travelterminal.net'e Hoşgeldiniz Lütfen giriş yapmadan önce aşağıdaki bilgileri okuyunuz.
Kullanıcı Sözleşmesi
Gizlilik Sözleşmesi
ÜYE GİRİŞİ
 
 
ÜYE KAYIT
 
 

Peru

Başkenti : Lima
Peru
Dili : İspanyolca, Quechua
Para Birimi

:

Nuevo Sol (PEN)
Dini : Hristiyanlık  
Önemli Şehirleri : Lima, Cuzco, Puno 

Özet Bilgi

Konum: Güney Amerika, Şili ve Ekvador arasında Güney Pasifik Okyanusu’nun kıyısında.

Yüzölçümü: 1.285.216 km².

Nüfus: 28.3 milyon (% 70’i kentlerde, % 30’i kırsal kesimde). 0-14 yaş: %31, 15-64 yaş: %64, 65 yaş ve üzeri: %5.

En yüksek noktası: Nevado Huascaran - 6.768m

Irk: Amerikan kızılderilisi % 45, Mestizo (Amerikalı Kızılderili ve beyaz melezi) % 37, beyaz % 15, siyah, Japon, Çinli ve diğer % 3.
Lima
Lima
İspanyollar 1533’de buraya ilk geldiklerinde vadi, üç önemli İnka tarafından yönetilmekteydi; kuzeye uzanan şehir kompleksleri Carabayllo; şimdi kısmen yıkılmış olan ve modern şehir ile Callao limanı arasındaki Maranga ve şimdi Lima sınırları içindeki bir dış mahalle olan Surco. 1535’de Fransisco Pizarro burayı “Kralların Şehri” takma adıyla kurdu, Lima adının Rio Rimac Nehri’nin yanlış telaffuz edilmesinden türediği düşünülmektedir. Bazıları ise Lima isminin, İspanyollar buraya geldiklerine buraları yöneten Taulischusco’nun topraklarını ifade ettiğini düşünürler. Rimac Nehri’nin kıyısındaki mükemmel stratejik ve coğrafi konumu bu şehrin bir başkent olarak iyi bir seçenek olmasını sağlamıştır. Doğal bir limana sahip olması, içinden nehrin geçtiği sulak vadi ve Andlara görece kolay ulaşımın olması Lima’nın artı özellikleridir. Kuruluşundan beri Lima, İnka döneminde inşa edilmiş teraslarda çalışan And köylüleriyle simgelenen Peru’nun genel imajından farklılık göstermiştir. 16. ve 17. yüzyıllardaki valilik döneminde İspanyol Amerikası’nın en önemli ve güçlü şehri, kültür ve ticaret merkezi olmuştur. Lima merkezi, Çin gibi uzak ülkelerden gelen ipeği ve lüks mobilyaları satan dükkanlar ve sergilerle doluydu. Sokakları süslü ahşap balkonlara ve Barok cephelere sahip binalardan oluşan blokların arasından dolaşıyordu.

Ama 1746’daki büyük depremde tüm şehirde ancak yirmi kadar ev ayakta kalmış ve beş bin kadar kişi –nüfusunun % 10’u- ölmüştür.

Bu deprem sonrasında Vali Amat, şehri yeniden yapılandırmış, geniş caddeler, çarpıcı bahçeler, Rococo tarzı evler ve saray salonları ile yeniden doğmasını sağlamıştır. Bağımsız bir Peru’yu amaçlayan antiemperyalist düşünceler de bu dönemde Lila’ya ulaşmıştır. 18. yüzyılda La Plata Valiliği kurulunca da Potosi madenlerinin kontrolü ele alınmıştır. 1821’de yoğun siyasi çabalar sonucunda General San Martin, Peru’nun bağımsızlığını ilan etti. Böylece Cumhuriyet dönemi başladı.

 
 
Cuzco
Cuzco
Çoğu kişinin zihninde Cuzco Vadisi ile İnkalar aynı anlama gelse de aslında İnkalardan önce buraya yerleşilmiştir. M.S. 700-800 arasında bu bölgeye hakim olan Killkiler, esas olarak bir tarım devletiydi ve yerel diorit ve andezit taşlardan tapınaklar inşa etmişlerdi. Bu yapılardan bazıları günümüze dek gelmiştir diğerleri ise sonradan yapılan İnka binalarıyla birleşmişlerdir. Örneğin Korikancha tapınağı, Killki güneş tapınağının temelleri üzerine yapılmıştır.

Efsaneye göre, İnka İmparatorluğu’nun efsanevi kurucuları Manco Papac ve kız karedeşi Mama Ocllo, Titicaca Gölü’nün sularından doğmuşlardır ve M.S. 1200’lerde Cuzco’yu kurmuşlardır. Sonraki iki yüzyıl boyunca da bu vadi, önce çeşitli gruplardan oluşan, zaman içinde de Peru dağlık bölgesine hakim olan İnka kabilesinin yurdu olmuştur. Cuzco şehir planı kutsal bir hayvan olan bir puma şeklinde tasarlanmıştır: önemli bir ayin alanı ve kale olan Sacsayhuaman, sivri dişli baştır; Pumachupan, kutsal kedinin kuyruğudur, şehirdeki iki nehir arasında yer alır; bu iki yer arasında da Güneş tapınağı Korikancha bulunur, İnka evreninin üretici merkezi, kutsal hayvanın belidir. Pumanın kalbi Huacapata’dır, her iki yöne de eşit olarak uzanan ve şimdiki Ana Meydan (Plaza de Armas) bulunan tören alanıdır. Dört ana yol meydandan başlayarak imparatorluğun her bir köşesine uzanırdı.

Şehrin ulaştığı düzey gerçekten dikkate değerdir. Tüm imparatorlukta rakipsizdi. 1532’de İspanyollar şehre geldiklerinde Cuzco çok gelişmiş bir şehir ve dinyadaki en büyük impatorluklardan birinin başkentiydi. İspanyollar şaşkınlık içinde kalmışlardı, şehrin güzelliği daha önce yeni Dünya’da gördükleri her şeyi geçmekteydi. Taş işçiliği İspanya’dakinden daha iyiydi ve şehirde kutsal mekanlarda kullanılmış değerli taşlardan gözleri kamaşmıştı. Bu zenginliğe sahip olmak için gerekenleri yapmakta da gecikmediler. Önce Cajamarca’da imparator Atahualpa’yı tuzak kurarak yakaladılar. Pizarro, imparatorun kendisinden Cuzco’daki büyük serveti öğrenince bu şehre gitti ve burada yine aynı isimle İspanyol Cuzco’sunu kurdu. Atahualpa’nın akrabası Manco kukla hükümdar olarak başa geçirildiyse de sonra o da öldürüldü. Pizarro’nun gidişinden sonra oğulları Juan ve Gonzalo gücü ele geçirdi ve davranışlarıyla İnkaların direnişe geçmelerine yol açtılar. 1536’da Manco Büyük İsyanı başlatmak için Kutsal Vadi’ye kaçtı.

Bir kaç gün için iki yüz kadar İspanyol, ellerindeki sekiz atla birlikte Cuzco’da 100,000 İnka savaşçıcı tarafından kuşatıldılar. Bir hafta sonra bir kaç yüz atlı İspanyol askeri, Sacsayhuaman’daki İnka üssüne karşı saldırıya geçti. İnanılmaz bir şekilde bu kaledekileri yendiler ve kılıçtan geçirdiler.

İspanyolların kontrolündeki Cuzco’da bir daha asla ciddi bir tehlike olmasa da savaşlar sona ermedi. Ertesi yıl rakip sömürgeci Almagro, şehri ele geçirdi ama bir kaç ay sonra Francisco Pizarro isyancı ispanyol askerlerini yenerek şehri tekrar ele geçirdi. Aynı dönemde bir grup İnka isyan ederek 1572’ye dek dayandı. Ama liderleri Tupac Aymaru’nun ele geçirilip Plaza de Armas’da idam edilmesiyle isyan sona erdi.

O zamandan sonra şehirde göreceli, bir barış hüküm sürdü. 1650’deki büyük deprem ise şehri yerle bir etti. Şehrin yeniden yapılması gerekti. Bu dönem aynı zamanda Cuzco’daki sanatın en yaratıcı olduğu dönemdir, hem Quechua hem de mestizo sanatçılar önemli eserler verdi.

Tüm bu mirasa karşın Cuzco ancak 1911’de Hiram Bingham’ın Machu Picchu’yu bulmasıyla dikkat çekmiştir. İnka duvarları, renkli kostümler, sarayların üzerine inşa edilmiş kiliseleri, And’ların arasında kaybolmuş kaleleri, efsanevi yolları kısacası görkemli geçmişinin izleriyle ziyaretçilerini etkileyen Cuzco, antik İnkaların kutsal şehri olmakla kalmayıp Amerika kıtasının arkoelojik başkentidir. Şehrin her köşe başında görülebilecek zengin arkeolojik mirasının yanı sıra hareketli gece hayatıyla Cuzco, Amerika kıtasında gidilebilecek en renkli yerlerden biridir. İnkaların Huacaypata diye adlandırdıkları Büyük Meydan, San Blas esnaf mahallesi, Güneş tapınağı veya Korikancha’nın üzerine inşa edilmiş Santa Domingo Rahibeler Manastırı, İnka sarayları gibi pek çok yer ile Sacsayhuaman veya Tambomachay gibi etkileyici kalıntılar ziyaretçileri bu şehre çekmektedir. İnka askeri mimarisinin en etkileyici örneklerinden biri olan ve doğudan gelen işgalcilere veya Andlardan gelen saldırılara karşı inşa edilmiş Sacsayhuaman Kalesi’nin en büyük özelliği 6 m yüksekliğe dek ulaşabilen ve birbirlerine tam olarak oturan taşlardır. Arkeolog Hiram Bingham’ın Machu Picchu’yu keşfetmesinden beri bu bölge, dünyadaki binlerce gezginin hayal gücünü ateşlemiş ve bu kişiler her yıl İnka yolunu izleyerek dünyadaki en muhteşem anıtlardan birinin bulunduğu zirveye çıkmışlardır. Bir dağın sırtında, Urumba Nehri’nin aktığı derin bir vadiye bakan alana kurulmuş Machu Picchu’nun çevresi sık tropik ormanlarla kaplıdır ve zamanında bir tapınma, yıldızları gözlemleme yeri ve İnka Pachacutec ailesi için özel çiftlik (hacienda) olarak kullanılmaktaydı. Taşlara oyulmuş merdivenler ve kanallar bu önemli arkeolojik şehirde sık sık karşımıza çıkacak.

 
Puno
Puno
Puno; Cusco Bolivya ve Şili arasında bir kavşaktır. Çok zengin bir geleneğe sahip bu şehir, hayranlık verici bir Pre-Kolombiya tarihine sahiptir. Burada 3000 yıl önce ortaya çıkan Pukara kültürü, ardında bazı piramitler ve yontu eserler bırakmıştır. Daha iyi bilinen Tiahuanaco kültürü ise M.S: 800 – 1200 arasında Titikaka Bölgesi’ne hakim olmuştur. On beşinci yüzyılda İnkaların ele geçirdikleri bu bölgeye yüzyıl kadar sonra İspanyollar geldiler ve kısa sürede buradaki zenginliği fark ettiler Günümüzde de Puno limanı önemini korumaktadır.

Titicaca Gölü
Van Gölü’nün üç katı büyükliğe sahip Titikaka Gölü, dünyanın en yüksekteki yüzülebilen gölüdür, 248 m derinlik ve 8500 km² yüzölçümü ile de en büyüğüdür. Gölün kuzey batı-güney doğu yönünde uzunluğu 311 km, en geniş yeri de 130 km. Günümüzde Peru ve Bolivya arasında paylaşılan Titikaka’nın kıyılarında yaşayanlar genellikle balıkçılık, tarım, hayvancılık ve turizmle  geçiniyorlar. 1978’de Ulusal Koruma Alanı haline getirilen gölde altmış kuş, on dört balık ve on sekiz amfibyan türü yaşar. Titicaca’da, Quechua yerli dili ve halkı ile güneyli Aymara dili ve halkı bir arada yaşar. İnsanlar tarafından sazların üztüne kurulmuş yüzen Uros adaları üzerinde yüzyıllar önce kuruldukları dönemden beri yaşam devam etmektedir. Her ne kadar göl üzerinde bu adalardan 48 tane olsa da genellikle en büyük olanına gidilir. Bu adalar, Titikaka’nın sığlıklarında bol bulunan tortora kamışlarının kat kat konmasıyla oluşturulmuşlardır. Aynı zamanda bura halkı için bir besin maddesi de olan Tortora kamışları (köklerinin yakınındaki özü içilebilir) damların duvarların ve balıkçı teknelerinin yapımında da kullanılır. Kasım ve Şubat arasındaki yağmurlu mevsimde bu adalardan bazılarının suyun üzerinde yüzdükleri görülebilir. Günümüzde adalarda 600 kadar Uros yerlisi yaşamaktadır ve bunlardan çoğu Quechua ve Aymara karışımıdır. Bu adaların tabanını oluşturan sazlar çabucak çürüdüğü için üste sürekli olarak taze kamış eklenmesi gerekir. Adalar on iki veya on beş sene kadar dayanabilirler. Yerlilerin yarısından fazlası Katolikliğe dönmüşlerdir.

Taquile Adası’nda ise on bin yıldır yerleşim vardır. Ada halkının M.Ö. 4000’lerde tarımla tanıştıkları düşünülmektedir. Üç bin yıl kadar önce burada yaşayan Pukara kültürü insanları, buradaki ilk taş terasları yapmış olmalıdır. On üçüncü yüzyıla dek de Aymara dili konuşan Tiahuanaco kültürü bu adaya hakim olmuş, İnkalar adaya hakim olunca da adalılar Quecheua diliyle tanışmışlardır. 1580’de ada, Pedro Gonzalez de Taquile tarafından satın alınış ve İspanyol etkisine girmiştir. 1930’larda eski başkanlardan Sanchez Cerro gibi bazı kişiler için hapis ve sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Gerçek yerlilerin torunları ancak adayı tekrar satın alarak adanın hakimiyetini ele geçirmişlerdir. Mısır, patates, arpa ve buğday yetiştirseler de Taquile halkının çoğu –nüfusları 1200 civarı- alpaca yününden dokuma ve örgü işleri üretir. Erkekler, siyah yün pantalonlar giyer, pembe, kırmızı ve yeşil renkte bel kayışları takarlar, kadınlar ise güzel siyah başörtüleri, süeterle, koyu renkli şallar ve kimi zaman üst üste sekiz gömlek giyerler, bu gömlekler genellikle çarpıcı pembe veya parlak kırmızı püskül ve kenarlarla süslüdür. Bir erkeğin evli olup olmadığını ise yün şapkası veya chullo’sunun renginden anlamak mümkündür, eğer evliyse şapkası tamamen kırmızıdır, ama bekarsa beyazdır. Bekar erkekler genellikle kendi chullo’larını giyerler. Resmi görevli ve yetkililer, kırmızı chullo’larının üzerine siyah sombreroralar giyer ve bir baston taşırlar. Taquile halkının en önemli özelliklerinden biri de ataları gibi kollektif bir sistem dahilinde yaşamaları. Örneğin adada otel yok, adalılar gelen tursitleri sırayla evlerinde ağırlıyorlar. Adada toprak özel mülkiyet halinde olsa da ne ekileceğine ve nasıl paylaşılacağına tüm köy karar veriyor. Adaya ulaşımı sağlayan tekneler de yine köyün malı ve çalıştırma hakkına sadece Taquileliler sahip. Taquile’de yapılan el işi kemerler, para keseleri, yelekler, şapkaların, Güney Amerika’daki en usta işi el sanatı olarak kabul edildiğini de belirtmek lazım. İşin şaşırtıcı ve sıra dışı yanının da bu el sanatlarının, özellikle de örgü işlerinin erkekler tarafından yapılmaları.
Nazca
Nazca - Paracas
Nasca Çizgileri

Bu çizgiler hakkındaki en büyük uzman kuşkusuz 1930’larda Nazi Almanyasından Peru’ya kaçam Maria Reiche’dir. Reiche, 1946’dan 1998’deki ölümüne dek burada neredeyse aralıksız çalışmıştır. Reiche, bu çizgilerin doğu ve batı ufuklarındaki gök cisimlerinin doğuş ve batış noktalarıyla bağlantılı astronomik bir takvim olduğuna inanıyordu. Teorisine göre tüm bu alan, hava durumundaki değişkenliklerle ilgili olmak yerine mevsimsel değişikliklere bağlı olarak ekim dikim ve hasat zamanlarını ayarlamak için tasarlanmıştı.

Bazı yıldızlar, buradaki bazı çizgilerle, şekillerle veya hayvan çizimleriyle aynı hizaya geldiklerinde, ekim, yağmurların gelişi, yazın başı veya sonu veya hasat zamanını gösteriyorlardı. Ayrıca bu bilgiye sahip üst düzey rahiplerin de, halkın yapacakları üzerinde büyük bir kontrol gücüne sahip olmalarını sağlıyordu. Nasca gibi bir çöl bölgesinde, yeryüzünde olan olaylarla, göklerdeki hareketler arasında bağlantı kurmak için güçlü bir eğilim vardı ve gece gökyüzünün görünümü ile doğanın döngüleri arasındaki ilgiye dair bilgi sahibi olmak çok önemliydi.

Bu çizgiler kilometrelerce uzanmaktadırlar, bazıları yamuk biçimlidirler ve gerekli şeklin yapılabilmesi için arazideki taşlar temizlenmiştir. Bazıları ise kuşlar ve hayvanların stilize çizimleridir, olasılıkla astrolojik aşamaları ve Nasca klan sınıflarını simgelerler. Belki de her sembol, bu İnka öncesi topluluktaki belli bir alt grubu simgeliyordu.
 
Paracas Ulusal Koruma Alanı

Esas olarak deniz hayatını korumak amacıyla 1975’de kurulan 117.000 hektarlık bu alan, sıklıkla güçlü rüzgarlar ve kum fırtınaları tarafından dövülür. Paracas da Quechua dilinde “yağan kum” anlamına gelmektedir. Dünyanın en zengin denizlerinden birinin bulunduğu bu alanda bol miktardaki planktonlar sayısız çeşitteki balığa ve ahtapot, kalamar, balina, köpekbalığı, yunusa besin sağlar. Ayrıca burası, göçmen kuşları ağırlar ve tehlikede olan türlerin sığındıkları yerlerden biridir.

Günümüzden 9000 yıl önce, Paracas’da İnka kültürünün yayılamasından da önce, insanlar buralara gelip yerleşimler kurmuşlar ve M.Ö. 2000 ila 500 arasında uygarlıkları zirveye ulaşmıştır.
Puerto Maldonado
Peru Amazonları
And Dağları'nın doğusunda “Selva” adı verilen Yağmur Ormanları bölgesi başlar. Ilıman iklimin hüküm sürdüğü bu tropik bölgede mevsimler arası geçişler yumuşak olur. Isı farklılıklarının az olduğu bölgelerde yıllık ortalama sıcaklık yaklaşık 26 °C olup, yıllık yağış miktarı 3.800 mm'ye ulaşır. Burada, Brezilya'ya doğru Amazon Havzası'ndan akan Amazonların diğer kaynak nehirleri doğar.Peru Yağmur Ormanları sık ve neredeyse balta girmemiştir. And Dağları'ndan çıkarak geniş kıvrımlarla Amazonlar'a akan nehirler, orman derinliklerinden geçen tek ulaşım damarlarıdır. Bu bölgenin büyük ve turizm için önemli olan şehirleri Iquitos ve Puerto Maldonado'dur. Iquitos'a Lima'dan kara yolu ile ulaşmak mümkün olmayıp, ulaşım uçak ya da vapurlarla olur. Puerto Maldonado'ya uçak (1 ½ saat Lima; ½ saat Cuzco), vapur ya da kara yolu ile ulaşılabilir.Peru'nun yağmur ormanları bölgesinde büyük bir bitki bolluğu bulunur. Bu bitki örtüsünün başlıca temsilcileri kauçuk, tesbih ağaçları, vanilya bitkileridir. Florada ki çeşitlilik faunada da kendini göstermektedir. Armadillo, pembe yunuslar, maymunlar, yılanlar, timsahlar, jaguarlar, pumalar ve flamingolar gözlemleyebileceğimiz hayvan çeşitlerinden bazıları olacaklar.

Diğer Bilgiler
Tarihi

Eski Peru, tarih boyunca birden çok önemli And uygarlığının beşiği olmuştur. Bu uygarlıklardan en önemlisi ise 1533’de İspanyol sömürgeci ve fatihlerce hakimiyet altına alınan İnkalardır. İnka İmparatorluğu, Güney Amerika’nın batısından şimdiki Kolombiya’nın güney sınırına, Şili ve Arjantin’in kuzey bölgelerine dek uzanan alana hakimdi. Aslında sadece imparatorun adı “Yeryüzündeki Tanrı” anlamına gelen İnka idi. Cuzco’da yaşayan bir kabile, Cuzco’yu başkent yaptı ve bu imparatorluğu yarattı. Cuzco’daki devletin sınırlarını gerçekten genişleten ilk hükümdar Pachacuti idi. Pachacuti’nin soyu da, gerek savaşlar gerek anlaşmalar yoluyla çevresini fetheden bir imparatorluk yönetmiştir. Cuzco’daki kraliyet şehri bir pumaya benzer şekilde inşa edilmiştir. Asıl kraliyet yapısı olan başa Sacsahuaman deniyordu. İmparatorluk, Chinchasuyu, Antisuyu, Contisuyu ve Collasuyu olmak üzere dört kısma bölünmüştü. Resmi dil olan Quechua (Quichua), imparatorluğu kuran kabileye komşu bir kabilenin diliydi. Fethedilen yerlerdeki halkların kendi dinlerini ve yaşam tarzlarını sürdürmelerine izin veriliyordu ama İnka kültürünü ve uygulamalarını kendilerinkinden üstün tutmaları gerekiyordu. Örneğin Güneş Tanrı İnti, imparatorluğun en önemli tanrılarından biri olarak kabul ediliyordu. Bu kadar geniş bir alana yayılmış olan bu imparatorluğun sınırları içindeki her noktaya ulaşan etkileyici bir yol ağı da kurulmuştu. İnka Yolu denilen bu yol üzerinde mesaj taşıyıcı chaskiler, Cuzco’daki imparatorluk merkezine haberler taşımaktaydı.

Francisco Pizarro, 1531’de Peru sahillerine çıktı.

İnka İmparatorluğu’nun sonunu İspanyol fatihlerin üstün ateş gücü ve altına duydukları hırs getirdi. Francisco Pizarro, 1531’de Peru sahillerine çıktığı sırada İnka İmparatorluğu bir iç savaşın tam ortasındaydı. İki kardeş, Huáscar ve Atahualpa, ölmüş babalarının yerine tahta geçmek için savaşıyorlardı. Pizarro’nun güçleri tuzak kurarak Atahualpa’yı yakaladı ve serbest bırakmak için bir oda dolusu altın istedi. Bu fidye ödenmesine rağmen Pizarro, Atahualpa’ya öldürttü. 1535’de Lima’yı kurdu ve Peru’nun yeni başkenti ve yönetim merkezi yaptı. Burası 200 yıl boyunca Güney Amerika’da İspanya’ya bağlı bir valilik oldu. Ispanya Krallığı için esas altın ve gümüş kaynağı olan Lima, Mexico City ile birlikte İspanya İmparatorluğu’nun Amerika’daki en önemli iki şehrinden biriydi.

Peru, 1821’de bağımsızlığını ilan etti,

kalan İspanyol güçleri de 1824’de yenildi. Bununla birlikte komşularıyla ve İspanya ile olan mücadelesi ve savaşlar çeşitli aralıklarla 1929’da Peru ve Şili arasında anlaşma imzalanmasına dek devam etti. 12 yıllık askeri rejimden sonra 1980’de Peru, tekrar demokratik yönetime geri dönmüş ama ekonomik sorunlar ve şiddetli isyanlarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. 1990’da başkan Alberto Fujimori’nin seçilmesinden sonraki 10 yıl boyunca ekonomide ve gerilla faaliyetlerinin azaltılmasında önemli ilerlemeler kaydededilmiştir. Bununla birlikte başkanın giderek daha fazla sıkı önlemlere başvurması ve 1990’ların sonundaki ekonomik çöküş, yönetim hakkındaki hoşnutsuzluğun giderek artmasına neden oldu. 2000 baharında yapılan seçimleri üçüncü kez kazanan Fujimori, uluslararası baskı ve yolsuzluk skandalları nedeniyle aynı yılın Kasım ayında görevinden el çektirildi. Geçici bir hükümet, 2001 baharında seçimlerin yapılmasını sağladı ve bu seçimlerin sonucunda da Alejandro Toledo hükümetin başına geçti, ama onun başkanlığı da yolsuzluk iddiaları nedeniyle zor günler yaşamıştır.

İnka Toplumu

İnka imparatorluğu kısa sürede hiyerarşiye dayalı bir toplum yapısı geliştirmiştir. En üst düzeyde güneşin oğlu ve tanrı Viracocha’nın soyundan gelen Sapa İnka vardı. Onun altında rahip-soylular, yönetimle ve dinle ilgili önemli pozisyonların çoğunu dolduran ve ayllu denilen sınıf bulunuyordu. Onları yönetmek için de bölgesel ayllu şefleri olan ve köylü sınıfından vergi toplayan curacas veya orejones çalışıyordu. Toprağın üçte biri imparatora ve devlete, üçte biri yüksek dereceli rahiplere, tanrılara ve güneşe ve üçte biri de ayllu’ların kendilerine aitti. Toprak işleri, hayatı idame ettirmekten çok devletin varlığını devam ettirmeye yönelikti. Yine de kıtlık zamanlarında depolar halkı doyurmak için açılırdı.

Aslında elit sınıfın hayatı düşünüldüğü kadar da rahat değildi; sınıflarının kendilerine sağladığı yararlar, bir imparatorluğun yönetimiyle ilgili gerilim ve endişenin karşılığında kazanılmaktaydı, her yere ordular göndermeleri ve tanrıları mutlu etmeleri gerekirdi. Bununla birlikte İnka soyluları hamamlarda rahatlamayı, av tatillerine çıkmayı ve dinsel takvimleri izin verdikçe ziyafetlerde yiyip içmeyi severlerdi. Allyu şefleri genellikle İnka kraliyet soyundan gelmeseler de konumları normalde babadan oğula geçerdi. Daha düşük derecedeki soylular olarak küpeler ve özel süslenmiş kafa bantları giyebilirlerdi; görevleri ise halk tabakasını hem koruma hem de onları kullanmaktı. Çiftçilik yapmazlardı.

Rütbeler, onluk bir sistem izleyerek yükselirdi. En üst rütbedeki curacas, on bin kişiden sorumluyken onun altındaki iki şefin her ikisi de beş bin kişiden sorumluydu, en küçük köylerde bir kişi on kişiden sorumluydu. Kadınlar sayımda hesaba katılmazlardı. İnkalarda bir ev, bir adam tarafından temsil edilirdi ve sadece o, ayllu’ya karşı vergi vermek mecburiyetindeydi. Aile içinde ise kadının rolü, evin reisine olan yakınlığına göre değişirdi. İnka kadınlarının çoğu için biçilen tek rol, köylü/çiftçi yaşamı ve çocuk doğurmaktı. İmparatorluk sınırları içindeki 9-10 yaşında çocuklardan bazıları güzellikleri ve akılları nedeniyle seçilirdi.

İnkalar ele geçirdikleri yerlerden zanaatkarları toplarlardı. Altın işleyicileri, çömlekçiler, marangozlar, duvarcılar ve quipumayos (muhasebeci) sık sık evlerinden çıkartılıp doğrudan Cusco’nun imparatoruna gönderilirlerdi. Sarayda en düşük rütbeli hizmetlinin bile iş düzeniyle ilgili katı bir uygulama vardı. Eğer bir adam odun kırıcılık işini yapıyorsa, ondan ormandaki odunları toplaması istenmezdi, bu iş başkasının göreviydi.
 
Benzeri uygulamalar yalılar ve artık çalışamayanlar için belirli düzenlemeler vardı. Elli yaşlarına geldiğinde bir erkek yaşlı kabul ediliyordu. Artık normal bir iş ağırlığını yüklenmesi beklenmezdi, vergi ödemezdi ve her zaman devlet depolarından destek alabilirdi. Bununla birlikte toplum ondan yakacak odun toplamak gibi bazı işler yapmasını beklerdi. Aynı şekilde çocuklar da evde ve tarlada işlere yardım ederlerdi, hatta yaşlılarla çocuklar birlikte çalışırlardı böyle gençler doğrudan yaşlılardan öğrenirdi. Sakat kişilerin ise yapabilecekleri işleri yapmaları istenirdi ve yine kendileri gibi sakat olan kişilerle evlenebilirlerdi.
 
Esas olarak vejetaryen bir beslenme tarzı süren İnka toplumunda mısır hem besin hem de chicha(mısırdan yapılan %1-3 alkol içeren bira) yapımında çok önemliydi. Kokayı ise rahipler ve İnka elitleri kullanabiliyordu. Yumuşak narkotik bir uyarıcı olan koka yaprakları, limon veya kalsiyum gibi bir katalizatörle birlikte ağızda çiğnendiklerinde, bedeni soğuğa, açlığa ve yorgunluğa karşı dayanıklı kılar veya duyarsızlaştırırlar. İnkalar da koka yapraklarının sihirli özellikleri olduğuna inanırlardı, gelecekten haber almak için kullanırlar, doğanın güçlerine sunarlardı.
  

İnka Dini

İnka hakimiyeti sırasındaki en önemli dinsel yenilik, yaratıcı Tanrı Viracocha’nın soyundan geldiklerinin kabul edilmesini istemeleriydi. Bir tanrının soyundan geldikleri iddiası İnkalara göre, askeri ve kültürel yayılmacılık konusunda geçerli bir neden oluşturuyordu. Boyunduruk altına aldıkları halkların tapınaklarını yıkmazlardı, tam tersine bazı kutsal yerlerin, ruhsal dünya ile iletişim kurulan mekanlar olarak kutsallıkları kabul edilirdi.
 
Güneş, İnka inanışındaki en belirgin semboldü, baş tanrı ve devlet dininin görünen yüzüydü (Viracocha, daha dolaylı, daha eterik güçtü). Güneş, tarıma dayalı bu imparatorluğa yaşam verirdi ve güneşin hareketleri ile tarım faaliyetler ve yıllık ayinler arasında anlaşılması güç bir bağlantı vardı. Yine de İnka dininin esas olarak güneşe tapınmaktan ibaret olduğunu düşünmek onu çok basite indirgemek olur. İnka kozmolojisinde farklı düzeyler vardı: yaratılış aşaması, astral düzey ve dünyasal boyut. En üst düzey, dünyaya ve insanlığa yaşamı veren yaratıcı tanrı Viracocha’yla ilgiliydi. Onun altında göksel tanrılar olan güneş, ay ve bazı yıldızların (özellikle Pleiad Takım Yıldızı veya Süreyya Burcu) bulunduğu astral düzey vardı. Dünyasal boyut ise insanın yaşadığı boyuttu ve sihirli olmamasına rağmen, alışılmadık kaya veya zirve oluşumları, mağaralar, mezarlar, mumyalar ve akarsular şeklinde kendini gösteren bazı önemli huacas (kutsal alan) veya türbelerle donatılmıştı.
 
Astral düzey ve dünyasal boyut, aslında genel olarak İnkalar güçlenmeden önce Peru’da kullanılan tapınma yer ve unsurlarından oluşuyordu. Dinsel sosyal hiyerarşinin başında, Cusco’nun başrahibi ve genellikle Sapa İnka’nın bir kardeşi olan Villac Uma vardı. Onun altında ise belki de yüzlerce rahip, kraliyet kanından gelen soylular, törenler, tapınaklar, kutsal alanlar, şifa ve kurbanla ilgili işlerden sorumluydu. Onların da altında sıradan rahipler ve seçilmiş kadınlar vardı. Hiyerarşinin en altında ise, bitkisel tedavi ve büyü ile uğraşan ve küçük yerel huacaslarda kurbanlar kesen curanderos’lar bulunurdu.
 
İnkalar hem ay hem de güneş yılını bilirlerdi ama genellikle ekime başlamak için doğru zamanı özel bir kaktüsün çiçek açmasına veya yıldızların konumuna bakarak karar verirlerdi. Tanrılara verilen kurbanlar genellikle lamalar, cuylar(ginea pick) veya chichalardı (et), ama kimi zaman seçilmiş kadınların veya diğer yetişkinlerin de öldürülerek kurban edildikleri olurdu. Yılda bir kez, genç çocukların da en önemli kutsal merkezlerde kurban edildikleri sanılmaktadır.
 
Peru’da Büyücülük ve Şamanizm

Peru’da şifacı büyücülerin kökeni, hallüsinojenlerin ayinlerde kullanımı kadar eskidir.

M.Ö. 1200-M.S. 200 arasında varlığını sürdürmüş Chavin kültürü sırasında gelişmiş olmalıdır. Tarım, seramik ve diğer teknikler gelişmiş olsa da ilk organize kutsal mimari tarzı Chavin kültüründe görülmektedir ve bu dönemde Peru’nun kıyı kesimlerinde ve And Dağları’nda yapılan çömleklerde sembolik imaj ve şekillere rastlanmaktadır.
 
İnkaların ise kutsal bitki ve koka dışında kendi özel hallüsinojenleri de vardı: vilca (Quechua dilinde kutsal demektir). Vilca ağacı, Peru And’larının doğu yamaçlarındaki bulut-orman bölgelerinde yetişir. İnkalar da bu ağacın tohumundan bir tür enfiye yaparak, birisinin yardımıyla burunlarına çekerlerdi. İnka rahipleri de vilcayı, vizyonlar görmek, tanrılarla ve ruhlarla iletişime geçmek için kullanırlardı.

Günümüzde Peru dağlarındaki curanderos’lar tarafından hâlâ kullanılan San Pedro kaktüsü de aktif meskalin içeren bir hallüsinojendir. Ormandaki köylerde yaşayan curanderoslar ise, yerel halkı Kızıl derili şamanizmi ile Katolik inanışının bir karışımını kullanarak iyileştirirler. Bu büyücüler genellikle tropik bölgede en çok bulunan ayahuasca isimli bir hallüsinojeni kullanır. Ayahuasca, yerlilerin bilinçlerini ve dünyayı algılayışlarının anlaşılmasında anahtar bir öneme sahiptir.
 
Orta Peru Amazonlarında yaşayan Shipibo halkı, harika seramik ve dokuma işleriyle ünlüdür. Bu işlerin üzerindeki son derece karmaşık, genellikle siyah ve beyaz renkte yapılmış şekiller vardır. Geleneksel olarak bu şekiller, şaman ayahuasca etkisindeyken alınan vizyonlardan etkilenerek yapılanırlar. Ayahuascanın etkisi ise “ruhların aşağı inmesi” olarak açıklanır.
 
Modern Peru’daki kadim şifacılık-büyücülük hakkında söylenebilecek tek kesin şeyse, bu büyücülerin, bizim rasyonel bilimsel dünya görüşü ve algılayışımızın temelini gerçekten sorguladıklarıdır.
Mail Grubuna Katıl
Travelterminal.net sitesinde yer alan tüm metin, resim ve içeriklerin hakları TEK TURIZM İNŞ.TESKT. SAN. ve TİC. Şirketine aittir. Hiç bir şekilde basılı veya elektronik bir ortamda izinsiz kullanılamaz veya kopyalanamaz. Tüm içerik bilgilendirme amaçlı olup değişiklik olması durumunda Travelterminal.net sorumlu tutulamaz.