travelterminal.net'e Hoşgeldiniz Lütfen giriş yapmadan önce aşağıdaki bilgileri okuyunuz.
Kullanıcı Sözleşmesi
Gizlilik Sözleşmesi
ÜYE GİRİŞİ
 
 
ÜYE KAYIT
 
 

İçel ( Mersin )

İçel ( Mersin )
Akdeniz Bölgesi'nde, yer alan Mersin (İçel), güney ve güneydoğusunda Akdeniz, güneybatısında Antalya, kuzeyinde Karaman ve Konya, kuzeydoğusunda Niğde, doğusunda Adana, batısında Antalya illeri ile çevrilidir.Doğu Akdeniz sahilinde, önemli bir liman kenti olan Mersin,yakınlarındaki tarihi kalıntıları ve sayısız kumsalları gezenlere her türlü olanağı sağlamaktadır. Diğer taraftan Mersin, tarihte, Tarsuslu Aziz Paul adı ile ve Mark Antuan’ın Kleopatra’ya evlenme hediyesi olarak Alanya ile Mersin arasındaki toprakları vermesi ile hatırlanır.
Özet Bilgi
Mersin kıyılarının yaklaşık 108 km.lik bölümünü doğal kumsallar oluşturmaktadır. Bu plajlar kumsallarının ince ve temiz oluşu ve sualtı avcılığına uygun oluşundan dolayı tercih edilmektedir. Kulakköy, Taşucu, Susanoğlu, Kuruçay, Lamas, Yemişkumu, Kız Kalesi, Çeşmeli, Ören, Balıkova, İskele, Yenikaş, Ovacık, Büyük Ecelive Anamur Plajları bunlardan bazılarıdır.Tarih ve arkeoloji tutkunları; Neolitik Dönemden itibaren günümüze kadar kesintisiz iskanın yaşandığı Viranşehir (Pompeipolis), Roma Dönemi’nde inşa edilmiş bir Roma kentidir. Hıristiyanlık Dönemi’nde papalık olmuş 525′de depremle yıkılmıştır. Nekropol (mezarlık) tiyatro, hamam, su yolları, tapınak kalıntıları mevcuttur. Eski Cami, Osmanlı Dönemine ait (1870) önemli bir yapıdır. Çeşitli dönemlerde restorasyona tabi tutulmuştur. Roma Hamamı, ilginç mozaikleri ile büyük ziyaretçi kitlelerini ağırlamaktadır.İçel, tarım üretiminin kendine yeterli üretim politikası yerine, üretim fazlasını satan bir yol izlemesi sonucunda, tarım ticaret sektörü birlikte gelişmeye başlamıştır. Tarıma bağlı sermaye birikimi, uzun vadede sanayi sektörünün gelişmesinde etkili olmuş ve bu sektörler sürekli birbirlerine bağımlı ve dayanışma içinde büyümüşlerdir.Hızla hayata geçirilen GAP Projesi, Ataş Rafinerisi ve sahip olduğu geniş hinterland sayesinde Mersin Limanı, Türkiye'nin en büyük limanı olma özelliğini taşıyor. Limanda bulunan 27 iskelenin 8 tanesi birbirlerine raylı bir sistemle bağlanmış. 1991 Körfez Savaşı'ndan bu yana yaklaşık 85 milyon dolar harcanarak yenilenen Mersin Limanının kapasitesi, son üç yıldır her sene %10 oranında artmış. İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, balıkçılık, turizm, sanayii ve ticarete dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler; arpa, buğday, pamuk, zeytin, üzüm, muz, baklagillerdir. Bunların yanı sıra turunçgiller, meyve ve sebze de yetiştirilmektedir.
Gezi Rehberi
Viranşehir
Mersinin 14 km batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, M.O 7. Yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuş, kente güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir.Darius (M.O 521-485) zamanında, Klikyayı ele geçiren persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına sikke darbedilmiştir. Pers Yunan savaşları sırasında, M.Ö. 449 yılında Klikyayı bir süre işgal eden Atinalılar, Soloiyi yönetim merkezi yapmışlarsa da, bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişlerdir. M.Ö. 333 de Asya seferine çıkan Aleksander, Soloi yi Pers işgalinden kurtarmıştır. Filozof Chrysippoz ile takım yıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matematikçi ve astronom Aratos, M.Ö.3. yüzyılda Soloi de yaşamışlardır. Bizans döneminde, Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından, Soloi Piskoposluk merkezi yapıldı.Kent 527 yılında meydana gelen büyük yer sarsıntısı ile tamamen harap oldu. Yeniden inşa edilmeye çalışılsa da bu yüzyıldan sonra yoğunlaşan Sasani ve Müslüman Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi gibi imar edilemedi ve terk edildi.Bu nedenle ören yerine Viranşehir de denilmektedir.
Mersin Müzesi
1978 yılında eski halkevi binasının küçük bir bölümünde kurulan müze, aynı binanın restore edilerek Kültür Merkezi haline dönüştürülmesinden sonra 1991 yılında teşhire açılmıştır. Taş eserler ilk salonda sergilenmektedir. Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden olan Yumuktepe ve Gözlükule kazılarından çıkarılan Neolitik, Kalkolitik ve Eski Tunç devirlerine ait eserler ikinci salonda teşhir edilmektedir. Bunlar iki kulplu içki kapları, ikili, üçlü, dörtlü sepet kulplu fincan şekilli kaplar, gaga ağızlı testiler, çeşitli boyalı kaplardır. Ayrıca Eski Tunç Çağı, Urartu Dönemi, Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait pişmiş toprak çanak-çömlek, cam ve bronz eserler kronolojik olarak sergilenmektedir. Klasik, Grek, Roma, Bizans ve İslâmi dönemlere ait bronz, gümüş, altın sikkeler ile Küstüllü Bizans definesi yine aynı salonda teşhir edilmektedir. Etnografik eserlerin bulunduğu üst kattaki üçüncü salonda ise gümüş süs eşyaları tespihler, işlemeli elbiseler, peşkirler, ahşap ve madeni eşyalar, kilimler, çeşitli silahlar vb. gibi eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde ise çeşitli devirlere ait taş eserler ve pithoslar bulunmaktadır.
Cennet Cehennem Çukurları
Cennet Çukuru
Bir yeraltı deresinin yolaçtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250m ve 110m. olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V.yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithafen yaptırılmış olduğu yazılmaktadır. Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur.
Cehennem Çukuru
Cennet çöküğünün 75 m.kuzeyindeki Cehennem çukuru da Cennet çöküğü gibi oluşmuştur. Ağız çember çapları 50 m ve 75 m, derinliği 128 metredir. Kenarları içbükey olduğu için içerisine inmek mümkün olmamaktadır. Mitolojiye göre; Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon'u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiştir.
Aya Tekla(Meryemlik)
Taşucu yolu üzerinde 4.km'den sağa dönülüp 1 km gidildiğinde Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olan Meryemlik'e varılır.Meryemlik'in tarihi Azize Tekla'nın buraya gelişi ile başlar. İsa Peygamber'in havarilerinden St. Paul'un vaazlarından etkilenen 17 yaşındaki Tekla kendini Hristiyanlık dinine adar. St. Paul'un bu değerli öğrencisi Konya ve Yalvaç'ta Hristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken paganların baskılarına maruz kalıp, öldürüleceğini öğrenince kaçıp Seleucia'ya gelir ve sonradan kiliseye çevrilen bir mağarada saklanır. Sığındığı mağaradan yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını yayarken mucizeler yaratarak hastaları da iyileştirir. Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır.
Aya Tekla'nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış, ta ki bu din M.S 312 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır. Bu mağara daha sonra IV. yy'da kiliseye dönüştürülmüştür Hristiyanlığın resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen Meryemlik'te Mağara Kilisesinden başka, bu mağaranın üzerinde bugün sadece apsisinin bir bölümü ayakta kalan Azize Tekla Kilisesi, imparator Zenon tarafından Aya Tekla'ya ithafen yaptırılan kilise ile Kuzey Kilise, hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve şehir suru kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.
Üç Güzeller Mozaiği
Narlıkuyu koyunda hemen deniz kıyısında bulunan hamam IV. Yüzyıl Roma dönemine aittir. İmparatorluk yönetiminde etkin bir kişi olan Poimenios tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.Cennet obruğu içindeki yeraltı deresinin denize ulaştığı yerdeki tatlı su kaynağından yararlanılarak burada yaptırılan hamamın yıkanma bölümünün tabanında yarı tanrıça üç kızkardeş tasvir edilmektedir. Baskın renkleri beyaz, siyah, kahverengi ve sarı olan mozaikte Zeus''n kızları Aglaia, Euphrosyne ve Thalia çıplak olarak kumru ve keklikler arasında dans ederken görülmektedir.
Mersin Zeus Tapınağı
Üç ayrı dönemde hizmet vermiş olan bu tapınak tanrıların babası Zeus'un dev ejderha Typhon'a karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak yapılmıştır.Kuzey yan duvarının doğusundaki taşlarda Helenistik ve Roma dönemlerinde görev yapmış 130 din ve devlet adamının isimleri kazınarak yazılmıştır. Bu bilgiler ışığında, tapınağın geç Helenistik veya erken Roma döneminde yapılmış olduğu düşünülebilir.Hristiyanlık döneminde tümüyle yıkılarak, kendi taşları ile kiliseye çevrilmiştir.Kimin adına ve ne zaman yapıldığı kesin bilinmeyen kilise en erken IV. yüzyıl en geç V. yüzyıldan kalmadır.
Uzuncaburç Diocaesarea Tiyatro
Diocaesarea tiyatrosu iki kademelidir. Sahne binasının yığıntı taşları arasındaki yazıdan Roma İmparatoru Marcus Aurelius ( M.S 161-180 ) ile Lucius Verus ( M.S 161-169 ) dönemlerinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Aynı dönemde, sahildeki Elaiussa - Sebaste tiyatrosu da bu iki yöneticinin desteği ile tamamlanmıştır.Yer olarak, doğal çukur bir arazi seçilerek oturma basamakları arazinin meyilinden faydalanılarak yapılmıştır. Kademeler arasındaki orta yolu altı ayak 10 parmak genişliğindedir. Orta yolun çentik etkisine karşı, sesin düzgün yayılması için bu yolun önüne sırtlıklı bir sıra boydan boya konulmuştur. Tonozlu 3 adet giriş bu orta yola açılır. Ortadaki girişin kemeri ile sağ ve soldaki girişlerin yan duvarları ayaktadır. 1. kademede 18 sıra, 6 ışınsal merdivenli yol vardır. İkinci kademede 10 sıra sayılabilmektedir. Orkestranın yarıçapı 26 ayaktır. Yaklaşık 3.100 kişiliktir.
Astım Mağarası
Cennet çöküğünün 300 m. güneybatısındadır. İçine helezonik demir bir merdivenle inilir. Birbirine bağlantılı, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galeriler çok ilginç şekilli dev sarkıt ve dikitlerle süslüdür.İçi ışıklandırılmış olup, mağaranın astımlılara iyi geldiğine inanıldığı ve içinde dilek tutulduğu için Astım - Dilek Mağarası denmiştir. Mağarada sıcaklık ortalaması 15 derece santigrat olup, nem oranı yazın %85, kışın %95'e ulaşır.Cennet ve Cehennem çökükleri ile Astım - Dilek Mağarası çevresindeki ağaç ve çalı dallarına burayı ziyarete gelenler dilek dileyip bez parçası bağlarlar.
Kleopatra Kapısı
Kleopatra Kapısı, Tarsus'un girişindedir. Bizans Döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı bulunuyordu. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için iskele kapısı ismini takmıştır.Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır. Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m. derinliği ise 6.18 m. dir. Tarsus'un 18. Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır. Mısır'ın ünlü kraliçesi Kleopatra'nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kulede büyük bir törenle karşılanmışlar ve Deniz Kapısından şehre geldiği söylenir. Bu nedenle Deniz Kapısına Kleopatra Kapısı da denir.
Aziz Paul Kuyusu
Tarsus ilçe merkezinde, Kızılmurat Mahallesinde Cumhuriyet Alanının yaklaşık 300 m kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, öteden beri St.Paul un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St.Paulus Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yakın zamana kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır. St. Paul’un Hristyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıntıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan hristiyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır. Halen çevre düzenlemesi ve çevre istimlakları yapılmakta olan kuyunun çapı 1.15m dir. Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçimindedir ve dörtgen kesme taşlarla yapılmıştır. Derinliği 38 m. olan kuyunun suyu yaz kış hiç eksilmez. Kudüs’e hacı olmak için yöreden geçen hristiyanlarca kutsal sayılan bu kuyu suyundan içilir. Bunun yanısıra yapılan kazı çalışmalarında St.Paul’un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St.Paul Kuyusunun hemen yanında gün ışığına çıkarılmıştır.
Altından Geçme(Roma Hamamı)
Roma İmparatorluk çağından kalma, Tarsus'un görkemli yapılarından olan Hamam kalıntısı İlçe merkezinde olup, Eski Cami'nin 50 m kuzeyinde yer almaktadır. Hamam kalın Horasan tabakaları, moloz taşlardan ve tuğlalardan yapılmıştır. Kalın duvarın içinde yer yer baca ve havalandırma künkleri ve duvar içinde tuğladan kör kemerler mevcuttur. Hamamın doğusundaki duvarlar kısmen sağlam olarak kalmış ve üstünü kubbeyle örtülü olduğu yarım kalan kubbe ayaklarından anlaşılmaktadır. M.S. 2-3. yy’a ait olduğu tahmin edilen yapının kuzey ve batı bölümleri tamamen yıkılmış, güney duvarında 3.5 m.genişlikte, 4 m yükseklikte delik açılmak suretiyle yol geçirilmiştir. Bu nedenle buraya halk tarafından altından geçme denilmektedir. 
Adam Kayalar
Kızkalesi'nden Silifke'nin Hüseyinler Köyü'ne giden asfalt yolun 5. Km. sinde batıya ayrılan 2 Km. lik taşlık yolun sonunda Şeytan Deresi vadisine varılır. Bu vadinin dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde M.S II. yüzyıldandan kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması vardır.
Bazı nişlerin alınlığında Roma kartalı kabartması görülür.
Kız Kalesi
Erdemli Korikos sahil kalesinin 200 m. açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye Kız Kalesi denir.Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi’nin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 m.dir. Kızkalesi ile sahildeki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştı. Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün İçel turizminin sembolü haline gelmiştir.
Kelenderis Antik Kenti
İlk çağda Güney Anadolu kıyılarının en iyi limanlarından birine sahip olan Kelenderis'in kalıntıları İçel İli Aydıncık İlçesi'ndedir. Kentin kim tarafından ve ne zaman kurulduğu hakkında kesin bilgilerden yoksunuz. Antik yazarlardan Apollodoros Kelenderis'in Sandon tarafından kurulduğunu belirtmektedir. Yörede 1986 yılından beri yürütülen kazılarda da geçmiş M.Ö. 8. yüzyıla kadar uzanan buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bu yüzyılın sonlarında, Batı Anadolu ve yakın adalardan gelen İonyalılar Nagidos ile birlikte Kelenderis'te ticarete yönelik ilişkileri yönlendirecek üsler (emporium) kurmuşlardır. Yine antik kaynaklar kentin, Samoslular tarafından kolonileştirildiğini belirtmektedir. Antik Kelenderis'ten günümüze ulaşan kalıntıların sayısı çok azdır. Surlar Ortaçağdandır. Liman hamamı M.S. 4. veya 5. yüzyılda yapılmış olmalıdır. Tiyatronun da Roma Çağına ait olduğu anlaşılmaktadır. Kentin mezarlıklarında M.Ö. 6. ve M.S. 4. yüzyıl arasındaki döneme ait kente özgü kaya mezarları, tonozlu mezarlar ve pramit çatılı anıt mezarlar görülebilir. Müzede sergilenen eserlerin çoğu kentin bu mezarlarından gelmektedir. 1992'de bulunan zemin mozaiği kentin M.S. 5. yüzyıldaki panaroması açısından eşsiz bir örnektir.
Alahan Manastırı
İsa'nın havarilerinden Tarsus'lu Pavlus (Sen Paul) ve yine Tarsus'ta yaşamış hıristiyanlığın öncülerinden Barnabes, M.S. 41 yılında hıristiyanlığı yaymak için Anadolu’da çeşitli yolculuklar yapmışlardır. Bu azizlerin gezileri sırasında konakladıkları hemen her yerde anılarına tapınaklar yapılmıştır. Fakat, o tarihte hıristiyanlık henüz resmi din olmadığından ve ibadet gizli olduğundan tapınakların da gözden uzak ve ulaşımı güç yerlerde olması tercih edilmiştir. Alahan Manastırı'nın olduğu yerde de böyle bir tapınağın yapıldığı anlaşılmaktadır.Ancak bu günkü manastır öreni hıristiyanlığın resmen kabul edilişinden sonra, beşinci yüzyılda inşa edilmiştir. Manastırı yaptıran kişi manastırda lahdi ve bir kitabesi olan Tarasis adlı bir rahiptir. Ancak finansman büyük ölçüde Bizans imparatoru tarafından sağlanmıştır.17. yüzyılda ünlü gezgin Evliya Çelebi (1611-1683) manastır için Usta elinden yeni çıkmış gibi duruyor tanımlamasını yapmıştır.
Diğer Bilgiler
Tarih
İlde İnanç Turizmi açısından önemli olan iki merkez vardır. Birincisi İsa'nın Havarilerinden St. Paul'un Tarsus'ta bulunan Evi ve Kuyusu Vatikan tarafından Hac Yeri ilan edilmiştir. Diğeri Müslüman ve Hıristiyan alemince önemli olan ve Silifke/Taşucu'nda yer alan erken Hıristiyan devrinde Hac Yeri olarak kabul edilen Azize Aya Tekla (Meryemlik)(Meryem'inde kabrinin Mersinde olduğu ancak hiçbir zaman bulunamayacağı İncilde acıkca yazılmıstır(kilikya mektupları paftası)) önemli dini ziyaret merkezleridir. Ayrıca dini açıdan önemli ziyaret yerlerinden olan Tarsus Ashab-ı Kehf Mağarası da il sınırları içerisinde bulunmaktadır.Toroslar merkez ilçe sınırlarında yer alan Yumuktepe höyüğünde yapılan kazılarda bulgular M.Ö. 6300'lere kadar gitmektedir.Tarihi ve turistik açıdan görülmesi gereken başlıca yerler; Alahan Manastırı (Mut), Kravga Köprüsü, Kızkalesi, Yumuktepe, Kanlıdivane (Neapolis), Anamuryum Harabeleri, Viranşehir ( Soli), Tarsus - Aziz St.Paul Kilisesi, Silifke-Uzuncaburç, Karaduvar, Ayaş, Namrun Kalesi (Lampron), Alahan (Alacahan) Manastırı, Narlıkuyu, Zeus (Jupiter) tapınağı, Cennet Cehennem mağaraları, Çukurpınar Mağarası, Korikos Kalesi, Mamure kalesi, Aslanköy Kaya Mezarları, Adam Kayalar, Tarsus-Ulu Cami, Tarsus-Eski Cami, Büyükeceli Kaya mezarları sayılabilir.
Tabiplerin piri Lokman Hekim Tarsusta yaşamıştır. Aynı zamanda yılanların padişahı Şahmeran ile ilgili rivayetde şöyledir. Şahmeran yörenin kralının kızına aşık olur, cadının bir tanesi prensesin hamama geleceğini ve görmek isterse onu hamamda bir odaya gizlice alacağını söyler. Şahmeran her nekadar biraz şüphelense de aşk gözünü karartır ve gider. Orada katledilir.Tarsusda halen ayakta olan eski hamamın göbek taşındaki kızıllığın şahmeranın kanı olduğuna inanılır.

Coğrafya
Mersin Orta Akdeniz Bölgesi’nde olup, Torosların Bolkar dağlarından Akdeniz’e doğru, 1500 metreden başlayan mevcut platolar üzerinde halkın yaz sıcaklarından kaçarak mevsimi geçirdikleri yaylaları bol bir ilimizdir. Bunlar; Gözne, Fındıkpınarı, Mihrican, Ayvagediği, Soğucak ve Kızılbağ gibi yaylalardır.
İlin kuzeyi, Kuzeydoğu-Güneybatı istikametinde boydan boya uzanan Orta Toroslar ile çevrilidir. Bolkar Dağı, Elma Dağı, Büyük Eğri Dağı, Kızıldağ bu dağlar üzerindeki yüksek tepeleri oluşturur. Akdeniz, Mersin kıyılarında büyükçe bir kavis çizerek Mersin körfezini oluşturur. Taşucu ve Anamur körfezleri, ilin batı kesiminde ikinci derecede önem taşıyan körfezlerdir.Mersin ve çevresinde, tipik Akdeniz sıcak ve ılıman iklimi hakimdir. Yaz ayları sıcak ve aşırı nemli, kış ayları ise ılık ve yağışlıdır.Mersin ilinin ilçeleri; Anamur, Aydıncık, Bozyaka, Çamlıyayla, Erdemli, Gülnar, Mut, Silifke ve Tarsus’tur.
Çamlıyayla: Çamlıyayla, tarihi Namrun Kalesi eteklerinde kurulmuş en büyük en eski yayla yerleşimidir. Toros dağlarının ormanla örtülü yamaçları pitoresk özelliğini koruyan yayla evleri bol güneşli yeşil ortamı, serin havası ile çok sayıda doğal güzelliği bünyesinde barındırır. En önemli tarihi kalıntısı ilçenin kuzey yamacında yükselen tepe üzerinde Namrun Kalesi (Lampron)dir.
Erdemli: Mersin’e 37 km uzaklıkta bulunan Erdemli ilçesi Kanlıdivane (Neapolis) antik kenti ile ünlüdür. Kanlıdivane, kule, bazilikalar, nekropol alanı ve sarnıçları ile etkileyici tarihi bir alandır.
Silifke: Silifke ilçesi, Büyük İskender’in generallerinden I. Seleukos tarafından kurulmuştur. İlçedeki gezilecek yerler; Silifke Kalesi, Meryemlik, Hagia, Thekla Bazillikası, Kubbeli Kilise, Uzuncaburç, Korykos, Kız Kalesi ve Narlı Kuyu’dur.
Gülnar: Gülnar ilçesi, Roma Kenti olan Gilindire ve Meydancık Kalesi ile ünlüdür.
Mut: Mut ilçesi, Mersin’e 160 km. uzaklıktadır. Yapım tarihi kesinlik kazanamayan Mut Kalesi, Karamanoğulları özelliklerini taşımaktadır. Alahan (Alacahan) Manastırı, V. yy yapıtıdır.

Gezilecek Yerler
Silifke Atatürk Evi
Silifke büyük Atatürk'ün çiftlik olarak kurduğu, köylülerle birlikte ilk tarım kredi kooperatifini oluşturduğu ve değişik zamanlarda dört defa ziyaret ettiği bir beldedir.27 Ocak 1925 salı günü Atatürk'ün Silifke'ye ilk gelişlerinde misafir edildikleri ev ise şehrin Saray Mahallesi'nde bulunan iki katlı kâgir bir yapıdır ve 329 m² lik bir yerleşme alanına sahiptir. O tarihlerde Silifke Belediye Reisi Hacı Hulusi Efendi'ye ait olan ev, daha sonra varislerine intikâl etmiştir.Söz konusu yapı, tarihi ve mimari değerinden dolayı 1982 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce kamulaştırılmıştır. 1983 yılında başlayan onarım çalışmaları 1984 yılında tamamlanmış, 1985-1986 yıllarında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından teşhir ve tanzim çalışmaları gerçekleştirilerek, alt kat; ilçe halk kütüphanesi ve idare bölümü, üst kat ise, Atatürk Evi (müze-ev) olarak halka açılmıştır.Ortada artı işareti şeklinde bir plana sahip sofanın bulunduğu bu kat ; sofaya açılan misafir odası, oturma odası ile ona bağlı namaz odası, mutfak ve bu mekâna bağlı iş odası olarak tanzim edilmiştir. Müze o dönemin ve yörenin özelliklerini yansıtacak şekilde düzenlenmiş, sergilemede Silifke bölgesinden temin edilen etnografik malzemelerden ve Silifke Müzesi'nin etnografya seksiyonundan yararlanılmıştır. Müzede Atatürk'ün 28 Ocak 1925 günü misafir edildiği evin yatak odası ve yemek takımları, Atatürk'ün ev sahibi Sadık Taşucu'ya hediye etmiş olduğu üzerinde "Gazi M. Kemal" ibaresi taşıyan küçük bir tabanca, kurmuş olduğu çiftlik ve kooperatifle ilgili belge ve fotoğraflar sergilenmektedir.

Anamur Müzesi ve Örenyeri
Anemurium antik kentinde Amerikalı ve Kanadalı bilim adamları tarafından 1960 yılında başlatılan bilimsel arkeolojik kazılar yöredeki tüm kültürel kalıntıların değerlendirilmesi amacıyla, Anamur İlçesi'ne bir müze yapılması fikrini ortaya çıkarmıştır. Müze binasının ilk temeli 1976 yılında Yalıevleri Mahallesi'nde tahsis edilen 2630 m²lik arsa üzerine atılmıştır. 1990 yılında inşaat işlemlerinin tamamlanmasından sonra 1992 yılında teşhir ve tanzim çalışmaları sonuçlandırılmıştır. Bu zamana kadar sağlıklı bir müze binasının olmaması nedeniyle; Anemurium kazılarında ortaya çıkarılan eserler Alanya Müzesi'nde, ilçe çevresinde ele geçen diğer eserler ise Silifke Müzesi'nde korunmuştur.
1984 yılında Anamur Müzesi'ne kadro tahsisi ile personel sağlanmış ve müze Atatürk Bulvarı üzerinde kiralık bir dükkanda hizmet vermeye başlamıştır. Müze bu arada kendini tanıtmaya çalışmış, Bakanlık ve imkanların birleştirilmesiyle Anamur ve çevresinde kültür ve tabiat varlıklarının tespit çalışmalarını sürdürmüş, 1985 ve 1986 yılları Bozyazı (Nagidos) nekropolü ve Mamure Kalesi içindeki Rig Manoi antik kenti kalıntılarında kurtarma kazısı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Önce Amerika ve Kanada'nın ortaklaşa başlattığı Anemurium kenti arkeolojik kazıları, daha sonra Kanadalı Prof. Dr. James Russel başkanlığında sürdürülmüştür. 1986 yılından itibaren ise Kültür Bakanlığı adına Anamur Müzesi Müdürlüğü'nün başkanlığında Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Zoroğlu'nun bilimsel sorumluluğunda Aydıncık (Kelenderis) kazıları başlatılmıştır. Alanya ve Silifke müzelerinden getirilen Anamur kaynaklı eserlerin yanı sıra Bakanlıkça kapatılan Erdemli Müzesi'nden getirilen eserler ve Anamur halkının büyük bir duyarlılıkla getirdiği eserlerin sayısı bugün 7000 adete yaklaşmıştır. Müze binasının üst katında idari odalar, kütüphane, fotoğrafhane, konferans salonu, alt katında ise kafeterya, etnografik ve arkeolojik seksiyonlar, eski eser depoları, ve laboratuvar yer almaktadır. Konferans salonunda eski eser kaçakçılığının önlenmesine yönelik eğitici nitelikte dia gösterileriyle, resim, heykel, fotoğraf vb. gibi sergiler düzenlenmektedir.Etnografik seksiyonda geleneksel sanatlarımızın en güzel örnekleri yer almaktadır. Göçebelik döneminden yerleşik düzene geçinceye kadarki tarihsel süreç içerisinde ele geçirilen folklorik eşyalar sergilenmektedir.Etnografik seksiyonda yörede Bönce, Çiğni Düşük, Ala, Aynalı ve Boncuklu olarak tanınan kilim örnekleri ile üzeri çizgi kazıma ile dekorlandırılmış ahşap kahve değirmeni, kahve soğutucusu, kahve kutusu, aynalık, sedef kakmalı çekmece, kaşık formunda oyularak yapılmış kaşıklık, barutluk, ahşap urup, dibek, aşık sopası, kazıma stampa ve repousse tekniğiyle yapılmış çeşitli madeni kap kacak; niello tekniğiyle savatlanmış kılıçlar, çoban tabancaları; filigre tekniğiyle yapılmış gümüş sallama, gerdanlık küpeler, çeşitli takılar, bakır kazan ve tabaklar, yün çorap, uçkur, peşkir, heybe, kuşak, tütün ve para kesesi, deve yuları, saat örnekleri yer almaktadır.

Nagidos

Kelenderis gibi, bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesi'nde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir. Hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz kentten günümüze ulaşan yalnızca sur kalıntılarıdır. Bozyazı Çayı üzerindeki köprü Roma Çağına ait özellikler ortaya koymaktadır. Roma ve Bizans Döneminden kalma tarihi mekânların arasında su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri de vardır.Antik kaynaklar Nagidos'un da Kelenderis gibi, Samoslular tarafından kolonileştirildiğini belirtmektedir.Nagidos'un M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Kent, ilkin Hellenistik Çağda Mısır'daki Ptolemaiosların etkisi altına girmişse de daha sonra yoğun korsan saldırıları sonucunda tüm gücünü yitirmiştir. Bu gün müzede sergilenen eserler, kentin batısında rastlantı sonucu bulunan mezarlardan çıkarılmıştır. M.Ö. 4. ve 3. yüzyıldan kalma bu eserler pişmiş topraktan yapılmış lahit mezarların yanına ve içine konan oldukça zengin ölü armağanlarını içermektedir.

Tarsus Müzesi

Tarihi çağlar içinde Çukurova'nın önemli bir kültür merkezi olan Tarsus, M.Ö. 7000'den günümüze kadar kesintisiz yerleşim ve kültür merkezi olmuştur. Tarsus, 17-18. yüzyıl arasında yabancı seyyahların dikkatlerini çekmiş ve yabancı araştırmacıların uğrak yeri haline gelmiştir. Yapılan araştırmalarda Tarsus'un Çukurova tarihinde önemi artmıştır. Bu nedenle, 1937-1948 yılları arasında bugünkü Tarsus yerleşim merkezinde bulunan Gözlükule Höyüğü'nde Hetty Goldman tarafından yapılan bilimsel kazılarda ortaya çıkan kültür verileri antik dönem Çukurova tarihine ışık tutmuştur. Bu kazıda çıkan taşınır kültür varlıkları en yakın Adana Müzesi'ne nakledilmiştir. Ayrıca 1943-1944 yıllarında Tarsus şehir merkezinde yapılan Adliye binası temel hafriyatında çıkan M.S. 3-4. yüzyıla tarihlenen mozaikler bugün Hatay Müzesi'nde sergilenmektedir. Toprakaltı tarihi dokusu ile modern Tarsus yerleşim merkezi sokakları ve meydanlarında bulunan tarihi mimarî eserlerin yoğunluğu ve kent merkezinde yapılan hafriyatlarda ortaya çıkan eserlerin çokluğu, 1969-1970 yıllarında ilk defa Tarsus'ta müze kurulması düşüncesini doğurmuştur. Kent merkezinde M.S. 1450 yıllarında Çukurova'da kurulan Ramazanoğulları Beyliği zamanında, Ramazanoğlu beylerinden Kubad Paşa tarafından yaptırılan Kubad Paşa Medresesi'nde, 1969-1970 yıllarında toplanmaya başlayan eserlerle müze oluşmaya başlamış ve 1971 yılında ilçede resmi olarak müze açılmıştır. Müze binasında Tarsus merkezi ve çevresinde bulunan taşınır mimarî eserler yanında, satın alma, müsadere, kazılar yolu ile müzeye intikal eden toplam 35.000 eser bulunmaktadır. Mevcut müze binasının yetersiz kalması nedeni ile yapımı 1998'de tamamlanan 75.Yıl Tarsus Kültür Merkezi Binası kompleksi içinde yer alan yeni modern müze binasının açılış çalışmaları devam etmektedir. Yine 18-19. yüzyıldan kalan St. Paul Kilisesi'nde 2000 yılı inanç turizmine hizmet verecek şekilde restorasyon ve çevre düzenleme çalışması sürdürülmektedir.

Yumuktepe Höyüğü 

Mersin Belediyesi sınırları içerisinde, Demirtaş Mahallesi'ndedir. Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden birisidir. 1936-1947 yıllarında J.Garstang tarafından başlatılıp bir süre ara verilen kazı çalışmalarına 1993 yılında Prof. Veli Sevin başkanlığında yeniden başlanmıştır. Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Hitit, Yunan, Bizans ve İslâmî dönemlere ait kültür tabakalarından ele geçirilen eserler Mersin Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Tırtar-Akkale 

Mersin-Silifke karayolunun 49. km.sinde, Tırtar Köyü'nün deniz kıyısı tarafındadır. Geç Roma Döneminde kurulmuştur. Kalıntılar arasında saray olabilecek bir yapı, hamam, sarnıç vs. bulunmaktadır. 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki yapı halen ayaktadır.

İmirzeli Örenyeri 

Mersin İli, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'nın 11 km. kuzeybatısındadır. Karaahmetli Köyü'ne bağlıdır. Antik kentte Hellenistik, Roma, Geç Roma, Erken Bizans dönemi yerleşim izlerine rastlanmaktadır. Kilise, kule, sarnıç, peristilli ev kalıntılardan birkaçıdır.

Çatıören Örenyeri

Mersin ili, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'nın 8 km. kuzeybatısındadır. Hellenistik Dönemde tapınak, yerleşim alanı ve nekropol alanı olarak kullanılmıştır. Poligonal duvar tekniğinde yapılmış Hermes tapınağı bulunmaktadır. Roma Döneminde de iskân görmüştür.

Öküzlü Örenyeri 

Mersin İli, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'na olan uzaklığı 12 km. kadardır. Kanlıdivane-Çanakçı Köyü yol ayrımından stabilize bir yolla gidilmektedir. Örenyeri Geç Hellenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır.

Elaiussa-Sebaste (Ayaş) Örenyeri 

Mersin-Silifke karayolunun 50. km.' sindedir. Kumkuyu Belediyesi sınırları içerisinde yer alan Ayaş Elaiussa-Sebaste örenyeri M.Ö. 2. yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde iskân görmüştür. Sit alanı içerisinde nekropol, antik tiyatro, sarnıçlar, su kemerleri vs. yer almaktadır. İtalyan bir heyet tarafından 1995 yılında bilimsel kazı çalışmaları başlatılmıştır.

Soloi-Pompeipolis Örenyeri 

Mersin'in 10 km. güneybatısında, Mezitli İlçesi'ndedir. İlk olarak M.Ö. 11.yüzyılda, daha sonra M.Ö. 7.yüzyılda Rodos kolonileri tarafından kurulmuştur. Bu şehre güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir. M.Ö. 64 yılında burada faaliyet gösteren korsanlar, Romalı general Pompeius tarafından bozguna uğratılmıştır. Bu nedenle, şehrin adı Pompeipolis olarak değiştirilmiştir. Burası Grek ve Pers Dönemi yaşandıktan sonra, Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından M.Ö. 333 yılında alınmıştır. M.S. 527 yılında meydana gelen depremle şehir tamamen yıkılmış ve geriye sadece sütunlu caddenin bir kısmı, liman, höyük, hamam kalıntısı ve bir su kemeri kalmıştır.

Kanytelleis-Kanlıdivane Örenyeri 

Mersin-Silifke karayolunun 50. km. sinde, Ayaş Mevkii'nin 3 km. kuzeyinde yer alır. Eski adı Kanytelleis olan örenyerinde ilk iskân M.Ö. 3.yüzyıl sonlarına rastlamaktadır. Hellenistik Döneme ait bir kulenin bulunduğu şehir 11.yüzyıla kadar varlığını korumuştur. Çanakçı kaya mezarları da örenyeri sit alanı içerisindedir. Şehrin içerisindeki obruk da, eskiden suçluların vahşi hayvanlara parçalatıldığı inancından halk arasında "Kanlı Divane" diye anılmaktadır. Obruğun kuzey tarafında zırhlı ve kılıçlı bir asker, güneyinde beş kişilik bir aile kabartması bulunmaktadır. Hellenistik kulenin batı duvarındaki kitabede, kulenin rahip krallardan Olbalı Tarkyaris' in oğlu Teukros tarafından Zeus için yaptırıldığı belirtilmektedir. Şehrin kuzeyindeki anıt mezarı Kanytelleis' in önde gelenlerinden Aba, kocası ve iki oğlu için yaptırmıştır. Geniş bir obruğun etrafında II. Teodosius (408-450) tarafından kurulan bu şehirde bazilikalar, sarnıçlar, lahitler, anıt mezarlar bulunmaktadır.

Karaduvar Su Kemerleri
Osmanlı Dönemine ait olup halen ayaktadır.

Tömük Höyük
Mersin-Erdemli karayolunun 31. km.sinde yolun sonundadır.

Kocahasanlı 

Erdemli İlçesi, Kocahasanlı sınırları içerisinde Yapısıgüzel, Hayrat, Köşkerli, Üçtepeler mevkilerinde Roma ve Bizans Devrinden kalma antik kalıntılar mevcuttur.

Mağaralar
İlde jeolojik hareketler ve aşınma sonucunda pek çok mağara oluşmuştur. Cennet ve Cehennem Obruğu, Narlıkuyu, Köşekbükü, Buğu Deliği Mağaraları önemlidir.


Sportif Etkinlikler

Kayak: Niğde ve Mersin arasında yer alan Bolkar Dağının kuzey yamaçlarında Kayak tesisi bulunmaktadır.
Dağcılık: Pozantı’dan doğuya doğru 50 km. uzaklıkta Aladağlar (Çamardı), Demirkazık, Alaca, Güveller ve Cebel Gölü dağcılık için birer cennettir.
Hava Sporları: THK, yamaç paraşütü ve yelken kanat eğitimi yapmaktadır. Usta atlayıcılar için Emirler Köyünde 267 m yükseklikteki Gelincik Tepesi,acemiler için ise Mersin Üniversitesi Çiftlik Köyü Kampüsünde 150 m yüksekliğindeki tepe, Tarsus’ta Şelalenin kuzeyindeki Karatepe ve Çanaktepe elverişlidir.
Su Sporları: Mersin’in akarsularda ( Göksu Nehri ) rafting, plajlarda ise yelken, sörf, bot, paraşüt, su kayağı gibi su sporları yapmak mümkündür.

Ne Yenir?

Mersin ilinde gelişmiş restoran modellerinde deniz ürünleri, kırmızı et yemekleri, özel kebap çeşitlerini yeme imkanları mevcuttur. Balık ızgaraları, tantuni, cezerye, kuş gözü, humus, telatür, eya dolması, şırdan, bandırma, yüzük çorbası, övelemeç özel yöresel yemeklerdendir.

Ne Alınır?
Mersin ili alışveriş merkezleri açısından son derece zengindir. Mersin’in ve ilçelerinin yöresel özelliklerini yansıtan çeşitli hediyelik eşya ve tatlı çeşitleri alınabilir. El sanatlarına ait güzel örnekleri halılarda, kilim çeşitlerinde ve rengarenk yazmalarda görmek mümkündür.

Yapmadan Dönme...
Silifke’de Cennet-Cehennem Mağaralarını görmeden,
Tarsus’ta St. Paul Kilisesini ve diğer tarihi eserleri görmeden,
Anamur’da Anamuryum Harabeleri, Erdemli’de Kanlıdivane Harabelerini gezmeden,
Göksu’da rafting,trekking, koylarında diving yapmadan,
Plajlarında denize girmeden,
İlin meşhur tatlısı cezeryenin, özel kebap çeşidi tantuniyi tatmadan,
Dönmeyin...

 

 

 

 

 

 


Mail Grubuna Katıl
Travelterminal.net sitesinde yer alan tüm metin, resim ve içeriklerin hakları TEK TURIZM İNŞ.TESKT. SAN. ve TİC. Şirketine aittir. Hiç bir şekilde basılı veya elektronik bir ortamda izinsiz kullanılamaz veya kopyalanamaz. Tüm içerik bilgilendirme amaçlı olup değişiklik olması durumunda Travelterminal.net sorumlu tutulamaz.