travelterminal.net'e Hoşgeldiniz Lütfen giriş yapmadan önce aşağıdaki bilgileri okuyunuz.
Kullanıcı Sözleşmesi
Gizlilik Sözleşmesi
ÜYE GİRİŞİ
 
 
ÜYE KAYIT
 
 

Bursa

Bursa
Bursa, Marmara bölgesinin 2. büyük ilidir. Türkiye'nin İstanbul, Ankara ve İzmir'den sonraki 4.büyük ilidir. Kuzeyinde Marmara Denizi ve Yalova, kuzeydoğuda Kocaeli ve Sakarya, doğuda Bilecik, güneyde Kütahya ve batıda Balıkesir illeri ile çevrilidir.
Türkiye'nin önemli sanayi kentlerinden biri olmanın yanında medya, iletişim, ulaşım ve sağlık hizmetlerinin de en yoğun olduğu kentlerden biridir.
Özet Bilgi
Bursa ilinin kent merkezi, Türkiye'nin büyük metropol kentlerinden ve en çok nüfusa sahip 4. şehridir. Ekonomik açıdan Türkiye'nin gelişmiş kentlerinden biri olan Bursa doğal ve tarihsel zenginlikleriyle de önem taşır. Bursa'da en çok Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemine ait tarihî eserlerin bulunmasının sebebi ise, Bursa'nın Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti olmasıdır. Bursa alışveriş merkezleri, parkları, müzeleri ve çarşısıyla bölgede öne çıkar. Ayrıca Bursa Marmara bölgesinin İstanbul'dan sonra gelen ikinci büyük şehridir. Türkiye'nin en önemli sanayi kentlerindendir. Şehir İstanbul'dan sonra en büyük ikinci ihracatı gerçekleştirmektedir
Bursa Merkez
Yeşil Camii

Yeşil semtinde Bursa ovasına bakan sırtta Sultan Çelebi Mehmed tarafından 1419 yılında inşa ettirilmeye başlanan cami, erken Osmanlı mimarisinin baş yapıtlarından biridir. Üzeri kubbelerle örtülmüş, duvarları düzgün kesme taş ve mermer kullanılarak inşa edilen camin mimarı Hacı İvaz Paşa‘dır. Zengin süslemeler ve hatlarla kaplı mermer taç kapısı, Osmanlı taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Ana kapının etrafı rumi motifle bezenmiş, basık kemeri sarkıtlarla zenginleştirilmiştir. Bazı bölümleri ise çiçek dizisi ve sarmal biçimli oymalıdır. Kemer aynalarının her birinde farklı olmak üzere kabartma çiçek motifleriyle süslenmiştir. Kapı alınlığının etrafı hadis hatları ile çerçevelidir.

Ters T planlı, kanatlı camilerden olan Yeşil Cami’nin cephesi, mermerdendir. Süslü dört pencerede iki ufak mihrapçık ve dört korkuluklu niş görülür. Yeşil Cami pencereleri, Türkiye’deki anıtsal taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Pencere etrafında bir bölümü yarım bırakılan yazılar dikkati çeker. Camiye 2-3 metre uzunluğundaki bir koridordan geçilerek girilir. Koridorun gerisinde Bizans başlıklı ikişer sütun yer alır. Bu koridor doğu ve batı ucunda üstü tonoz örtülü yan odalara açılırken, alçak girişin ardından orta mekâna ulaşılır. Yeşil Cami’nin büyük bölümü çini ile kaplıdır. Çini süslemeler caminin en önemli özelliğidir. Süslemede kullanılan firuze rengi çinilerden dolayı “Yeşil Cami” adıyla anılmaktadır. Caminin müezzin mahfili Bursa kemerlerinin üstüne kadar çini ile kaplıdır. Hünkâr mahfili de muhteşem çini süslemelere sahiptir. Hünkar mahfilindeki sarkıt halindeki çiniler çicek görünümündedir. Mahfilin korkuluğu da çini harikası olarak gösterilir. İki kubbe ile örtülü ana mekânın ilk bölümündeki şadırvanın yekpare mermerden yapılan eşsiz incelikteki fıskiyesi maalesef son yıllarda çalınmıştır. Caminin mihrabı ise bir çini şaheseridir. Geometrik motiflerle, çiçeklerin yer aldığı on metreden yüksek olan mihrap camideki çini işçiliğinin zirvesidir. Camideki kapı, pencere ve dolaplardaki ahşap işçiliği ile kullanılan demir aksam da son derece usta işidir. Yeşil Cami’de son cemaat yeri yoktur. Buna inşaat sırasında başlandığı fakat Sultan’ın ani ölümüyle yapılamadığı sanılmaktadır. Yeşil Cami’nin Divan Meclis Dairesi olarak da düşünüldüğü ve buna göre yapıldığı konusunda da iddialar vardır. Caminin minareleri 19. yüzyılda yeniden yapılmıştır.
Yeşil Türbe
Bursa’nın en önemli simgelerinden biri olan ve kentin sembolü haline gelen Yeşil Türbe, külliyenin bir başka yapıtıdır. Yeşil Türbe, 1421 yılında Sultan Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Yeşile çalan çinilerle kaplı olduğu için bu isimle anılmaktadır. Yeşil Cami’nin olduğu gibi türbenin mimarı da Hacı İvaz Paşa’dır. Türbe, sekiz köşeli planı ve alt kattaki mezar odası ile Selçuklu kümbetlerinin devamı görünümündedir. En dar yüzü 8.45 metre, en geniş yüzü 8.87 metre olan sekizgen yapıyı, sekiz pencereli, yüksek bir kasnağa oturan kurşun kaplı kubbe örtmektedir. Beden yüzleri beyaz mermerden yapılmıştır. Çerçeve ve ayaklar 3.5 metre açıklığı bulunan üzengilerle boşta duran sivri kemerleri taşımaktadır. Güney ve kuzey cepheleri haricindekilerde dikdörtgen büyük pencereler ile sivri kemerli alçı pencereler vardır. Pencere alınlıklarındaki çinilerde ayet ve hadisler yazılıdır. Günümüze çok az değişikliklerle gelen cephe, girişin doğusundaki ilk yüzdedir. Türbenin ceviz ağacından oyulmuş kapısı Osmanlı ahşap işçiliğinin en muhteşem örneklerinden biridir. Rozet, rumi ve geometrik motiflerle oya gibi işlenen kapının Bursa kemeri cumbası ve çevresi çini kaplıdır. Türbenin içindeki renkli sır ve mozaik çini süslemeleri de eşsiz güzelliktedir. Türbe günümüze ulaşan en muhteşem çinili mihraba sahiptir. Renkli ve geometrik motifli çinilerle bezenmiş olan mihrap, bir sanat şaheseri olarak kabul edilir. Türbe içinde bulunan Çelebi Sultan Mehmed’in sandukası sekiz köşeli, yanları mermer, üstü çini kaplamadır. Sandukayı kaplayan beyaz, mavi, sarı, lacivert çinilerin üzerine yazılar bezenmiştir. Çelebi Sultan Mehmed’in sandukasının etrafında oğulları Mustafa, Mahmud ve Yusuf, kızları Selçuk Hatun ve Sitti Hatun ile Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun’nun çinili sandukaları bulunmaktadır.
Yeşil Medrese (Türk İslam Eserleri Müzesi)
İlk Osmanlı medreselerinden olan Yeşil Medrese, Sultaniye ve Çelebi Mehmed Medresesi adıyla da anılır. Yeşil Külliyesi bünyesinde yer alan bu yapıt Anadolu Selçuklularının açık avlulu (eyvanlı) medreselerinin devamı görünümündedir. Birçok ünlü bilgin yetiştiren medrese Mimar Hacı İvaz Paşa tarafından 1414–1424 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultanın ani ölümü üzerine sonradan tamamlanmıştır. Kuzeydeki yıldız tonoz ile örtülü giriş eyvanından sivri kemerli bir kapı ile avluya girilir. Avluyu üç taraftan çeviren revaklar sivri kemerlidir. Yapının ortasında geniş bir avlusu, merkezinde ise mermerden bir havuzu bulunmaktadır. Güneyde yüksek açık eyvanlı bir dershane, iki yanda ise birer ufak eyvan ile 13 oda yer almaktadır. Geniş eyvan sekizgen kasnak üzerine oturur ve kurşun kaplı kubbeyle örtülüdür. Diğer eyvanlar ise kiremitle örtülü ve kirpi saçaklıdır. Yanlardaki 1.2 metre genişliğindeki iki merdiven ve yarım bırakılan kısımlar medresenin başta iki katlı planlandığını göstermektedir. Medrese odalarının önünde avluyu üç taraftan çeviren revaklar yer almaktadır. Odaların tavanları çapraz tonozludur. Batıdaki firuze ve beyaz çinilerle kaplıdır. Tavanı beyaz, lacivert ve sarı renklerle yapılmış geometrik örgü motifi ile bezenmiş, pencere aynaları ise dama motifi şeklinde çinilerle süslenmişti. 1975 yılından beri Türk İslam Eserleri Müzesi olarak faaliyet gösteren medresede, 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar uzanan; maden, seramik, ahşap, işleme, silah, el yazması kitaplar, İslami sikkeler, İslami kitabeler ve mezar taşları ile çeşitli etnografik eserler sergilenmektedir. Medrese 2000’li yılların başında önemli bir onarımdan geçmiştir.
Atatürk Müzesi

Çekirge Caddesi üzerinde bulunan binanın 19.yüzyılın sonlarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Köşk bodrum ve çatı katının dışında iki katlıdır. Atatürk’ün Bursa’yı ikinci ziyaretinde (20-24 Ocak 1923) Bursa Belediyesi bu binayı Miralay Mehmet Bey’den satın alarak kendisine hediye etmiştir. Bundan sonra Atatürk Bursa’yı ziyaretlerinde bu evde kalmış, 1938 yılından sonra Bursa Belediyesi tarafından T.C. Emekli Sandığı’na satılmış, 6.2.1968 tarihinde Emekli Sandığı köşkün kullanımını Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne devretmiştir. 29 Ekim 1973 tarihinde Cumhuriyet’in 50.yılında müzeye dönüştürülerek ziyarete açılmıştır.

I. Kat: Girişin sağında kabul salonu, solda yemek salonu ile buraya açılan dinlenme odasından meydana gelmiştir.

II. Kat: Sağda yatak odası, solda çalışma odası ve çalışma odasının sağ yan tarafından geçilerek limonluk bölümüne ulaşılır. Bodrum kat, mutfak ve hizmet için kullanılmıştır. Köşkün eşyalarının tamamına yakını Atatürk’ün kullandığı orijinal eşyalardır.
Karagöz Evi Müzesi
Karagöz ve Hacivat gerçekten yaşadı mı? Karagöz ve Hacivat’ın yaşamış gerçek kişiler olup olmadığı bir tartışma konusudur. Gölge oyununun bu iki kahramanı halkın gönlünde yüzyıllarca öyle yerleşmişlerdir ki, halk onları gerçekten yaşamış kişiler olarak görmek istemiştir. Bu nedenle bazı söylencelerle onların gerçekten yaşadıkları ileri sürülmüştür. Bu söylencelerden biri; Sultan Orhan devrinde Karagöz’ün demirci, Hacivat’ın da duvarcı olduğu, Bursa’da bir camii inşasında çalıştıkları, söyleşmeleri ile öteki işçileri oyaladıkları, bu yüzden camii yapımının gecikmesi üzerine sultanın onları ölümle cezalandırdığı şeklindedir. Ancak Sultan, bir süre sonra iç acısı çekmeye başlar. Padişahın acısını dindirmek isteyen Şeyh Kûşteri, bir perde kurdurarak Hacivat’la Karagöz’ün deriden yapılmış tasvirlerini perde arkasında oynatıp onların şakalarını tekrarlayarak padişahı avutur. Bu söylencenin dört çeşitlemesi vardır. İkinci söylentiyi Evliya Çelebi’de buluyoruz: Ona göre, (Hacivat) Hacı İvaz, Selçuklular çağında Mekke’den Bursa’ya gidip gelen Yorkça Halil adıyla da anılan tanınmış biriydi. Karagöz ise İstanbul Tekfuru, Konstantin’in seyisiydi. Sofyozlu Bali Çelebi olarak da anılırdı. Yılda bir kez, Tekfur kendisini Selçuklu Sultanına gönderirdi. O da bu ziyaretleri sırasında Hacivat ile buluşup sohbet ederdi. Hayal-i Zilli (Hayal Oyunu) sanatçıları da onların söyleşmelerini gölge oyunu olarak oynatırlardı. Nitekim günümüze dek Karagöz’ün gerçek veya yapıntı bir kişi olup olmadığına dair basında uzunca tartışmalar olmuş. Bu tartışmalardan birinde Filibeli Mithat Bey’in Bursa Belediye Başkanı Muhittin Bey’e bir mektubu yayınlanmıştır. Mektup sahibi 1333 yılında Hisar’daki Ortapazar Medresesi kitaplığında, “Hayat ve Menakıb-i Kara Oğuz ve Hacı Ehvad” adında bir kitabın bulunduğunu, sonra bir yangında yanmış olduğunu belirtir. Mektubun devamında Karagöz’ün Orhaneli Karakeçili aşiretinden “Kara Oğuz” adını taşıyan bir köylü olduğu, fakat bu adın daha sonra “Kara Öküz”e çevrildiği, arkadaşı “Hacı Ahvad” ile birlikte düzenledikleri oyunların Şeyh Küşteri’nin ilgisini çektiğini ve “Kara Öküz”ü “Karagöz”e çevirdiğini ileri sürer. Bu söylenceler arasında bir de Hacivat’ın “Hacı İvad Paşa” olduğu yolunda bir görüş vardır. Bir başka söylenceye göre ise Türkler “Karagöz”ü “Karakuş”tan bozmuşlardır. Karakuş, üzerine çeşitli halk hikayeleri, fıkralar üretilmiş olan Selahaddin-i Eyyubi’nin subaylarından ve devlet adamlarından olan Bahaeddin Karakuş’tur. Bursa Kadı Sicilleri üzerinde uzun yıllar araştırma yapan Araştırmacı Yazar Kamil Kepecioğlu rastladığı 1507 tarihli bir belgede, “Abdullah oğlu Karagöz adlı bir kişinin Pirinç Hanı’nın tuğla ve kiremitleri sağlamakla görevli olup, bu işi teslim etmeden öldüğünün yazılı olduğunu belirtir. Bu nedenle belgede geçen Karagöz’ün, gölge oyununa kaynak olan Karagöz olabileceğini savunur.
Cumalıkızık
Osmanlı kırsal mimarisinin en görkemli köy yerleşimlerinden biri olarak günümüze kadar gelmeyi başaran Cumalıkızık, Uludağ'ın güney eteklerinde bulunan kurulan 700 yıllık bir vakıf köyüdür. 1339 tarihli Orhan Vakfiyesi'ne göre Kızık köyleri imaret için vakfedilmişti. Kızık 24 Oğuz boyundan biridir. 1303 yılında Bursa yöresi tekfurlarını yenen Orhan Gazi, Kestel'i fethedince yöre Türkmenlere açılmıştır. Cumlıkızık geleneksel Osmanlı mimarisine göre şekillenmiş, özgün sivil mimarlık örnekleri olan evlerin organik sokak dokusu ve anıtsal yapılarla bütünleştiği önemli bir kültür mirasıdır. İçlerinde yaşamların sürdüğü evleriyle adeta bir açık hava müzesi olan Cumalıkızık; tarihi, doğal ve kültürel değerleriyle UNESCO dünya tarihi mirası listesine de adaydır. 
Osmanlı döneminde Uludağ'ın etekleri ile vadiler arasında sıkışıp kalan köylere kızık adı verilmiştir. Diğer kızık köylerinde yaşayanların Cuma namazı için toplandığı yer olduğundan bu köyün Cumalıkızık adıyla anıldığı söylenir. Kızık köylerinden yalnızca Cumalıkızık, Hamamlıkızık, Derekızık, Değirmenlikızık ve Fidyekızık bugüne kadar gelebilmiştir. Ancak Cumalıkızık dışındakiler özgün dokularını koruyamamışlardır.
Yaklaşık 10 hektarlık bir alanda kurulmuş olan Cumalıkızık Köyü'nde bulunan 270 dolayındaki evin yüzde 60'ında halen oturulmaktadır. Tescilli yapı sayısı 133'dür. Bunlardan ikisi anıtsal yapı (cami ve hamam), 128'i de sivil mimarlık örneği yapıdır. Ayrıca köy meydanında tescili yapılmış iki anıtsal çınar ve caminin doğusunda çeşme vardır.
Geleneksel Osmanlı yerleşmelerinde gözlenen cami, köy kahvesi ve ulu çınar üçlemesinin oluşturduğu merkez Cumalıkızık'ta da görülmektedir. Topografyaya göre şekillenmiş organik sokak dokusunu oluşturan yapılar bölgenin karakteristik özelliklerine göre tasarlanmıştır. Bu nedenle her sivil mimari yapı örneği diğerinden farklıdır. Bu farklılık da köy dokusunu zenginleştirmiştir.
Yassı taş döşemeli dar sokakların orta kısımları, yağışlı günlerde suyun akıp gitmesi için sokak hafif çukur bir kanal haline sokulmuştur. Bu özellik köyün özgün yapısının bir parçasıdır. Zemini taş döşemeli sokağın, ortasında yer alan eğimli yüzey, saçaklardan gelen yağmur suyunu evlerin cephesinden uzaklaştırmanın yanı sıra, köyün en üst noktasında yer alan kaynaktan, suyun bilinçli bir şekilde dağıtımında da kullanılmaktadır. Bahçe sulamada kullanılan bu su düzeneği, köyün yaz aylarında serinlemesine de yardımcı olmaktadır. İnsan psikolojisi üzerinde rahatlama yaratan su kullanımı, doğal ekolojik dengenin bir yaşam döngüsü olarak kazanımında önemli rol oynar. Köyde iki kişinin yan yana yürümesinin mümkün olmayacağı darlıkta sokaklara da rastlanır. Sokaklar belli bir plan göstermez. Yapılışları, eğimli köy arazisine uygun olup, bazı sokaklar bu nedenle çıkmaz niteliktedir. 
Ünlü "Cumalıkızık evleri" moloz taş, ahşap ve kerpiçten yapılır, genelde üç katlıdır. Üst katlardaki pencereleri kafesli ve cumbalı olan evler, dışarıdan içerisi görülmeyecek şeklilde inşa edilmiştir. Serin taş avlulara açılan, iki kanatlı ceviz kapıların üstündeki dövme demirden yapılan kulp ve tokmaklar dikkat çekicidir. Evlere giriş genellikle hayat denilen bölümden olup burası en çok kullanılan mekandır. Bu mekanda, tarımsal ürünlerin depolanmasından ayrılması ve bakımına, yakacak malzemenin istiflenmesinden, düğün yapılmasına kadar pek çok işte yararlanılır. Hayat bölümünden geçilen iç avludaki fırında ekmek ve börek-çörek pişirilir. Şaraphane denilen ahşap teknelerde üzümler sıkılır, kazanlarda pekmezler kaynatılır. Çamaşırlar burada yıkanır ve kurutulur. Zemin kısmında mutfak, tuvalet, ahır, kümes, ocak ve fırınların yer aldığı Cumalıkızık evlerinde yüksekliği az olan bir kat, kışlık olarak ayrılmıştır. Burada yatak odaları, oturma odaları, banyo ve ocaklar yer alır. Üç katlı olan Cumalıkızık evlerinde ikinci kat yazlık olarak ayrılmıştır. Bu katta odalar, eyvan, seki ve sedirler değişik tipteki sofalarda sıralanmışlardır. Üst katta ise baş oda denilen minderli yastıklı seki ve sedirlerin bulunduğu rahat oturmaya elverişli odalar yer almaktadır.
Evlerin ısınması ocaklarla sağlanmıştır. Bu ocakların son derece güzel işlenmiş olanları vardır. Çatının üzeri alaturka kiremitlerle kaplıdır. Çatılar genellikle dört meyilli, bazen iki meyillidir. Saçaklar oldukça dışa çıkıktır. Cumalıkızık evlerinde kullanılan yapı malzemesi başta moloz taş olmak üzere, ağaç ve kerpiçtir. Duvarlarda bağdadı arasında kerpiç ve çamur sıva görülür. Evler sarı, beyaz, mor ve mavi renklerde boyanmıştır.
Cumalıkızık'ın güneydoğusunda Uludağ eteklerindeki "Ihlamurcu" mevkiinde 1969 yılında tespit edilen Bizans devrine ait kilise kalıntısı köyün tarihinin daha da eski olduğuna işarettir. Bulunan kilise kalıntıları Bursa Arkeoloji Müzesi'ne nakledilmiştir. Ahşap işleri ile bezeli köyün camisi, caminin yanındaki Zekiye Hatun Çeşmesi ve tek kubbeli hamam, Osmanlı devrinden kalmadır. 1992 yılında açılan Cumalıkızık Etnografya Müzesi ve Sanat Evi köy meydanındadır. Cumalıkızık'ta köyün geçmişine ışık tutan köyde yaşayan halk tarafından bağışlanan 18, 19 ve 20. yüzyıllara ait çeşitli eşyaların sergilendiği Etnografya Müzesi bulunmaktadır. Müzede, Orhan Bey'in köye verdiği bir berat bulunmaktadır. Bahçesinde at arabaları, dibek taşı, yalak, üzüm çiğneme teknesi gibi nesneler, müzenin içinde ev eşyaları, mutfak eşyaları, aydınlatma ve ısınma araçları, av malzemeleri, Uludağ'da bir zamanlar sürüler halinde yaşayan geyiklerden kalma dev geyik boynuzu, semerler sergilenir.
Son yıllarda tarihi dokusu nedeniyle sık sık dizi ve film çekimlerine de sahne olan köy, ilgi çeken ve ziyaret edilen bir turizm merkezi haline gelmiştir. Restore edilen bir çok ev, lokanta, çay bahçesi ve butik otele dönüştürülürken, köyün geleneksel ürünleri meydana kurulan tezgahlarda sosyo ekonomik yaşam içinde önemli bir yere sahip olan kadınlar tarafından ziyaretçilere sunulmaktadır.
Tamamen doğal ürünlerden oluşan Cumalıkızık köy kahvaltısı, gözleme, ahududu, böğürtlen ve bunlardan yapılan reçellerle, tarhana ve köy eriştesi meşhurdur. Her yıl Haziran ayında yapılan Ahududu Şenliği de büyük ilgi görmektedir. 
'Bursa Ulu Camii'
Bursa Ulu Camii, aslen zaviye olarak yapılan, sonradan cami olarak kullanılmaya başlanmış olmasına rağmen çok ayaklı cami şemasının en klasik ve anıtsal örneği sayılır. I. Bayezid tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı cami yaklaşık toplam 5000 metrekare boyutlarında olup 20 kubbe ile örtülüdür. Sekizgen kasnaklara oturan kubbeler mihrap duvarına dik beş sıra halinde dizilmiştir. Kasnaklar mihrap ekseni üzerindekiler en yüksek olmak üzere yanlara doğru gidildikçe her sırada daha alçak düzenlenmiştir.
Düzgün kesme taşlarla inşa edilmiş kalın beden duvarlarının masif etkisini hafifletmek için cephelerde her kubbe sırası hizasına gelmek üzere sağır sivri kemerler yapılmıştır. Her kemerin içinde iki sıra halinde ikişer pencere yer alır. Bunların gerek biçimleri gerek boyutları her cephede farklıdır. Son cemaat yeri bulunmayan yapının kuzey cephesinde köşelerde sonradan yapılan iki minare vardır. Minarelerin ikisi de beden duvarına oturmaz, yerden başlar. Batı köşesindeki minare I. Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Sekizgen biçimli kürsüsü bütünüyle mermerden, gövdesi tuğladandır. I. Mehmet'in yaptırdığı söylenen doğu köşesindeki kare kürsülü minare, caminin beden duvarından da 1 m kadar ayrıktır.
Şerefeler her iki minarede de aynı olup tuğlalı mukarnaslarla bezelidir. Kurşun kaplı külahlar 1889'daki yangında ortadan kalkınca, bugünkü boğumlu taş külahlar yapılmıştır.Türk islam dünyasının en eski camilerinden birisi ulu camiidir. Minberin giriş kapısının üzerindeki kitabede altın yaldızla Osmanlıca olarak, 'Yıldırım Beyazıt Han tarafından hicri 804 (miladı 1399) yılında yaptırılmıştır' ibaresi yer alıyor. Bursa kent merkezinde, Atatürk Caddesi üzerindedir.
Osman Gazi Türbesi
Osman Gazi ( 1258 -1326 ) 
Bursa Tophane semtindedir. Osman Gazi Söğüt’te öldüğü zaman babası Ertuğrul Gazi’nin türbesine gömülmüştür. Bursa’nın Türklerin eline geçişinden sonra naaşı Bursa’ya getirilerek Bizans dönemine ait Saint Elia (Gümüşlü Kümbet) Kilisesine gömülmüştür. İlk önceleri Orhan Gazi ile aynı çatı altına gömülmüşse de 1855 depreminde türbe yıkılınca 1863’de bugünkü türbeyi Sultan Abdülaziz yeniden yaptırmıştır. Türbe kapısında şair Nevres’in metni, Hattat Mehmet Zeki Dede’nin (1821-1881) yazdığı, h.1280 (1863) tarihli onarım kitabesi vardır. Sekizgen planlı, kalın duvarlı türbenin üzeri kubbe ile örtülüdür. Kesme köfeki taşından yapılmış olan türbenin duvarları 1.20 m. kalınlığındadır. Türbenin giriş kapısı dışında her yanında yuvarlak kemerli birer pencere bulunmaktadır. Türbe içerisinde yedi önde, on arkada olmak üzere on yedi sanduka bulunmaktadır. Türbenin ortasında Osman Gazi’nin pirinç parmaklıkla çevrili, son derece gösterişli sandukası vardır. Bunun dışında Sultan I.Murad’ın oğlu Savcı Bey (1362-1385), Alâaddin Paşa (ölm.1337), Osman Gazi’nin oğlu İbrahim (1317-1359), Orhan Gazi’nin eşi Asburçe Hatun ve sultanlara ait sandukalar bulunmaktadır.
Orhan Gazi Türbesi
Orhan Gazi (1281-1363)
Bursa Tophane semtinde, Osman Gazi Türbesi’nin karşısındadır. Bizans döneminde tarihlenen Saint Elie Kilisesi kalıntısı üzerine yapılmıştır. Kiliseye ait mozaik kalıntıları döşemelerinde günümüze kadar gelmiştir. Osman Gazi türbesi ile Orhan Gazi türbesi aynı çatı altında iken 1855 depreminde yıkılmış, 1863’de Sultan Abdulaziz tarafından yenilenmiştir.

Türbe kare planlıdır. Duvar kalınlığı 1.30 m.dir. Güney cephedeki girişten içerisine girilen türbenin dört kalın sütunun birbirine bağladığı kemerlerin taşıdığı bir kubbe ile üzeri örtülmüştür. İçerisi on bir pencere ile son derece mükemmel aydınlatılmıştır.Türbenin ortasında Orhan Gazi’nin gösterişli etrafı dökme pirinç parmaklıklarla çevrili sandukası bulunmaktadır. Ayrıca burada Cem Sultan’ın oğlu Abdullah, Şehzade Korkut, Orhan Gazi’nin oğlu Kasım Çelebi ile karısı Nilüfer Hatun ve kızı Fatma,Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Musa Çelebi (1388-1413) Emir Süleyman (1379-1410), Sultan 2.Beyazıt’ın oğlu Korkut’un (1467-1512) sandukaları vardır.
Hanlar Bölgesi
Bedesten (Kapalıçarşı)
Bursa Kapalıçarşı, bu tür çarşı tipinin ilk örneklerinden biridir. Koza Han, Geyve Han, Fidan Han, Emir Han, Bedesten, Tuz Hanı, Galle (Tahıl) Hanı, Hacı İvazpaşa Çarşısı gibi ticaret merkezlerine ulaşmak için açılan yoldan ve bu yolun iki kenarına yapılmış olan dükkânlardan oluşan bir üretim ve ticaret merkezi meydana gelmiştir. Bu çarşılar bütününe Osmanlı döneminde “Uzun Çarşı” deniliyordu. Orhan Gazi’nin yaptırdığı Orhan Külliyesi’nin bir parçası ve Osmanlı hanlarının ilk örneği olan Emir Han’ın iki tarafına, Sultan Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan Bedesten ve Ulu Cami ile bu bölge merkezi bir nitelik kazanmıştır. Kumaş, mücevher ve çeşitli kıymetli eşyaların alım satımının yapıldığı, eşit büyüklükte kubbelerle örtülü, bir çeşit kapalı çarşı olan Bedesten, Osmanlı Devleti’nin ilk bedesteni olması açısından önem taşır.15 metreye 56,6 metre iç ölçülerinde olan çarşının üzeri altı ayağa oturan ondört kubbe ile örtülüdür. Çarşıda karşılıklı sıralanmış ellialtı dükkan ve otuziki mahzen vardır. Bursa Kapalıçarşısı yüzyıllar boyunca bir yandan gelişirken, bir yandan da geçirdiği yangınların, depremlerin yıkımına uğramıştır. 1958 yılındaki yangında büyük oranda hasar gören çarşı 1960 yılında aslına uygun olarak onarılmıştır. Günümüzde iç bölümleri kuyumcular, dış tarafı ise ayakkabıcılar çarşısı olarak kullanılmaktadır. Kapalıçarşı zaman içinde Sipahi, Gelincik, Bakırcılar, Yorgancılar, Sandıkçılar, İplikçiler Çarşıları ve Aynalı Çarşı ile genişlemiştir.
Emir Hanı
Ulucami’nin kuzeydoğusunda bulunan Emir Hanı, Orhan Bey tarafından, 14. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır. 1522 yılına kadar eski Bezazistan olarak bilinen han daha sonra Emir (Bey) Han’ı ismini almıştır. İç avlu çevresine sıralanan iki katlı revak ve buraya açılan odalardan oluşan Emir Han Osmanlı hanlarının ilk örneğidir. Dört köşedeki kubbeler dışında yapının diğer kısımları tonozla örtülüdür. Duvarlar iki sıra tuğla bir sıra taştan örülmüştür. Handa; alt katta eşya depoları olarak penceresiz 36 mahzen bulunurken, üst katta 37 odası vardır. Bursa çarşısının çekirdeğini oluşturan hanın ortasında bir şadırvan ile tarihi çınarlar bulunur. Emir Han birçok yangın ve deprem görmüş, 1963 yılında aslına uygun onarımlar sayesinde özgün şekliyle yenilenmiştir. Günümüzde önemli alışveriş merkezlerinden biri olan Emir Han aynı zamanda huzurlu bir dinlenme yeridir.
İpek Hanı (Arabacılar Hanı)
İvaz Paşa Camii’nin yanında yer alan İpek Han, Çelebi Sultan Mehmed tarafından Yeşil Külliyesi’ne gelir getirmesi amacıyla yaptırılmıştır. Arabacılar Hanı olarak da bilinen yapı, Bursa’daki en büyük hanlardandır. Hanın zemin katında otuz dokuz, üst katında kırk iki oda bulunmaktadır. Klasik Osmanlı hanları tarzında yapılan bu handa odaların önünde bulunan revakların üzeri kubbe ve tonozla örtülmüştür. Son yıllarda yapılan restorasyonlar sonucunda han orijinalinden oldukça uzaklaşmış, yalnızca batı bölümü özgün haliyle kalabilmiştir. Günümüzde tekstil esnafının faaliyet gösterdiği bir merkezdir.
Geyve Hanı
Hacı İvaz Paşa tarafından 15. yüzyılda Yeşil Cami’ne gelir sağlamak amacıyla yaptırılıp, Çelebi Sultan Mehmed’e hediye edilmiştir. Önceleri Lonca Hanı olarak da anılan Geyve Hanı, 2007 yılında Osmangazi Belediyesi tarafından restore ettirilmiştir. Yapıda, kare planlı avlunun çevresine sıralanan revaklar ile bunlara açılan odalar bulunur. Alt katta yirmi altı, üst katta ise otuz oda bulunmaktadır. Bugün de ticari faaliyetlerin sürdüğü hanın ortasında bir de şadırvan yer almaktadır.
Balibey Hanı
Bursa’da üç katlı olarak inşa edilmiş tek han olan Balibey Hanı, önemli ticaret yapılarından biridir. Hisar Kapı’nın hemen alt tarafında yer alır. İstanbul’un fethine katılan kumandanlardan biri olan Hamza Bey’in oğlu Bali Bey tarafından Yenişehir’deki külliyesine gelir sağlamak amacıyla yaptırılmıştır. Restore ettirilerek 2008 yılında açılan han, günümüzde geleneksel el sanatlarının üretilerek sergilendiği bir merkez olarak hizmet vermektedir.
Koza Hanı
Ulu Cami ile Orhan Camii arasında yer alan Koza Hanı, Sultan II. Bayezid’in İstanbul’da inşa ettirdiği Bayezid Külliyesine gelir sağlamak amacıyla 1490 yılında yaptırmıştır. Bursa’nın en güzel ve günümüzde en yoğun olarak kullanılan hanıdır. Duvarları tuğla ve taşla örülmüş olan bu han, dikdörtgen bir avlunun çevresinde yer alan iki katlı bir yapıdır. Bu hanın doğusunda ahır ve depoların bulunduğu ikinci bir avlulu bölüm vardır. Yapıya, Kapalı Çarşı tarafından taş kabartma bezeli abidevi görünümde bir taç kapıyla girilmektedir. Üst kattan güneye, avluda depolara ve Orhan Camii yönüne açılan üç kapısı daha bulunmaktadır. Alt katında kırk beş, üst katında ise elli odası olan hanın avlusunun ortasında taştan yapılmış, sekiz ayak üzerine oturtulmuş bir köşk mescit bulunur. Alt kısmında bir şadırvan vardır. Günümüzde ulu çınarların altında şadırvan sesinin dinlenebildiği keyifli bir alışveriş merkezidir.
Kapan Hanı
Hanlar Bölgesi’nde Ulucami ile Çakır han arasında yer alan Kapan Hanı 14.yüzyılın ikinci yarısında Sultan Murat Hüdavendigar tarafından yaptırılmıştır. Kapan hanı Osmanlı kentlerinde şehre kırsal kesimden gelen yağ, un, sebze, meyve gibi ürünlerin pazarlandığı bir yerdi. Bu han da dikdörtgen büyük bir avlunun çevresinde iki katlı revaklar ve bunların arkasındaki odalardan meydana gelmiştir. Atatürk Caddesinin genişletilme çalışmaları sırasında Hanın kapısından güneye uzanan büyük duvar yıkılmıştır. Günümüze tonoz örtülü birkaç odası gelebilmiştir.
Fidan Hanı
Uzunçarşı’da yer alan Fidan Han, 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet’in sadrazamlarından Mahmut Paşa tarafından yaptırılmıştır. Avlusundaki mescidi ve ıhlamur ağaçları ile Bursalıların dinlenmek için tercih ettikleri bir mekândır. Mahmut Paşa Hanı olarak da bilinen Han, eskiden fidan satışı yapıldığı için Fidan Hanı ismini almıştır. Bursa’nın en güzel hanlarından biri olan Fidan Hanı iki avluludur. Ahırlar ve diğer yan bölümlerin bulunduğu kısım bugünkü dükkanların olduğu yerdedir. Hana güneydeki çarşıdan girilmektedir. İç avlu kareye yakın dikdörtgen planlı olup, iki katlı revakların ayakları ve kemer yüzleri tuğla ve moloz taşla işlenmiştir. Ortasında bir havuz ve mescidi vardır. Birinci avlu üzerindeki hanın altta 48, üstte 50 olmak üzere 98 odası bulunmaktadır.
Tuz Hanı
Kara Timurtaş Paşa’nın oğlu Umur Bey tarafından 1454 yılında kendi adıyla anılan camiye gelir getirmek amacıyla yaptırılmıştır. Tamamı özel mülkiyette olan Tuz Hanı, Osmangazi Belediyesi tarafından 2007 yılında restore ettirilmiştir. Duvarları kesme taş ve tuğla ile örülüdür. Klasik Osmanlı hanlarında olduğu gibi dikdörtgen bir avlu etrafına iki katlı olarak sıralanan odalardan oluşur. Üst katta 18, alt katta 17 odası vardır. 
Pirinç Hanı
Bursa Ulu Cami’den aşağıya inen yolun sonunda, İvaz Paşa Camii’nin karşısında yer alan Pirinç Hanı, Sultan II. Bayezid tarafından 1508 yılında Koza Hanı’nda olduğu gibi İstanbul’daki cami ve imaretine gelir getirmesi amacıyla yaptırılmıştır. Büyük bir avlunun çevresinde, iki katlı olarak sıralanmış revaklar ve onların arkasında odalardan oluşur. Üst katta otuz sekiz, alt katta ise kırk oda bulunur. Hanın önünde bulunan iki sıra dükkanlar, 1519 yılında yanmış ve sonradan onarılmıştır. Hanın doğu yönünde taş kabartma motifleriyle bezeli muhteşem bir kapısı vardır. Ancak depremlerde büyük hasara uğramıştır. 2000’li yılların başında tepeden tırnağa onarımdan geçen Pirinç Hanı’nda günümüzde çay bahçeleri ve küçük dükkanlar yer almaktadır.
Çukur Han
Tuzpazarı Caddesi’nde binalar arasında çukurda kaldığı için Çukur Han olarak bilinen Kütahya Hanı, Sultan II. Murat döneminde inşa edilerek Yıldırım Bayezid’ın damadı Buharalı Emir Sultan Vakfiyesi’ne katılmıştır. Kesme taş ve tuğladan yapılan bu han da diğer hanlar gibi bir avlu çevresinde, iki katlı olup revak ve odalardan meydana gelmekteydi. Günümüze bu handan yalnızca güney tarafındaki zemin kat odalarından üçü ile batıdaki kapı kemeri, merdivenleri ve birkaç odası gelebilmiştir.
İznik
İznik
İznik, bütünüyle “açık hava müzesi” olan ve dünyada eşine az rastlanan tarihi ve antik bir şehirdir. Hellenistik çağdan kalma ızgara planlı kent yerleşimi, Roma, Bizans ve Osmanlı döneminden kalan anıtsal yapıları ile tarihi kent dokusu bütün canlılığıyla korunmaktadır. Bursa’nın 86 km kuzeydoğusunda yer alan İznik, aynı adla anılan gölün doğu kıyısında kurulmuştur. Zeytinlik bağ ve bahçeler arasındaki İznik’in çevresi yaklaşık 5 km uzunluğundaki iki bin yıllık surlarla çevrilidir.

Kent yakınlarındaki Karadin, Çiçekli, Yüğücek ve Çakırca Höyüklerinde M.Ö. 2500 yıllarına inen uygarlık izleri saklıdır. M.Ö. 7. yüzyılda Trak kavimlerinin göçlerinden önce burada kurulan yerleşim ‘Helikare’ adını almıştır. Kentte basılan sikkelerde Khryseapolis (Altın Şehir) adı okunmaktadır

Makedonya İmparatoru İskender’in generali Antigonos tarafından M.Ö. 316 yılında yenilenen kent Antigoneia adı ile anılır. İskender’in ölümünden sonra Antigonos ile general Lysimakhos arasındaki savaşı kazanan Lysimakhos kente, Antipatros’un kızı olan eşi Nicaea ‘nın adını verir. M.Ö. 293’te Bithynia Krallığı’na bağlanan kent, önemli mimari yapılarla süslenir.Bir süre Bithynia Krallığı’nın başkenti olan Nicaea daha sonra Roma’nın önemli bir yerleşim bölgesi olarak varlığını sürdürür.

Roma İmparatorluğu, M.S. 285 yılından başlayarak Doğu Roma ve Batı Roma İmparatorluğu olarak iki yönetim alanına bölününce, İznik daha sonra Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalır. İznik Bizanslıların elinde büyük imar görür. Bu dönemde şehirde kiliseler, su yolları ve sarnıçlar yapılır. 1071’de Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Malazgirt’te Bizans ordusunu yenmesinden sonra, Türkler Bizans içlerine kadar girerler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075 tarihinde Nicaea’yı alır ve Selçuklu devletinin başkenti yapar. Şehir surları yeniden yapılır.Adını da’’ Nicaea’nın izi’’ anlamına gelen “İznik” olarak değiştirir. Böylece İznik, Anadolu’da ilk Türk başkenti olur.

I. Haçlı Ordusunun önünde tutunamayan 1. Kılıçarslan’nın şehri terk etmesiyle (1096) İznik’te 2. Bizans dönemi başlar. Bu dönemde surlarda önemli onarımlara girişilir ve surların önüne bir ön duvar (ön sur) inşa edilerek şehrin korunması güçlendirilir. 1299 yılında Yenişehir’i merkez yapan Osman Gazi İznik’i kuşatınca Bizans İmparatoru kuvvet gönderir. Osman gazi’nin 27 Temmuz 1302’de Yalova’da kazandığı zafer Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunu hızlandırır. İznik, Orhan Bey (1326- 1362) tarafından 1331 tarihinde fethedilerek yeniden Türk idaresine girer. İznik, önemli bir sanat, ticaret ve kültür merkezi olur. Özellikle Sultan II. Murad’ın ve Sadrazam Çandarlı ailesinin ilgisiyle şehir tepeden tırnağa imar edilerek birçok cami, medrese, han, hamam yapılır. 14. ve 16. yüzyıllarda İznik, birçok alim ve şairin yetiştiği bir kültür merkezine dönüşür. Çağın en ünlü alimleri İznik’teki medreselerde ders vermeye başlar, bu yüzden de İznik’e “Ulema Yuvası” (Alimler Diyarı) da denir. Osmanlı döneminin ilk medresesi ve imareti İznik’te inşa edilmiştir. 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi sonucu imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra İznik, 12 Temmuz 1920’de Yunan kuvvetlerince işgal edilir. 2 ay 18 gün süren birinci işgal yöre halkının da katılımıyla başlatılan direniş sonucu 30 Eylül’de 1920’de kırılır. Ancak 24 Kasım 1920’de bir kez daha işgal edilen kent 27-28 Kasım 1920’de tekrar özgürlüğüne kavuşur. 30 Ağustos 1922 yılında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kazandığı zafer kesin kurtuluşu getirir. Bugün sadece Bursa’nın değil dünyanın da en önemli kültürel birikimine sahip olan İznik ve önemli inanç turizm merkezlerinden biri olmaya adaydır.

Hıristiyan aleminin 3. kutsal kenti: İznik

İznik, aynı zamanda Hristiyan dünyası için çok önemli dini merkezlerden biridir. Hristiyanlığın ana ilkelerinin belirlendiği Birinci Konsül, 228 piskoposun katılımıyla 325 yılında İznik’te Senatus Sarayı’nda toplanır. İmparator I. Constantinus’un da katıldığı toplantıda iki önemli görüş tartışılır. İskenderiyeli din adamı Arius’un görüşü ’’Hz. İsa’nın sadece bir insan olduğu ve tanrının oğlu olarak dünyaya gelmediği “şeklindedir. Kısa sürede taraftar toplayan bu teze, piskoposlar karşı çıkar. Hristiyan dünyasınca bugün de inanılan “Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu” tezi uzun tartışmalardan sonra kabul görür. Hristiyanlıkla ilgili yortu günleri ve İznik Kanunları adı ile bilinen 20 maddelik metin bu konsülden sonra kabul edilir. Bundan dolayı İznik 1962 yılında Vatikan’da toplanan 19. konsülde Kudüs ve Vatikan’dan sonra üçüncü kutsal kent ilan edilir. Ayrıca 787 yılında da İznik Ayasofya’sında 7. Konsül toplanır ve İmparatoriçe İrene’nin önderliği ile resim ve heykel üzerindeki yasaklar kaldırılır.
'İznik Ayasofya Kilisesi'
7. Konsül’in toplandığı kilise, iki ana caddenin kesiştiği yerde, kentin tam ortasındadır. İlk olarak M.S. 7. Yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilen Gimnasium üzerine Bizans döneminde bazilika olarak inşa edilmiştir. Tahminen 11. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. Üç sahanlıdır. Orhan Gazi  tarafından 1331 yılında camiye dönüştürülen yapı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından yenilenmiştir. 1935 ve 1953 yıllarında yapılan onarımlar sırasında renkli taşlarla bezenmiş taban mozaikleri ve din görevlilerinin törenler esnasında topluca bulundukları, yarım yuvarlak oturma kademeleri ortaya çıkarılmıştır. Bir mezar odası duvarında Hz. İsa freski bulunmaktadır.
'İznik Surları'
Bithynia döneminde (M.Ö. 4. yy) inşa edilmeye başlanan surlar, Roma ve Bizans dönemlerindeki yeni eklentilerle günümüzdeki şeklini almıştır. İznik’in çevresini beş kenarlı çokgen şekilde kuşatan surlar yaklaşık 5 km. uzunluğundadır. İznik’in iki ana caddesinin kesiştiği noktadan bakıldığında, dört ana kapı görünür. Oniki tane de ikinci derece kapı vardır. Kentin dört ana kapısından günümüze Lefke Kapı ile İstanbul Kapı sağlam ulaşabilmiştir. Her iki kapıda da Helenistik, Roma ve Bizans dönemi izleri vardır. Yenişehir Kapı kısmen, Göl Kapı tamamen yıkıktır. İstanbul Kapı’da tiyatrodan getirilen masklar bulunmaktadır, İstanbul ve Lefke kapısında mermer kabartma friz parçalarının da kullanıldığı görülmektedir. Yüksekliği 10-13 metre arasında değişen surlarda, yuvarlak ve kare şeklinde 114 burç vardır.
'Beştaş'
Kentin kuzeyinde eski Roma yolu üzerindeki bağlar arasında mezar anıt yükselmektedir. 12 metre yüksekliğindeki anıt Beştaş, Nişantaşı, ve Dikilitaş adları ile de bilinmektedir. Üzerindeki Yunanca kitabeden I.yüzyılda C. Cassius Philiscus’a ait olduğu anlaşılmaktadır. Anıtın tepesindeki altıncı taşın üzerinde bir kartal veya zafer tanrıçası Nike’nin heykeli olduğu sanılmaktadır. Anıtın bir yönünde ise Philiscus’un heykeli olduğu kalan izlerden anlaşılmaktadır.
'İznik Yeşil Camii'
İznik’in sembolü olan Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almaktadır. Caminin yapımı Çandarlı Hayreddin Paşa zamanında (1378) başlatılır, fakat ölümü üzerine oğlu Ali Paşa tarafından 1391’de tamamlanır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en görkemlilerindendir. Eşsiz minaresi caminin sağ köşesindedir. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zigzaglı mozaik tekniğiyle bezenmiştir. Selçuklu minare geleneğinin ilk dönem Osmanlı sanatına yansımasının önemli bir örneğidir.
'İznik Müzesi'
Osmanlı Sultanı l. Murat tarafından 1388 yılında annesi Nilüfer Hatunun anısına yoksullar için yemek dağıtılan bir hayır kurumu olarak inşa ettirilir. Cumhuriyet döneminde değişik gereksinimler için kullanılan bina 1960 yılında müze olarak hizmete açılır. Kitabeli bir kapıdan kubbeyle örtülü ana mekana girilen imarette Bizans dönemine özgü zengin ve renkli taş ve tuğla işçiliği dikkat çekmektedir. Halen müze olarak kullanılan imaret, 14. yy Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Müzede, İznik ve çevresinden toplanan arkeolojik buluntular ile Ilıpınar neolatik yerleşim alanları ile Roma Tiyatrosu ve İznik’teki çini fırınları kazılarından çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde; Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri yer almaktadır. İznik’te bulunan diğer eşsiz eserler arasında Berber Kaya, Hypoge yeraltı mezarları, Dörttepeler tümülüsü, Ayatrifon Kilisesi, Rüstem Paşa Hanı, İsmail Bey Hamamı, Hacı Özbek Camii sayılabilir.
'İznik Gölü'
İznik Gölü’nün antik adı Askaniadır. Roma kayıtlarında da övgüyle yer alır ve karadut şurubu soslu askania yayın güvecinin tarifi vardır. Marmara Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin ise beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü 1991 yılında Sit alanı ilan edilmiştir. Göl ve çevresi, karışık koloniler kuran küçük karabatak ve gece balıkçılı ile özel çevre koruma alanı ölçütlerine uymaktadır. Suları tatlı olan gölde sazan ve yayın balığı ile kerevit yetişir. Turizm bakımından da önem taşıyan İznik gölü, yüzme, kano ve sörf gibi su sporları için idealdir. İznik Gölü, balıkçılık yapan yüzlerce ailenin de geçim kaynağıdır.
'İznik Çinisi'
14. yüzyılın ortasından 17. yüzyılın sonuna dek İznik’te üretilmiş olan çinilere “İznik Çinisi” denmektedir. 15. yüzyıldan itibaren kendine has çinilerin üretildiği İznik’te, çinicilik 16. ve 17. yüzyılda altın dönemini yaşar. 17. yüzyılda İznik’i ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi, seyahatnamesinde ilçede 300’den fazla çini fırınının bulunduğuna yer verir. İznik çinilerinde; lale, sümbül, nar, karanfil gibi çiçek motifleri sıkça kullanılırken, 18. Yüzyıldan itibaren yok olan çinicilik 1990’lı yıllardan itibaren yeniden hayat bulur ve kurulan fırınlarda üretim başlar. İznik çinilerinde, mavi, firuze, yeşil ve kırmızı en çok kullanılan renkler olarak göze çarpmaktadır. 15-17. yüzyıllar arasında Osmanlı mimarisinde İznik çinisi önemli bir dekoratif unsur olarak kullanılmış ve büyük bir gelişme göstermiştir. Çini; cami, mescit, medrese, imaret, hamam, saray, köşk, sebil, kütüphane gibi çeşitli eserlerde geniş bir kullanma sahası bulmuştur. Türk mimarisinde ve süsleme sanatlarında çininin yeri büyüktür. Günümüzde 1993 yılında İznik çini sanatı ile var olan bilgileri gelecek kuşaklara aktarmak amacı ile İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı kurulmuştur. Formülüne dair hiçbir yazılı belge olmayan, sadece babadan oğula geçen bir sanat olan İznik çinisinin yapımı, hamurunun hazırlanması, pişirilmesi, boya tekniği vb. yöntemlere dair TÜBİTAK’ın yanı sıra bazı üniversiteler ile ortak çalışmalarını yürüten Vakıf, yıllar süren araştırmalar ve binlerce deney sonucu, eski kalitesinde, geliştirilmiş geleneksel yöntemlerle 16. Yüzyıl İznik çini sanatını 400 sene aradan sonra yeniden üretme başarısına erişmiştir. Formülün bulunması sonucu 1994-95 yıllarında üretime başlayan Vakıf’ın, bugün çiniyi üretme sırasında yararlandığı tek teknoloji, elektrikli fırınlardır. Uludağ Üniversitesi İznik Meslek Yüksek Okulu da çini fırınlarında mesleki eğitim vermektedir.
Diğer Bilgiler
Tarihçe
Bursa'da şimdilik bilinen en eski arkeolojik kalıntılar Yenişehir yakınlarındaki Menteşe Höyük ve Orhangazi yakınlarındaki Ilıpınar'dan bilinmektedir. Bu arkeolojik buluntu yerlerinin en eski tabakaları yaklaşık 7 bin yıllıktır. Bu tabakalardaki kültür, çanak çömleğin gelişmiş olarak ortaya çıktığı, mimarinin dörtgen planlı, bol miktarda ahşap destekli kerpiç kullanılarak inşaa edilmiş yapılardan oluştuğu tabakalardır. Bursa'da David French, Mehmet Özdoğan ve Jacop Roodenberg'in arkeoloji ile ilgili çalışmaları tarih öncesiyle ilgili pek çok yeni bilgi ortaya koymuştur.

Bursa ve civarında M.Ö. 4000'li yıllardan itibaren çeşitli yerleşimlerin olduğu saptanmıştır. Fakat yöreye ait kesin bilgiler M.Ö. 700'lere dayanmaktadır. Homeros, bölgeden Mysia olarak söz etmektedir. Günümüzde Bursa yöresinde Mysia yerleşmelerini anımsatan iki köy bulunmaktadır: Misi(Gümüştepe) ve Misebolu.

Tarihi coğrafyada bölgeye Frigya da denilmektedir. M.Ö. 700'lerde İskitler'den kaçan Kimmerlerin Frigya devletini yıktıkları bilinmektedir.

Bursa adı, bu şehri kuran Bitinya Kralı Prusias'dan gelmektedir. M.Ö. 7. yy'da bu bölgeye göç eden Bityn'ler(Bitinler) buraya Bitinya adını verirler.

M.S. 185'te, Kartaca'nın yetiştirdiği büyük generallerden Hannibal'ın Kral I. Prusias'a, Prusias ve Olympus kentinin kurulmasını örgütlediği bilinmektedir. Prusias adı zamanla Prusa, sonra da Bursa'ya dönüşmüştür. M.Ö. 74'te Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine geçen Bitinya, Roma'dan gönderilen Proconsul(Eyalet Valisi)'lerce yönetilen bir Asya Eyaleti haline gelmiştir. Bursa, M.S. 385-1326 yılları arasında ise Bizans dönemini yaşamıştır.

M.S. 555 civarında bölgede ipek üretimine başlanmış ve doğal sıcak sulu kaplıcaların üretilmesi ile küçük bir kaplıca kenti kurulmuştur.
Bursa, 1204-1261 yılları arasında İznik'e bağlıdır, genelde kale içinde kalmış, fazla büyüyememiştir.

Osmanlı Dönemi
Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflayıp dağılmaya başlamasıyla kurulan Anadolu Beylikleri içinde zamanla gelişen Osmanlı Beyliği, çevredeki tekfurların arazilerini de alarak güçlenmiştir. Bursa, 1307 yılında Osman Bey tarafından kuşatılmış, uzun süren kuşatmadan sonra 6 Nisan 1326'da Osman Bey'in oğlu Orhan Bey tarafından alınmıştır. 1335 yılında başkent Bursa'ya taşınmış ve kentte büyük imar hareketleri yaşanmıştır.

Osmanlılar Bursa'yı aldıklarında kent sadece hisar içinden ibaretken Orhan Gazi şehri hisarın dışına çıkararak Orhan Gazi Külliyesini kurdurtmuştur. Surlar dışında mevcut yerleşmeye yakın, hakim noktalarda cami, hamam, imarethane, darüşşifa, medrese gibi kamu yapıları inşa edilerek bu külliyelerin çevrelerinde konut alanları yaratılmış ve böylece bir yerleşme geleneği başlamıştır. Başkent, 1363 yılında (I. Murad Hüdavendigâr döneminde) Edirne'ye taşınmıştır. Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmesinden sonra ise Bursa'nın faal rolü son bulmuş ve yönetim merkezi niteliğini kaybetmiştir.
Tanzimat sonrası dönemde Hüdavendigar Vilayeti merkezliği yapan Bursa'ya 1900'lü yılların başında Biga (merkezi Çanakkale), Bilecik, Kütahya, Karesi (Balıkesir), Karahisar (Afyon) sancakları bağlı bulunmaktaydı.

Milli mücadele dönemlerinde çeşitli ayaklanmaların yaşandığı Bursa, 8 Temmuz 1920 de Yunanlılarca işgal edilmiş; 30 Ağustos savaşından sonra 11 Eylül 1922'de Türk birliklerince geri alınmıştır.

İklim
Genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizinin yumuşak ve ılık iklimine karşılık güneyde Uludağ'ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.
İlin en sıcak ayları Temmuz - Eylül, en soğuk ayları ise Şubat - Mart'tır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 70,6 cm.dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.

Ekonomi
2007 yılı nüfus sayımı resmi kesin sonuçlarına göre Türkiye'nin 4.büyük kentidir. Bursa; otomotiv, tekstil, makine, gıda sanayi sektörlerinde söz sahibidir. Tarihte ilk havlu üretiminin Bursa'da gerçekleştiği söylenir, halen de havlu üretimi ve ihracatı gerçekleştirilir. İpek üretimi ve bıçakçılık Bursanın eskiden dünyaca tanınmasını sağlamasına rağmen, şu anda bitme noktasına gelmiştir.
1961 yılında kurulan Türkiye'nin ilk organize sanayi bölgesi Bursa Organize Sanayi Bölgesi ile daha sonra oluşan Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi ve özellikle İzmir ve Ankara yollarının çevresi Bursa'da sanayileşmenin yoğun olduğu yerlerdir.Kaplıcaları, Uludağ'ı, kestane şekeri, şeftalisi,havlusu ile meşhurdur.

Kültür ve sanat
Karagöz Gölge oyunu, tarihte Bursa'nın Türk kültür yaşamına kazandırdığı en önemli etkinliklerdendir.

Mutfak Kültürü
İskender Kebap, yörenin ünlü yemeğidir.
Kestane Şekeri de ünlü tattısıdır.
Tirilye Zeytini de Dünyanın en iyi cins zeytinlerindendir.
Kemal Paşa Tatlısı da en ünlü tatlısıdır.
İnegöl Köfte, İskender Kebap'la birlikte Bursa'nın en meşhur Lezzetidir. Köfte İnegöl'de Yapılır.

Halk oyunları
Kılıçkalkan, yörenin ünlü halkoyunudur. Bunun yanı sıra Uludağ yöresi Türkmen oyunları olan Güvende, Sekme, Çiftetelli, Düz Oyun, Büyük Oyun ilgi çekicidir.
Mail Grubuna Katıl
Travelterminal.net sitesinde yer alan tüm metin, resim ve içeriklerin hakları TEK TURIZM İNŞ.TESKT. SAN. ve TİC. Şirketine aittir. Hiç bir şekilde basılı veya elektronik bir ortamda izinsiz kullanılamaz veya kopyalanamaz. Tüm içerik bilgilendirme amaçlı olup değişiklik olması durumunda Travelterminal.net sorumlu tutulamaz.