ’sekiz basamaklı yol’u izlendiğinde bu arzuları aşılarak Nirvana’ya ulaşmak ve yeniden doğuştan kurtulmak mümkün olmaktadır. Kişiyi yeniden doğmaya sürükleyen yine kendi karma’sıdır. Buda’ya göre Karma, sadece kör bir kader değil sebep ve sonuç yasasının doğal bir sonucudur.

Budizm ahlakı, doğruluğu, akıl ve aksiyon bakımından kötülüklerden uzak kalmayı yeğler.
Mail Grubuna Katıl
Travelterminal.net sitesinde yer alan tüm metin, resim ve içeriklerin hakları TEK TURIZM İNŞ.TESKT. SAN. ve TİC. Şirketine aittir. Hiç bir şekilde basılı veya elektronik bir ortamda izinsiz kullanılamaz veya kopyalanamaz. Tüm içerik bilgilendirme amaçlı olup değişiklik olması durumunda Travelterminal.net sorumlu tutulamaz.