travelterminal.net'e Hoşgeldiniz Lütfen giriş yapmadan önce aşağıdaki bilgileri okuyunuz.
Kullanıcı Sözleşmesi
Gizlilik Sözleşmesi
ÜYE GİRİŞİ
 
 
ÜYE KAYIT
 
 

Eskişehir

Eskişehir
Eskişehir ,başkent Ankara'nın batısında bir ildir ve İç Anadolu Bölgesi'nde bulunmaktadır. Merkezi Eskişehir kentidir.Anadolu ve Osmangazi Üniversitelerine ev sahipliği yapar. İlde, önemli oranda Kırım Tatarları kökenli nüfus mevcuttur. Tarihteki eski adı Dorlion'dur. Selçuklu ve Osmanlı Dönemi'nde de önemli bir kavşak noktası olmuştur.Lületaşı çıkarımının tamamına yakını bu ildedir.
Özet Bilgi
İsa'dan önce birinci bin yılda Porsuk Nehri kıyılarında Frigyalılar tarafından kurulan Eskişehir Türkiye'nin en önemli yol kavşaklarından birisidir.Yunus Emre, Nasrettin Hoca gibi tarihi kişileri yetiştiren Eskişehir Lületaşı, çeşitli hastalıklara iyi gelen sıcak su kaynakları ile de ünlüdür.Eskişehir kültürel zenginliği kadar doğal güzellikleri, mutfağı ve alışveriş olanakları ile önemli bir turizm çekim merkezi olmayı hedeflemektedir.Eskişehir sanayisi, eğitim düzeyi, ekenomik seviyesi, mimari ve tarihi önemiyle çok farklılıklara ve zenginliklere sahip bir şehirdir. Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir gibi büyük illerin Eskişehire yakın oluşunun yanında demiryolu ağının Eskişehir'den geçerek batı ve doğunun birleşmesinde bir kavşak olması Eskişehir'in coğrafi ve ekonomik yapısına katkı sağlayarak ayrı bir renk katar. Maden yataklarının ve işletmelerinin oldukça fazla olduğu söylenebilir. Türkiye'deki hatta Dünyadaki Bor rezervinin önemli bir bölümü Eskişehir de çıkartılmaktadır.Demiryollarının bel kemiğini oluşturan Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayii, Askeri ana jet üssü, uçak bakım ve üretimi, Türkiye ve dünyada marka olmuş bir çok firmanın fabrikası ve ana merkezi bulunan bir şehirdir.Porsuk Çayı şehir merkezini ortadan ikiye böler. Son yıllarda yapılan düzenleme ve projelerle şehirin sorunu olmaya başlayan nehir güzelleştirilerek, şehre ayrı bir çehre ve ulaşım yolu olarak ön plana çıkmıştır. Şehir toplu ulaşımında otobüs ve botların yanında oldukça modern olan tramvay sistemi önemli yer tutmaktadır.Şehrin iklimi İç Anadolu tipi Karasal iklim'dir. Kışları soğuk ve kar yağışlı, yazlar sıcak ve yağışsızdır. Yağışlar (dağlık kesimler hariç) az ve kısa sürelidir. Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları en az yağışı olan aylardır.
Gezi Rehberi
Anadolu Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi Müzesi
Eskişehir Odunpazarı Evleri bölgesinde yer alan ve 1916 yılında Mimar Kemalettin’in, Turan Numune Mektebi olarak yaptırdığı bina yıllar sonra, uzun bir süre askerlik şubesi olarak kullanılmıştır. Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Dönemi sürecinin anlatılması ve bu süreçteki önemli eserlerinin sergilenmesi amacıyla binayı restore ederek, 23 Nisan 1994’te Cumhuriyet Tarihi Müzesi olarak ziyarete açmıştır.
Müzede Atatürk’ün eşyaları ve 51 adet fotoğrafı, savaşın ve sonrasındaki devrimin özetini anlatan 131 fotoğraf, videolar ve çeşitli belgeler sergilenmektedir. Müze, dönemin kültürel, siyası, ekonomik, sosyal yapılanmasını topluma yansıtması bakımından oldukça önemlidir.

Müzede, Eskişehir yöresine ait çok sayıda etnografik eser de yer almaktadır. Müze, özellikle yakın tarihimizle ilgili araştırma yapanlar için de sosyolojik ve siyasal bilgiler içeren belge ve görsellerle dolu büyük bir kitaplığa sahiptir. Kimisi piyasada bulunmayan kitaplar paha biçilmez değerdedir. Müzede aynı zamanda, 1926 - 1980 yılına kadar 54 yılın günlük gazete arşivi sergilenmektedir.
Cumhuriyet Tarihi Müzesi içindeki en dikkat çekici eserler arasında Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet Döneminde büyük hizmetleri olan Yavuz Kruvazörü, Nusret Mayın Gemisi, Sütlüce Bandırma Vapuru,  Muavenet-i Milliye,  Alemdar Kurtarma Gemisi ve Savarona gibi gemilerin maketleri sergilenmektedir.
Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatür Müzesi
Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi, Odunpazarı Evleri arasındaki yüz yıllık tarihi geçmişi olan 265 metrekarelik bir evin Üniversite tarafından restore edilmesi ile halka açılmıştır. Türkiye’de bir ilk olan müze, Anadolu Üniversitesi bünyesindeki  Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin yan kuruluşudur.

Müze altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm arşiv eserlerine ayrılmış daimi bölümdür. Burada yerli yabancı yüzlerce eser bulunmaktadır.  İkinci bölümde yerli ve yabancı birçok karikatüristin eserlerinin yer aldığı değişken sergi bölümüdür. Sık sık değişen bu sergi alanı ile sürekli ziyaret edilen bir müze amaçlanmıştır. Üçüncü bölüm olan atölyede yerli ve yabancı karikatürcülerin atölye ve sergileri bulunmaktadır.  Müzede bir bölüm Türk, diğer bölüm Eskişehir’li karikatüristlere ayrılmıştır. Ayrıca müze içerisinde araştırma amaçlı geniş bir kitaplıkta hizmete sunulmuştur.
Müzede kitap, kartpostal, poster ve hediyelik eşyalar da ziyaretçiler tarafından satın alınabilmektedir. Dünyanın her tarafında olduğu gibi uzmanlık müzeleri bağışlarla büyümektedir. Bu müze de orijinal karikatür, kitap, poster, gazete, dergi gibi bağışları kabul etmektedir.
Müze, pazartesi hariç 10.00 - 18.00 arası ziyaretçilere açıktır.
Atlıhan El Sanatları Çarşısı
Odunpazarı İlçesi, kentsel sit alanı içersinde yer alan Atlıhan El Sanatları Çarşısı;  1850’li yıllarda, Eskişehir’in büyük toprak sahiplerinden Takattin Bey tarafından, çevre köy, kasaba ve şehirlerden gelen pazarcıların, köylülerin ve seyyahların, hem kendilerinin hem de hayvanlarının konaklamaları için yaptırılmıştır.
Han, Tarihi Odunpazarı Evleri’nden  Kurşunlu Cami ve Külliyesi’ne giden yolun sonunda olup,
700 m2’lik bir alanda kurulu olan, klasik Osmanlı mimari özelliği ile yapılmış Han’ın girişinde havuzlu ve fıskiyeli bir iç avlu ve etrafında sıra sıra dizilmiş iki katlı odalar bulunmaktadır.
Her gün meydanda kurulan odun pazarına, dağlardan topladıkları odunları satmak için gelen köylüler, önce Atlı Han’a uğrar, öküz arabalarını ve hayvanlarını buraya bırakır, pazara giderlerdi. Akşam olduğunda hana döner geceyi burada geçirirlerdi. Han hem dinlenilip konaklanan, hem hayvanların bakımının yapıldığı hem de içinde çay ocağı bulunmasından dolayı bölge halkının da toplandığı, dönemin bütün sosyal, siyasal ve ekonomik gündeminin oluştuğu bir mekân konumundaydı. Zaman içinde han tahribat ve yangınlarla metruk hale gelmiş ve terk edilmiştir. Atlıhan 2006 Yılında, aynı alan üzerinde “Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi” kapsamında, lüle taşının yeniden tüm dünyada etkin tanıtımı ve pazarlanması ayrıca geleneksel sanatlarımıza emek ve hayat veren lüle taşı ustalarımızın himaye ve teşvik edilmesi için orijinal mimarisi göz önünde bulundurularak yeniden inşa edilmiştir.
Birçok dükkânın üst katında atölyeler bulunmaktadır.  Bu butik dükkânlarda, lületaşı, gümüş, toprak kap ve cam atölyeleri ile diğer geleneksel el sanatları ürünleri teşhir ve satışının yapılmaktadır. Her yıl yerli ve yabancı pek çok turisti ağırlayan çarşı uluslararası düzeyde haklı bir üne kavuşmuştur.
Aziz Mahmud Hüdayi
1543 Yılında Sivrihisar’da doğan Hüdayi ismini Şeyhi Üftade’den, Aziz ismini ise biyografi müellifleri hürmeten alan Aziz Mahmud Hüdayi Efendi 1628 yılında vefat etmiştir. Kabri Üsküdar’daki Dergahı içindedir.
İlk tahsilini doğduğu kasabada almış ve ilmini ilerletmek için Şeyh Üftade’nin yanına İstanbul’a gelerek, Küçük Ayasofya Medresesinde eğitim almıştır. Uzun bir süre kadılık yaptıktan sonra, Celvetiyye tarikatını kurdu. Fatih Cami’nde Cuma vaizliği, müfessirlik ve muhaddislik yaptı.
Yaşamı boyunca sekiz devir padişah ile iyi ilişkiler kurmuş, hemen hepsine eserleri,  sohbet, irşâd, vaaz ve nasîhatleri ile ümmet de için bir feyiz kaynağı olmuştur. Zamanla Hüdâyî Dergâhı, İstanbul’un en mühim bir kültür merkezi hâline geldi.
Aynı zamanda büyük bir şair olan Aziz Mahmud Hüdayi’nin bestelenen şiirlerinden birçoğu halen çalınıp söylenmektedir. Otuza yakın eserlerinden bazıları şunlardır: Tarikatname, Tarikat-ı Muhammediye, Nectül Garik, Cami’ül Fezail, Külliyat-ı Hüdayi, Nefais’ül Mecalis, Vakıat, Kami’ur Reza’il, Miftahus Salat Mirkatün Necat, Nasaih, Habbet’ül Muhabbe
Beyler Sokağı
Eskişehir’in ilk yerleşim yeri olan Odunpazarı Semtinin en merkezi sokağı olan Beyler Sokağı,
beş ayrı sokakta devam eden çalışmaları da kapsayan "Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi"nin en önemli ayağını oluşturuyor. Türkiye'nin en büyük restorasyon çalışmasının başlatıldığı Beyler Sokakta bulunan 27 ev tamamlanmış ve 2007’de kullanıma açılmıştır. Buradaki birbirinden güzel tarihi evlerin birçoğu butik otellere dönüştürülerek, proje çalışması devam ederken, hem şehir içi hem şehir dışı hem de yabancı ülkelerden gelen konuklara ev sahipliği yapan, şehrimizin ve ülkemizin bilim, sanat, siyaset, öğrenci ve basın çevresinden bir çok konuğu ağırladı.
Tiryaki Hasan Paşa Sokağına bakan üç katlı bina Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan komutanın karargahı ve cephaneliği olarak kullanılmış. Arif Nihat Asya "Bayrak" şiirini bu evde yazmış. Aynı sokaktaki bir Başka eve bundan üç asır önce Evliya Çelebi misafir olmuş. Geçmişte ünlü kişileri ağırlayan bu evler yeniden hayata geçirilerek misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyorlar.
Cam Sanatları Eğitim Merkezi
Odunpazarı Belediyesi Meslek ve Sanat Edindirme Kursları kapsamında Cam sanatının tüm teknikleri ile birlikte öğretildiği Cam Sanatları Merkezi ile OMEK Türkiye’de tektir.
Kursiyerlerinin ürettiği cam eserler, her yıl mayıs ayında düzenlenen bir festivalle dünyaya tanıtılmaktadır.
Çağdaş Cam Sanatları Müzesi
2007 Yılında, Büyükşehir Belediyesi, Anadolu Üniversitesi ve Cam Dostları Grubunun işbirliği ile Odunpazarı Evleri Kent Müzesi kompleksinde kurulmuş ve Türkiye’de bir ilk olarak açılan Cam Sanatları Müzesinde yer alan eserler, yerli ve yabancı 42 sanatçının kendi atölyelerinde yapıp müzeye bağışladıkları çeşitli cam sanatı eserlerinden oluşmaktadır.
Çibörek - Şıbörek
Kırım tatarlarına özgü olan yemeklerin başında gelmektedir. Un, su, tuz karıştırılarak hazırlanan hamurun içerisine, soğan, baharat ve kıyma ile hazırlanan iç konulup, alevli ateşteki çöyün (dökme) kazanda kaynamakta olan yağın içine ikişer bırakılır. Kızgın yağ içine bırakılan çibörekler birden kabarır, şişer ve hemen kızarır kızarmaz çıkarılır.
Divanü Lügat-it Türk’e (1072-1074) göre “çir”, “yağ” anlamına gelmektedir. Çirbörek Türkçede görülen ünsüz (r ) düşmesi ile çir, çi (çibörek) şeklinde söylenmiştir. Aynı zamanda ünsüz değişimi ile ç ve ş ünsüzleri birbirine dönüşebilmektedir. Ayrıca şı, çı, Kıpçak, Tatar Türkçesinde lezzetli anlamına gelmektedir. Börek ise Kıpçak Türkçesinde “içerisine et doldurulmuş hamur parçaları” demektir. Böylece “Çibörek”e “kızgın yağda pişirilen bir börek cinsi” ve/veya “lezzetli börek” diyebiliriz. Çiböreğimiz, Kırım Türkçesinde “çibörek, şıbörek, şırbörek, şibörek” isimleri ile de söylenmektedir. Eve gelen itibarlı konuklara sunulan bir yemektir ve yapılması zahmetlidir. Çiböreğin, Balkanlar ve Türkiye coğrafyasında görülmesi ise Kırım Türklerinin, Kırım’dan Çarlık Rusya’sının baskısı ile 1785 yılından itibaren zorunlu göçleri ile başlar.
Develik Han
Seyitgazi İlçe Merkezi, Derebenek Mahallesindedir. Seyit Battal Gazi Külliyesinin yaklaşık 150 m güneyinde yer almaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planda, kargir olarak inşa edilmiştir. Selçuklu Dönemi mimari özellikleri taşıyan Han harabe halindedir. Bugünkü haliyle sadece dış duvarlar görülebilmektedir.
Devrim Arabası
1961 Yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in talimatıyla Eskişehir Demiryolu Fabrikaları'nda 4 ay gibi kısa bir sürede üretilen dört otomobilden biri olan "Devrim", 1961 yılında trenle Ankara'ya götürülmüş. Zamanın demiryolu kanunları gereği deposuna az akaryakıt konulan Devrim, Cemal Gürsel'in test amacıyla kullandığı sırada benzini bitip durunca, trenle Ankara'dan Eskişehir'e getirilmiş ve bir süre fabrika içinde kullanılmış.
TÜLOMSAŞ (Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş.)’de sergilenen ve yılda yaklaşık otuzbin kişinin ziyaret ettiği 0002 şasi ve 0002 motor numaralı Devrim, lastikleri, ön ve arka camı dışında, Türkiye’nin ilk yerli üretim otomobilidir. Son olarak 2005 yılında Bursa'da düzenlenen Sanayi ve Ticaret Fuarı'nda izlenime sunulan Devrim’in, tarihi değeri dolayısıyla artık kent dışında sergilenmesine izin verilmiyor.
Egzoz borusu yanda olan, uzun ve kısa farları ayakla çalışan, manuel olarak çalıştırılabilen Devrim, bu özellikleriyle de dikkati çekiyor. Toplam 1.250 kg. olan ve saatte maksimum 140 kilometre hız göstergesine sahip Devrim'e güvenlik gerekçesiyle benzin konulmuyor.
2008 Yılında, Tolga Örnek'in yazıp yönettiği "Devrim Arabaları'' filmi, Eskişehir-Ankara arasındaki Yüksek Hızlı Tren seferleri ve kente düzenlenen turistik gezi turları Devrim'e olan ilgiyi artırdı. Ziyaretçiler, TÜLOMSAŞ'ta kendisi için hazırlanan özel cam bölmede muhafaza edilen Devrim ile hatıra fotoğrafı çektirebiliyor.
Doğanlı Kale
Adını üzerindeki doğana benzeyen kayadan alan kale, Seyitgazi ilçesinin Çukurca Köyü yakınındadır. Bir Frig eseri olan Kale’nin iç kısmına, Bizans ve Roma çağlarında, mezar ve yeraltı geçitleri ilave edilmiştir. Kale merdivenleri ve odaları ile harabe bir görünümdedir.
Eskişehir Aladdin Cami
Kendi adı ile anılan parkın içerisinde olan Alaaddin Cami şehir merkezinde olup, 1267 yılında 3.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında yapılmıştır. 1944 – 1951 yılları arasında müze olmadan önce yapılan restorasyon ile tipik Selçuklu mimarisi özelliğini kaybetmiştir.  Daha sonra tekrar ibadete açılmıştır.
Eskişehir Balmumu Müzesi
Balmumu, canlı görünümlü heykeller yapmaya son derece uygun bir malzemedir. Dünyanın ilk balmumu müzesi, 1835 yılında Londra’da açılan Madam Tussauds Müzesidir. Türkiye’de ise ilk ve tek Balmumu Müzesi 2013 yılında Eskişehir’de Cam Sanatları Müzesi’nin yanında açılmıştır.
Müzedeki balmumu heykeller, geçen dönem belediye başkanı olan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in bizzat yaptığı ve müzeye bağışladığı 160 kişinin heykellerden oluşmaktadır.
Müzede, Atatürk’ün birçok heykelinin yanı sıra, Atatürk’ün ailesinin de heykelleri bulunmaktadır. Ayrıca,  yerli ve yabancı devlet adamlarının, sanatçıların, medya mensuplarının ve sporcuların heykelleri, değişik dekorlar önünde sergilenmektedir. Müzede aynı zamanda Eskişehir’in ve Türkiye’nin tarihinden kesitlere de yer verilmiştir.
Müze açılışından sonra, Eskişehir’e gelen ünlü kişilerin ölçüleri alınıp, özel fotoğrafları çekilerek yapılacak olan balmumu heykelleri de müzedeki yerini alacak.
Müze beş farklı bölümden oluşmaktadır. Müzede fotoğraf çekmek yasaktır. Ancak görevli fotoğrafçılarca çekim yapılabiliyor.
Müze pazartesi günleri ziyarete kapalı olup, diğer günler 10:00 / 17:00 arası ziyarete açık olup, geliri kız çocukları ve engelli çocukların eğitimi için kullanılıyor.
Eskişehir Havacılık Müzesi
1988 yılında kurulan Eskişehir Havacılık Müzesi, Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü karşısındadır. Müze uluslar arası bilinirliğe sahiptir.
Eskişehir’de bulunan 1. Hava İkmal ve Bakım Komutanlığı tarafından oluşturulan müze 2011 yılında Anadolu Üniversitesi ve komutanlık arasında imzalanan bir anlaşma ile Üniversite işletimine devredilmiştir.
Açık havada sergilenen uçak ve helikopterlerin  bir kısmı halen kullanılan modellere aittir. F4 ağır bombardıman, C4 Nakliye uçakları gibi uçaklar, restore edilerek alana yerleştirilmiş. Müze girişinde bir füze rampası mevcuttur.
Kapalı alanda ise, pilot kıyafet ve aksesuarları ile uçak aksamları sergilenmektedir. Aynı zamanda küçük uçak maketleri de mevcuttur.
Yerli havacılık şirketi Alpata ile ABD kaynaklı Skorsky bu müzenin sponsorları arasındadır.
Eskişehir Kent Park
Yaklaşık üçyüzbin metrekarelik bir alana kurulu Kent Park’ın içinden Porsuk Çayı da geçmektedir. Park içerisinde düzenlenen bot seferleri ile şehir merkezine gitmek bile mümkündür. Park, içerisinde ördekler ve süs balıkları bulunan bir gölete ve ortasında ışıklandırılmış bir adacığa sahiptir. Park içinde, uzmanlar eşliğinde ata binmekte mümkündür.
Kentpark, Türkiye’nin ilk yapay plajına sahip parkı olma özelliğini de taşımaktadır. Plaj haricinde parkta birçok oyun gurubu, yürüyüş parkurları, restoran ve cafeler yer almaktadır.
Bu bağlamda, gül bahçeleri, spor alanları, heykel ve anıtları, kültür sanat etkinlikleri için açık alanları, eğlence ve dinlenme mekânları ile Kent Park, Eskişehir’in önemli bir sosyal yaşam alanlarından biri olma özelliğini taşımaktadır.
Eskişehir El Sanatları Çarşısı
Tarihi Odunpazarı bölgesinde, Kurşunlu Cami Külliyesi içinde yer alan Eskişehir El Sanatları Çarşısında, yok olmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarımızın seçkin örnekleri sergilenmektedir.
Ustaları tarafından, ney dersleri de verilen çarşıda, ney tınıları arasında, halı ve kilim dokuma atölyelerinde de eğitim verilmektedir. Osmanlı Minyatürü, Hat ve Ebru sanatlarının sergilendiği bölümlerin yer aldığı çarşıda, Lületaşı ve hediyelik ürünlerin yer aldığı birçok dükkan da bulunuyor.
Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi
1945 Yılında, Eskişehir il ve ilçelerinden toplanan tarihi eserler önce Alaeddin Cami’nde bir depoya yerleştirilir. Daha sonra, eserler Kurşunlu Külliyesi'ndeki medrese odalarında korunmaya alınarak, bir kısmı bahçesinde teşhir edilmiştir. Şartların eserlerin sergilenmesi için yetersiz kalışı sebebi ile müze 2001 Yılında kapatılmıştır.
2007 Yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, yaptığı talep üzerine, müze inşaatının sponsorluğu ETİ Şirketler Grubu üstlenmiştir. Müze, Türkiye’de özel sektör tarafından hayata geçirilen ilk müze olarak nitelendirilmektedir.
2010 yılında 1300 m2’lik alana kurulan yeni müze binasının içerisinde, çocuk müzesi, bilimsel çalışma labaratuar, fotoğrafhane ve cafe gibi bir çok bölüme yer verilmiştir.
Eskişehir ETİ Arkeoloji Müzesi’nde, satın alma, bağış ve müsadere yoluyla gelen eserlerin yanı sıra, Neolitik-Kalkolitik-Tunç-Hitit-Frig- Helenistik-Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini kapsayan 20.000 taşınır kültür varlığı bulunmaktadır. Müze’nin teşhir edilen 2.000 eser dışında kalan 18.000 eser yaklaşık 900 m2’lik müze depolarında korunmaktadır.
Eskişehir Sarikaya Mağarası
Karakaya Mağarası’nın 1,5 km doğusunda, Domya Deresi’nin kolu olan ve boğaz şekilli derin bir vadi içinde akan Çatalkaya Deresi’nin sol yamacında yer alır. İki mağara arasında Yarılgan Sırtı bulunur. Bu mağaraya da Eskişehir-Mihalıççık yolundan ayrılan Büydüz-Sasa-Yalımkaya ve Mihalıççık-Gürleyik-Yalımkaya yollarıyla veya Gürleyik’ten başlayan Domya Deresi’nin derin kanyonu içinde 1 saatlik yürüyüşle gidilmektedir. Sarıkaya Mağarasının içi, görünümleri son derece güzel sarkıt, dikit, sütun,duvar ve perde damlataşları ve damlataş havuzları ile kaplıdır ve mağaranın fiziki özellikleri insanların girip-çıkmasına uygundur. Bu nedenlerle turizm amaçlı kullanıma çok elverişlidir. Ayrıca ilginç damlataşlara sahip olan Karakaya Mağarası’na çok yakın oluşu ve doğal çevrenin güzelliği, bu önemi daha da arttırmaktadır.
Eti Bor ve Etnografya Müzesi
Türkiye’nin ilk bor Müzesi  olan Seyitgazi’deki Bor Müzesi, 1207 yılında Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubadın annesi Ümmühan Hatun tarafından yaptırılan Tarihi Selçuklu Hamamı içerisinde kurulmuştur.
Müzede Kırka Bigadiç Kestelek Emet ve Bandırma işletme Müdürlükleri tarafından çıkarılan bor madeni ve numuneleri, genel müdürlüğe ve işletme müdürlüklerine ait bilgi ve fotoğraflar, bor madeni ile ilgili bilgiler, açık ocak maketi ve bordan üretilen sanayi ürünleri yer almaktadır.
Aynı zamanda Etnoğrafya müzesi olarak kullanılan müzede eski ev eşyaları, tarım aletleri ile el sanatları ürünleri sergilenmektedir.
Hafız Ahmet Efendi Konağı
Eskişehir’in ilk lüle taşı ustalarından olan Hafız Ahmet Efendi tarafından 1717 Yılında yaptırılmış, süsleme bakımından sadeliğin tercih edildiği bu tarihi konak, Beyler sokaktaki ilk evlerden biridir.
İmam olan Hafız Ahmet Efendi Kurşunlu Camisinde 22 yıl imamlık görevinde bulunmuştur. O yıllarda resmi nikâh olmadığı için ayrıca bu evde imam nikâhı da kıymıştır
İlk yapıldığında dönemin ve bölgenin ana malzeme karakterine uygun olarak duvarlarda ahşap karkas kerpiç dolgu;  pencere, kapı ve bunun dışındaki cephe elemanlarında (silmeler, saçak altı süslemeleri gibi.) ahşap kullanılmıştır. Ahşap karkas kerpiç dolgu olan duvarları ahşap doğramalar ve silmeler tamamlamaktadır.
Yapı, yüksek bahçe duvarı ile çevrilerek, tek çıkmalı olarak inşa edilmiştir. Bahçe kapısından önce avluya, sonra eve girilirken bahçeyi çeviren yüksek duvar evin alt kat duvarıyla kesişmektedir. Ev plan tipi açısından klasik Türk evi şemasındadır. Alt kat; depo, kömürlük, mutfak olarak kullanılırken üst kat; yeme, yatma, dinlenme, konukları ağırlama amacına yönelik yapılmıştır. Ev, çıkma sayesinde sokakla bütünleşerek yaşama dâhil olmaktadır. İkinci kattaki çıkmanın bulunduğu bölüm alt kata göre daha geniş tutulmuştur. Böylelikle ev içerisinde daha geniş kullanım alanı sağlanmıştır.
Döneminde, Hafız Ahmet Efendi, İran Şahı Rıza Şah Pehlevi`ye lüle taşından yapılmış bir asa hediye etmiştir. Ayrıca Kurtuluş Savaşı zamanında Eskişehir’e gelen önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e de İran Şahı’na vermiş olduğu asanın aynından yapmıştır. Bu asa bugün Anıtkabir Müzesi’nde sergilenmektedir.
Haller Gençlik Merkezi
1930 Yılında yapılmış ve uzun yıllar yaş sebze ve meyve hali olarak kullanılmış bina yıkılması düşünülürken, dönemin Belediye Başkanı tarafından  restore edilerek kültür ve sanat merkezine dönüştürülmüştür. Londra'daki  Covent Garden ve Hamburg'daki  çiçek binasından esinlenilerek  restore edilen binada ahşap, ferforje ve doğal taş hakimdir.
Han Antik Kenti
İl merkezinin güneydoğusunda Seyitgazi İlçesine 72 km. uzaklıktadır. 1992 Yılında Eskişehir Müzesi tarafından yapılan kazılarda bulunan Han Antik Şehri, kayalıklarda, yeraltına doğru kat kat oyularak yapılmıştır. Mekanlar koridorlar ile birbirine bağlanmıştır. En alt katında yer altı su kaynağı bağlanmıştır.
Aynı yıl yakın bölgede her odasında arcosoliumlu sandukalar bulunan üç odalı bir mezar bulunmuştur. Oda duvarının özellikle üst seviyesinde ve tavanda rozet, baklava dilimi, fiyonk, yaprak ve fırıldak motifleri bulunmaktadır. Bu bölgede bilinen tek örnektir. Ayrıca ilçe merkezinde kolosal gömü taşları bulunmaktadır.
İnönü Savaşları Karargah Evi Müzesi
Kurtuluş Savaşı sırasında I. ve II. İnönü Savaşlarında Garp Cephesi Komutanı İsmet İnönü tarafından karargah binası olarak kullandığı tarihi yapı, Eskişehir merkezine 25 km. uzaklıkta olan İnönü İlçesi, İsmet Paşa Mahallesindedir.
Çıkan yangın neticesinde bir hayli tahrip olan binayı, Kültür Bakanlığı 8 yıllık bir restorasyon sonucu müzeye dönüştürerek, 2001’de açmıştır.
Karargah evi iki katlı olup, zemin kat yapı malzemesi taş, diğer iki kat bağdadi tekniğindedir. İkinci katın ön ve arka cephesi cumbalıdır. Bina, Osmanlı Dönemi Sivil Mimari örneği olup tek yapı olarak tescillidir.
Karargah evinde İnönü Vakfınca verilmiş olan İsmet İnönü’nün üniformalarının kopyası, ilgili kitaplar, fotoğraflar, cephe emirleri, Akşehir 1185. Sefer Malzeme Ana Depo Komutanlığınca verilen silahlar, İnönü Kaymakamlığınca yöreden toplanan savaş malzemeleri sergilenmektedir.
Kurşunlu Cami ve Külliyesi
Eskişehir’in tarihi ilçesi olan Odunpazarı’nda bulunan Kurşunlu Cami ve Külliyesi, Gazi Melek lakaplı Çoban Mustafa Paşa tarafından, Kanuni döneminde, sekiz yıllık bir inşa sürecinde yapılmış ve 1525 tarihinde kullanıma açılmıştır.
Caminin arkasındaki büyük kubbeli semahane, medrese odaları ve ön taraftaki sütunlu açık mekân, buranın bir Mevlevi tekkesi olduğunu kanıtlamaktadır.
Kurşunlu Cami ve Külliyesi yedi farklı bölümden oluşmaktadır.  Merdivenli kapıdan girildiğinde, avlusunda 1960 yılında külliyeye uygun bir şekilde ilave olarak yapılan bir şadırvan, sağ tarafta menzilhane, tabhane, sol tarafta aşhane ve kervansaray ortada cami ve caminin arkasında sıbyan mektebi, medrese odaları (Mevlevihane) bulunmaktadır. Arkada ise son mevlevi şeyhi Hacı Hasan Dede ve ailesine ait kabirler bulunmaktadır. Tarihte bu bölümlerin her biri amacı doğrultusunda kullanılmakta iken özellikle Mevlevihane ve Tabhane bölümleri bu gün turistik amaçlı kullanılmaktadır. Cami bölümü günümüzde halen ibadete açık durumdadır.
Tabhane içerisinde günümüzde El Sanatları Müzesi oluşturulmuştur. Sanat atölyelerinde, pek çok sanatçının yaptığı tezhip, süsleme, cam sanat eserleri burada satışa sunulmaktadır.
Lületaşı Müzesi
Valilik tarafından son on yılda yapılan uluslararası Lületaşı Festivalleri, yarışmaları ve sergilerinde yer alan eserler, İl özel idaresi tarafından satın alınıp, 2008 yılında Kurşunlu Külliyesi içerisinde yerli ve yabancı misafirlerin ziyaretine açılmıştır.
Lületaşı, dünya üzerinde çıkarıldığı tek bölge olması nedeniyle, Eskişehir’in simgesi haline gelmiş, mg2.Si3O8. 2H20 ya da 2mg0.Si02.2H20 kimyasal bileşimli lületaşı, hidratlı doğal magnezyum silikat olup, toprağın 150 metreye kadar olan derinliklerinde bulunan bir madendir. Lületaşı “Eskişehir Taşı” adı ile de anılır. “Deniz Köpüğü”, “Meerschaum”, Magnesite, ve “Sepiolite” ise bu madenin bilinen diğer adlarıdır.
Lületaşı Müzesi’nde Eskişehir’e özgü kıymetli taşla yapılan ve ellinin üzerinde sanatçıya ait dört yüz adet eser sergilenmektedir. Daha ziyade lületaşından işlenerek yapılan bu eserler arasında takılar, hatıralık eşyalardan başka, ulusal ve uluslar arası yarışmalara katılan heykelcikler yer almaktadır.
Nasreddin Hoca
Türk-İslam kültürünün büyük bilgesi, zekası ve fıkralarıyla dünyaca tanınmış bir halk filozofu olan Nasreddin Hoca, 1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar İlçesinin adı sonradan “Nasreddin Hoca Beldesi” olarak değişen, Hortu köyünde doğdu.
Öğrenimini ilk önce kendi ilçesinde yaptı. Daha sonra bilgisini artırmak için, 1237 yılında Konya’nın Akşehir İlçesine göçtü. Burada, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim gibi devrin âlimlerinden dersler aldı. Hocalık, kadılık, kâtiplik, müderrislik,  mahkemelerde bilirkişilik görevlerinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine “Nasreddin Hoca”ünvanı verildi.
Babası köyün imamı iken ölünce, Eskişehir’e dönerek babasının görevini devraldı. İlk evlendiği eşi ölünce, tekrar evlendi. İki kız ve bir oğlu oldu. Daha sonra tekrar Konya’ya yerleşti.
74 yaşında iken 1284 yılında Akşehir’de vefat eden Hoca, Akşehir’in en eski Selçuklu mezarlığına gömüldü. Daha sonra mezarı Türbeye dönüştürüldü. Unesco, 1996 yılını “Nasreddin Hoca Yılı” olarak ilan etti. Bu kapsamda, Çeşitli etkinlikler, özel yayım ya da dergilerin özel sayılarıyla kutlanan yıl içerisinde ülkemizde de  birçok sempozyumlar düzenlendi.
Güldürürken düşündüren ve Anadolu insanına yol gösteren Nasreddin Hoca her yıl temmuz ayının son haftasında " Nasreddin Hoca Doğum Şenlikleri " ile anılmaya devam etmektedir.
Geçimini zaman zaman çiftçilikle, bahçıvanlıkla, pazarcılıkla kazanan Hoca’nın bir halk adamı olarak yaşamak istemesinin etkisi büyüktür..
Hoca' nın hayat, tabiat ve cemiyet içindeki insanı, keskin görüşler ve zeki söyleyişlerle karikatürize eden nükteleri yalnız bir milleti değil, bütün insanlığı tatmin edecek değerde olduğundan bu Türk zekâsı başka milletler arasında da tanınmış ve sevilmiş ve birçok dile de çevrilmiştir.
Türünün öncüsü olan Hoca’nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür.
Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar genellikle halk arasında geçer. Hoca, soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez. Onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir.
Odunpazarı İlçesi ve Tarihi Odunpazarı Evleri
Şehrin güneyindeki tepelerde kurulmuş Odunpazarı, Eskişehir’in ilk yerleşim yeridir. Semt, kıvrımlı yolları, çıkmaz sokakları, ahşap süslemeli-bitişik düzenli- cumbalı evleri ile geleneksel Osmanlı örf ve adetlerini koruyarak günümüze kadar gelmiştir.  Odunpazarındaki tarihi evler, ''Tarihi ve Kentsel Sit'' olarak koruma altına alınmış ve dünya kültür miras listesine eklenmiştir.
Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi kapsamında Beyler Sokak’ta bulunan 27 evin çatı ve dış cephe restorasyonu yapılmıştır. Yapılacak 2. Etap çalışmalarında üç sokakta 13'ü tarihi eser niteliği taşıyan 37 binanın sağlıklaştırma ve yenileme çalışması ise devam etmektedir. Restorasyon ile 30 sokakta toplam 300 ev, 3 cami, 1 Külliye, 2 Kervansaray, 15 çeşme ve 1 Han yenilenmiştir. Çalışmalar sonucunda Eskişehir'e yılda 250 bin turist, 50 milyon TL'lik ekonomik girdi sağlanmış ve  5 bin kişilik istihdam oluşturulmuştur.
Odunpazarında çeşitli müzeler, kültürel ve ticari değer taşıyan mağazalar, bir kaç sahaf, dernek ve kültür merkezleri bulunmaktadır. Bölgedeki en önemli eserler arasında tarihi Kurşunlu Külliyesi ve Atatürk Lisesi sayılabilir. Eski tarihlerde Hamamyolu Yediler Parkı civarında şehrin ticari hayatı şekillenirken bu bölgede de yerleşim yerleri oluşturulmuştur. Halen Hamamyolu bölgesi önemli alışveriş merkezleri arasındadır. Odunpazarı Evleri içinde yer alan bazı evler de halen konut olarak kullanılmaktadır.
Odunpazarı Evleri’nin tarihi Eskişehir tarihiyle özdeştir. Daha çok Türkmen izleri taşıyan bu evlerde Osmanlı ve Türkmen yerleşim biçimleri yansıtılmıştır. Muhafaza ve restore edilmiş bu evler genellikle iki katlıdır. Zeminleri ahşap olup alt katlarında hol, mutfak depo gibi bölümler bulunmakta, aynı zamanda genellikle arka bahçeye çıkan kapılar da buradaki hol bitiminde yer almaktadır. Üst katlarında ise odalar bulunmaktadır.
Porsuk Çayı
Sakarya Irmağı’nın en uzun kolu olan Porsuk Çayı 448 km uzunluğunda olup, Eskişehir’i adeta ortadan böler.1948 ve 1971 yıllarında hizmete sokulan Porsuk Barajlarında toplanan su, Eskişehir Ovasından ve şehrin ortasından geçerek Sakarya Irmağı’na ulaşır.
30 yıl önce yüzülebilen Porsuk Nehri, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) raporlarında, Avrupa'nın en kirli ve sağlık açısından en tehlikeli nehirleri listesinde yer alıyordu. EBB’nin girişimi ile başlatılan “Kentsel Gelişim Projesi” kapsamında yatak temizliği, çevre düzenlemesi, köprü temizlikleri halen devam eden çay, Eskişehir’in simgesi haline gelmiştir. Venedik kanallarını anımsatan porsuk çayında bot gezintisi yapabilir hale gelmiştir. 20 dakikalık tekne turlarında, şehrin önemli bir kısmını görme imkanı bulabilirsiniz.
Porsuk Çayı‘nın kent merkezine rastlayan bölgesine Adalar denilir. Bu bölgenin tamamı eski dönemlerde şehrin tanınmış ailelerinden birine ait olduğundan, "Yalaman Adası" olarak anılırdı. Zamanla bölge, bir gezi ve eğlence bölgesine dönüşmeye başladıktan sonra, "Adalar" olarak isimlendirilmeye başlanmıştır.
Porsuk kenarında 1960’lı yıllarda yazlık sinemalar, yerini 1970’lerde gazinolara, 1980’li yıllarda lunaparklara, günümüzde ise cafelere bırakmıştır. Üniversitelerin etkisi nedeni ile genç nüfusu yoğun olan Eskişehir halkının en çok rağbet ettiği yerlerin başında gelen Adalar ve Porsuk Çayı şehrin adeta 24 saat canlı olan kısmıdır.
Sakarılıca Kaplıcası
İl merkezinin 32 km kuzeyinde , orman içinde, Sakarya vadisinde bir sel yatağından kaynaklanmaktadır.
Nevrit, nevralji, kronik romatizmel hastalıklar, kırık-çıkık sekelleri, kadın hastalıkları, lumbago, diabet, şişmanlık ve böbrek hastalıklarına iyi gelmektedir. İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine ait termal bir otelin yanı sıra Sakarıılıca Belediyesine ait değişik konaklama imkânları da bulunmaktadır.
Sazova Bilim Deney Merkezi Projesi Bilim Sanat ve Kültür Parkı
Teması ile dünyada özgün parklar arasında yerini alan Sazova Bilim Sanat ve Kültür Parkı, Eskişehir - Kütahya yolu üzeri Sazova mevkiinde 400 bin metre karelik alanda kurulu Türkiye’nin en büyük parklarından biridir. Park alanı içerisinde ulaşım özel trenler ile sağlanıyor. Park pazartesi hariç haftanın her günü ziyaret edilebilir.
Büyükşehir Belediyesi tarafından hizmete sunulmuş, Bilim Deney Merkezi Projesi Bilim Sanat ve Kültür Parkı Eskişehir'de bir ilktir. Bünyesindeki restoranları, cafeleri, birçok su sporlarının yapılabileceği büyük bir göleti, 2000 kişilik açık hava anfi tiyatrosu,  engelli çocuklar için gezi ve masal gruplarından oluşan oyun alanları ile büyük bir sosyal yaşam alanıdır.
Sazova Parkı Bölümleri
Korsan Gemisi
Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfettiği Santa Maria isimli korsan gemisi; kaptan köşkü, zindan, mürettebat hamakları, kiler, topları ve güvertesi bire bir ölçülerde  gölet içinde inşaa edildi.
Masal Şatosu
Park alanı içerisinde inşa edilen ve bu yıl tamamı ile ziyarete açılan Masal Şatosu, çocuklar tarafından büyük  ilgi görse de çocuk ruhlu büyükler de şatoya büyük ilgi gösteriyor.
Türkiye'de bir ilk olma özelliğini taşıyan, masal kahramanlarının ve masal dünyasının objeleri ile donatılan şato, çocuklarımızın hayal dünyalarını geliştirmelerine büyük katkı sağlayacağı kuşkusuzdur.
Masal Şatosu genel gezi alanları ve tur bölümlerinden meydana geliyor. Genel ziyaret alanlarını (koridorlar, 1 Varmış 1 Yokmuş, hediyelikçi, üst kattaki Sihirli Elma Kafe ve Seyir Teras) ücretsiz olarak gezilebiliyor. Şato içinde rehber eşliğinde düzenlenen yaklaşık yarım saatlik turlara katılmak içinse şato girişinde bulunan gişeden bilet almanız gerekiyor.
Oyun Grupları
Engelli çocukların da kullanabileceği oyun alanları oluşturulan parkta, çeşitli sevimli karakterler ve masal kahramanları ile bezenmiş oyun alanları var. Park’da ayrıca çocuklara yönelik suyun kaldırma kuvveti ve döngüsel hareketleri ile ilgili deneyler yapmalarına olanak tanıyan özel düzeneklerde oluşturulmuş.
Bilim Deney Merkezi – Planetaryum
Bilim Deney Merkezi, Eskişehir'de bir ilk olan Parkı'nın en önemli yapılarından biridir. İçerisindeki planetaryum (gözlemevi) ile gökyüzü ve uzayın büyülü atmosferi izlenebiliyor.
Bilim Deney Merkezi ve Uzay Evi içinde,  çocukların çeşitli bilimsel deneyleri gerçek ortamlarında yapabilmeleri için, saat 10.30 ve 12.00 saatleri arasında yaz dönemlerinde atölye çalışmaları yapılmaktadır.
Eti Sualtı Dünyası
Büyükşehir Belediyesi ve ETİ firmasının desteği ile açılan Sualtı Dünyası içinde, 84 farklı türden toplam 2150 adet balık sergilenmektedir.  Kuzey Ege, Kızıldeniz, Atlas Okyanusu, Amazon Nehri ve Güney Amerika gölleri gibi dünyanın farklı noktalarından getirilen birçok türden balığı Sualtı Dünyası’nda görebilirsiniz.
Seyyit Battal Gazi Kervansarayı - Eski Han
Seyitgazi Kervansarayı ( Eski Han ),Seyitgazi İlçe Merkezi, Derebenek Mahallesindedir. 1635 yılında Erivan Seferine giderken, IV.Murat tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planda, kargir olarak inşa edilmiştir. Tamiratlar nedeniyle orijinal görünümünü kaybetmiştir.
Battal Gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir.
Battal Gazi Destanı'nda ve halk hikâyelerinde, Emeviler zamanında Arap ordusuyla birlikte İstanbul'u kuşattığı anlatılmaktadır. Kuşatma hem denizden hem karadan yapılmış, fakat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Destanda Battal'ın düşmanı, Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında İstanbul'a geçerek imparatorluğunu ilan eden İmparator Leon'dur.
Seyyit Battal Gazi Türbe ve Külliyesi
Ünlü İslam Komutanının 8.yüzyılda yaşadığı tahmin edilmektedir. İslam ordularının Bizans’a karşı savaşlarında destanlaşmış yararlılıklar göstermiştir. Antakya, Şam ya da Malatya doğumlu olduğu söylenir. Doğduğu ve yaşadığı evin yeri halen mevcut olup, yıkıntı halinde korunmaktadır. Bina uzun yıllar halka yemek dağıtılan hayrat yeri olarak kullanılmıştır.
Anadolu'nun Bizans İmparatorluğu egemenliği altında bulunduğu M.S. 700 yıllarında, İslamiyet henüz Anadolu içlerine yayılmamıştı. İslamiyeti kabul etmiş olan Emeviler doğudan sık sık Bizans'a karşı Anadolu' nun içlerine akın yaparak Anadolu' yu ele geçirmek ve İslamiyeti yaymak istemişlerdir. 720-740 yıllarında sıklaşan bu akınlardan birinde Seyyit Battal Gazi lakabı ile anılan bu efsaneleşmiş halk kahramanı, bugünkü Seyitgazi ilçesinin bulunduğu (antik adı Nakolea) Mesih Kalesi olarak bilinen bölgede aldığı yaralardan 740 yılında şehit düşmüştür.
Anadolu'da İslam’ın yayılmasına büyük katkıları olan Battal gazi’nin kahramanlıkları halk tarafından iki büyük destana konu olmuştur. Arapça Zatü’l-Himme ve Türkçe Battalname.
1207-1208 yıllarında Alaaddin Keykubat’ın annesi, l. Gıyaseddin Keyhüsrev’in eşi olan Ümmühan Hatun tarafından adına bir külliye yaptırılmıştır. 150 metre yüksekliğinde Üçler Tepesi' nin doğuya bakan yamaçları üzerinde olan bu kasabaya Seyitgazi adı verilmiştir. Daha sonra Ümmühan Hatun için de burda iki katlı eyvan biçiminde bir türbe eklenmiştir. 1954 yılına kadar harap bir durumda bulunan külliye, geniş bir restorasyon çalışması ve çevre düzenlemesi ile bugünkü durumuna getirilmiştir.
Sivrihisar Ballıca İlçesi ve Pessinus Açık Hava Müzesi
Sivrihisar ilçesi, doğuda Günyüzü ve Ankara, batıda Çifteler ve Mahmudiye, kuzeyde Beylikova ve Mihalıççık, güneyde ise Konya ve Afyon ile çevrilidir. Şehir, “Tanrıça Kybele” adına, Frigyalı’lar tarafından kurulmuştur.
Helenizm Çağı’nda, bu bölgeye akın eden Galatlar’ın bir kabilesi olan Tolistoboglar, bu yöreye yerleşmişler ve Pessinus, başkentleri olmuştur. Pessinus, Bergama Krallığı döneminde en parlak dönemini yaşamıştır.
Roma döneminde ise, ticari ve askeri önemi artmaya başlayan Sivrihisar, Bizans İmparatoru Justinianos (M.S.527-565) tarafından yeniden onarılmış ve Justinianopolis adını almıştır.
1074 yılında Selçuklu’ların, 1289 yılında Osmanlı’ların eline geçen ilçenin adı,  Karahisar  olarak değiştirilmiş ve Cami, han, hamam, medreseler yapılarak ilçenin önemli bir kültür merkezi olmasını sağlamıştır. Günümüzde Sivrihisar kültürel ve tarihi bir merkez olarak önemini korumaya devam etmektedir. Sivrihisar aynı zamanda,  Ünlü mizah ustası ve filozof Nasreddin Hoca’nın doğum yeridir.
Valilikçe ilçedeki antik Pessinus Kentinde yapılan kazı çalışmaları sonucunda, Pessinus Açık Hava Müzesi 1988 yılında açılmıştır. Kazılardan çıkartılan eserlerin bir kısmı Açık Hava Müzesi olarak düzenlenen bina ve bahçesinde teşhir edilmektedir.
Sivrihisar Ulu Cami
Dört kapılı caminin her kapısında bir kitabe bulunmaktadır.
Giriş kapı kitabesinde; Caminin1274 yılında Eminiddin Mikâil (Mevlâna Celâleddîn’in yakın arkadaşı) tarafından yapıldığı yazmaktadır. Diğer kapısındaki kitabede ise, 1440 yılında Sivrihisar eski kadısı (Fatih Sultan Mehmet’in ilk veziri, İstanbul’un ilk Kadısı) Hızırbey tarafından tamir ettirildiği yazmaktadır. Batı tarafında bulunan büyük giriş kapısının sağ kanadında ise “Allah birdir, hiçbir kimseyi O’na ortak etme, istediğinizi yalnız ondan isteyiniz. "Sol kanadında ise mescitler Allah içindir." yazıları oyulmuştur.
Dikdörtgen planlı caminin iç mekânı 67 direkten oluşmaktadır. Bu özelliği ile Orta Anadolu’daki en büyük camidir. Tipik Osmanlı mimarisinde yapılmış caminin dört direği üzerinde, Bizans dönemine ait balıklar kabartma motifleri de bulunmaktadır.
Mihrabı yuvarlak ve basit bezemelidir. Minberi tipik Selçuklu sanatı örneğindedir. Minbere geçme tekniğinde, kabartma rumi ve palmet motifleriyle bezenmiş olup, üzeri sekizgen motiflidir. Yanan Kılıç Mescidin’den getirilmiştir. Cami içerisindeki dolaplarda kullanılan ahşap oyma sanatı Hasan bin Mehmet tarafından yapılmıştır.
Minaresi yuvarlak , tek şerefeli ve taş kaidelidir. Minare üzerindeki kitabeden, 1412 yılında Hacı Habib bin Taymığı tarafından eklendiği görülmektedir. Çatısı düz planlıdır.
Bugün Müftülük binası olarak kullanılan caminin yanındaki bina o yıllarda yapılmış bir medresedir.
Şehr-i Aşk Adası
Şehr-i Aşk Adası, Porsuk Çayı üzerinde yapılan bu yapay ada 2010 yılında açılmıştır. Açılışına yerli ve yabancı yüzlerce ünlü ismin katıldığı adanın yapım amacı şehrin, sevgi ve aşk şehri olduğu imajı yaratılmasıdır. Bir park şeklinde düzenlenmiş adaya bir köprü ile ulaşılmaktadır.
Adada sevdiğinizin ismini kazıyabileceğiniz kütükler yer almaktadır. Buraya yazılan yazılar koruma altındadır ve silinmemesi için çalışılmaktadır.
Şelale Park
Adını içerisindeki 1.400 metrekarelik şehrin en büyük şelalesinden alan Şelale Park, yaklaşık 40 bin metrekarelik yeşil alanda kurulmuş ve 2009 yılında açılmıştır.
Park içerisinde çocuk oyun ve spor alanı, yürüme parkurları, seyir terası, Don Kişot ile uşağının ahşap yel değirmenine açtığı savaşın heykelleri,  oturma yerleri ile mni anfi tiyatrosu, seyir terası, restoran ve cafeleri ile neredeyse şehrin tamamının görebildiği bir parktır. Parka merdivenlerle tırmanmak gerekiyor.
Şeyh Edebali Türbesi
1206 Yılında Karaman’da doğan Şeyh Edebali, Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Beyin kayınpederidir.  1326 Yılında Bilecik’te vefat eden Ahi Şeyhi, büyük bir İslam ilahiyatçısı ve din bilginidir. Adına  Eskişehir Odunpazarı mezarlığı’ nda  bir türbe yapılmıştır. Türbe, II. Abdülhamit tarafından restore edilmiştir.
İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şam’da tamamlamıştır. Tefsir, hadis ve özellikle İslam hukukunda uzmanlaşmıştır. Mevlana gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulunmuştur. Tasavvuf yoluna girdiği, Baba İlyas halifelerinin ileri gelenlerinden olduğu belirtilmektedir..
Vefatından bir ay sonra kızı Malhun Hatun, dört ay sonra da damadı Osman Gazi vefat etmiştir.
Şeyh Sücaeddin-i Veli Külliyesi ve Türbesi
Yaşadığı tarihler tam olarak bilinmeyen Şeyh Sücaeddin-i Veli, Hacı Bektaşi Veli Halifelerinden olup,  Seyitgazi İlçesi Arslanbeyli Köyünde meftundur.
Türbesini Mürvet Ali Paşa, 1515 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında yapmıştır.
Diğer bir adı da; “Varlıklı Sultan” olan ve Horasan’dan geldiği sanılan Şeyh, sekizinci İmam Rıza soyundandır. Dünyadaki dört Veli’den birisi olarak kabul edilmektedir.
Külliyesinde kendisi dışında Mürvet Ali Paşa Türbesi, aşevi, cemevi gibi bölümler vardır.
Adına her yıl Haziran ayında şenlikler düzenlenir.
TCDD Açıkhava Buharlı Lokomotif Müzesi
Eskişehir’in  Tepebaşı ilçesi Gar sahasında bulunan müzede sergilenen ürünler, 13. Şube Şefliği malzeme ambarından alınıp, tamirat ve tadilat edilmiş, bunlara TCDD 1. bölge ve Tülomsaş Genel Müdürlüğünden temin edilen malzemeler de eklenerek, 1998 tarihinde ziyarete açılmıştır.
Bir demiryolu kenti olan Eskişehir'de bu  müzede, teşhirde telgraf makinesinden - lokomotife kadar demiryolu ulaşımında ve iletişiminde kullanılan araç ve aletlerin yanında Demiryolu padişah fermanları fotokopileri, ilgili yayınlar ve giysiler sergilenmektedir.
Yazılıkaya Ören Yeri - Frig Vadisi
Frigler, tarihlerinde siyasi ve kültürel olarak Yukarı Sakarya Vadisi’nde Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya İlleri arasında kalan Frig Vadisinde yaşamış ve birçok eserler bırakmışlardır.
Dünya Kültürel ve Doğal Mirası listesine dâhil edilmek üzere aday gösterilmesi uygun görülen Yazılıkaya Ören yerinde kapadokya bölgesindeki peribacalarını andıran birçok anıt ve doğal coğrafik yontuya rastlamak mümkündür.
Bunlardan en önemlisi; Yazılıkaya (Midas Anıtı), 1315 metre yüksekliğindeki dağlık Frigya Bölgesi içinde kalır ve Frigler tarafından dini merkez olarak kullanılmıştır. M.Ö. 550 yıllarında yapıldığı sanılan Midas Anıtı, bir Kybele (Ana Tanrıça) heykeli koymak üzere yapılmış bir Kült anıttır. Ayrıca vadi içerisine yayılmış diğer anıtlardan bazıları şöyledir; Frig Kaya Anıtları açık hava tapınakları olarak kullanılmıştır. Bitmemiş Anıt, tamamlanmadan bırakılığı için bu adı almıştır. Bitkisel Motifli Anıt, adını üzerindeki lotus – palmet,  dama ve sümbül motifinden alır. Küçük Yazılıkaya, üst cephesindeki  Frigçe yazıtlardan dolayı Arezastis Anıtı olarak da anılır. Ayrıca, "Kybele" in kendilerine bahşettiği nimetleri tekrar Kybele'ye sunarak, şükran duygularını dile getirmek istedikleri için Frigrlerin yaptığı Bahşeyiş Anıtı, Grek stilinde iki mezar odalı anıtsal kaya mezalarının olduğu Gerdekkaya Mezar Anıtı, Seyitgazi’deki Hamamkaya Anıtı gezilebilir. Adını mezarlardaki aslan frizlerinden alan Aslanlı Mabet, Büyük lahit mezarlardan oluşan Büyükyayla (Seyircek) Nekropolü, askeri soylular sınıfının yaşadığı Frig Kaleleri vadi içerisinde gezilebilmektedir. Ayrıca,  Sivrihisar'da bulunan Alemşah Kümbeti, biri mescit, diğeri mezar olmak üzere iki katlıdır. Selçuklular tarafından, 1321 yılında. Melik Şah'ın kardeşi Sultan Şah adına yapılmıştır.
Yunus Emre Türbe ve Külliyesi
Ünlü Hak ve halk şairi Yunus Emre, 1240 yılında Eskişehir’in bugün kendi adıyla anılan Sarıköy’de doğmuştur.
1320 yılında doğduğu topraklarda vefat eden Yunus Emre’nin mezarı, Eskişehir Sarıköy’dedir. İlk mezarı, Yunan işgali sırasında yıkılınca, 1946’da yeni bir mezar ve anıt çeşme yapılmış ve naşı 1949’da buraya taşınmıştır. Zamanla demiryolu hattının mezarının çok yakınından geçmesi nedeniyle Kültür Bakanlığınca, ilk türbeye ve 13.yy Selçuklu mimarisine uygun olarak 1970’te naşı tekrar yeni yapılan türbeye taşınmış ve ziyarete açılmıştır. Yunus Emre’nin yaşam felsefesi olan sözleri,  mezartaşın ön cephesinde yazılmıştır;  "Gelin Tanış Olalım, İşi Kolay Kılalım, Sevelim Sevilelim, Bu Dünya Kimseye Kalmaz". Rumi ve palmet dekorlu mezar lahiti birbirlerine kemerlerle bağlanmış, sekiz sütunlu etrafı açık anıt mezarın ortasına yerleştirilmiştir.
Bu anıt mezarın bulunduğu yere 1982’de bir kültür evi, cami ve şadırvan eklemiştir. Aynı zamanda buraya Yunus Emre’nin bir de heykeli konulmuştur. Kültür Evinde kurulan müzede ise Yunus Emre’yi tanıtan kitaplar, dörtlüklerini içeren levhalar sergilenmiştir. Burada Yunus Emre’nin ilk mezarından arta kalan mimari parçalar ile bazı etnoğrafik eserler de bulunmaktadır. Müzenin bir bölümünde, Yunus Emre Zaviyesine ait 4 berat, 7 muhasebe koçanı, birinci ve ikinci mezarlarından nakli sırasında çekilmiş fotoğraflar ile Yunus Emre'yi tanıtıcı kitaplar sergilenmektedir. Diğer bölümlere ise bölgenin etnografik malzemeleri ile Selçuklu dönem taş süslemeciliğinin en güzel örneklerini veren mimari parçalar sergilenmektedir.
Bu dünyada yaşayan insanları sevgiye, birlik ve beraberliğe çağıran bir hak aşığı olan Yunus Emre anısına her yıl programlar yapılmaktadır.
Pek çok önemli şiirini içinde bulunduran Risalet-ün Nushiyye isimli mesnevisini 1307 – 1308 (Hicri 202) yıllarında yazan Yunus Emre, şiirlerini bir araya getiren Divan’ı ölümünden sonra sevenleri tarafından düzenlenmiştir.
Ünlü halk şairi, Anadolu Selçuklu Devleti’nin son yılları ile Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarına denk düşen bir dönemde yaşamıştır Türk-İslam halk düşüncesinin en önemli yapı taşlarından birisi olan Yunus Emre’nin şiirlerinden anlaşıldığı üzere, Ahmed Fakıh, Geyikli Baba ve Seydi Balum ile çağdaş olduğu gibi, Mevlana Celalettin Rumi’nin de çağdaşı olduğu, onu tanıdığı, toplantılarına katıldığı ve kendi deyişiyle onun ‘ görklü nazarından ‘(güzel ve gösterişli bakış açısından) ilham aldığı anlaşılmaktadır.
Diğer Bilgiler
Tarih
İlkçağ'dan 11.yy'a kadar 

M.Ö. 14. yüzyılda Hititler Eskişehir merkezli büyük bir devlet kurmuşlardır. Eskişehir‘in önemi ve yeri dolayısıyla Hititler döneminde Eti‘lik (Beylik) olduğu görülmektedir. M.Ö. 12. yüzyılda Anadolu’ya giren Frigler Anadolu'ya yerleşmiş ve Dorylaion adı ile bölgeye yerleşmiştir. Friglerden sonra bölgeye Lidyalılar daha sonrada Persler hakimiyeti altına almıştır. M.Ö. 4.yy'da Makedon kral İskender’in eline geçen Eskişehir, İskender’ in ölüm tarihi olan M.Ö. 323 yılına kadar İskender'in İmparatorluğu altında kalmıştır. M.Ö. 2 yy'da Roma Cumhuriyeti kontrolüne geçen bölge, Roma’nın ikiye ayrılmasına kadar Roma İmparatorluğu’nun ayrıldıktan sonra da Bizans hakimiyetinde kalmıştır.
Selçuklular Dönemi 
Yeniden Bizans egemenliğine giren Dorylaion 1074'te Selçukluların eline geçti. Şehir Anadolu Selçuklularızamanında, Selçuklular ile Haçlılar arasında yapılan savaşlara sahne olmuştur. Bu zamanda şehrin adı "Sultanönü" olarak anılmaktadır. Şehir içinde Selçuklulara ait pek çok eser vardır.
Osmanlı Dönemi  
1289'da Anadolu Selçukluları Eskişehir'i Osman Gazi'ye verdi. Orhan Gazi döneminde Karamanlıların eline geçen Eskişehir'i, 1. Murad yeniden Osmanlı topraklarına kattı.Fatih'in ilk zamanlarına kadar şehir Ankara Beyliği'ne bağlı olarak kalmıştır. 1451 yılından sonra Kütahya'nın Beylerbeylik haline gelmesi üzerine Anadolu İdari Teşkilatında değişiklik olmuş, bu arada Ankara'ya bağlı bulunan Eskişehir, Kütahya Beylerbeyliği'ne bağlanmıştır.Kent 1601'de bir süre Celali Deli Hasan ve yandaşlarının eline geçti. Hüdavendigâr ( Bursa) Vilayetinin Kütahya Sancağına bağlı bir kaza olan Eskişehir'e demiryolu 1890'lı yıllarda ulaştı.Demiryolu'nun Eskişehir'e gelmesi ile şehirde ticaret canlandı.19. yüzyıl boyunca yöreye Kafkasya, Kırım, Romanya ve Bulgaristan'dan gelen göçmenler yerleştirildi. Şehir 1877-1878 Osmanlı - Rus harbinden sonra muhacirlerin yerleştirilmeye başlamasıyla beraber gelişmeye başlamıştır.Mondros Ateşkesi'nin maddelerinden biri olan İtilaf Devletleri'nin Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki önemli noktaları güvenlik gerekçesiyle işgal edebilecekleri maddesine dayanarak 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul'a çıkan İngiliz kuvvetleri, İstanbul-Bağdat demiryolu hattı boyunca önemli gördükleri yerleri işgal etmeye başladılar, bu işgalden 1919 yılının Ocak ayı sonlarında Eskişehir İstasyonu çevresinde karargahlarını kurdu.
Türk Kurtuluş Savaşı Dönemi 
21 Haziran 1920 günü saat 11:00'de Millî Savunma Bakanı Fevzi Çakmak Paşa ve Genelkurmay Başkanı Albay İsmet İnönü ile tren istasyonuna gelmiştir. Yunan taarruzunun aldığı vaziyeti, sınıf arkadaşı ve Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Cebesoy ile burada görüşmüştür. Aynı gece de Ankara’ya hareket etmiştirler.Eskişehir'de Türk Kurtuluş Savaşı'nın 5 önemli meydan muharebesinin üçü geçmiştir. Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşı'nın önemli muharebelerinden biri olan I.İnönü Savaşı Eskişehir topraklarında gerçekleşmiştir. Eskişehir, Kurtuluş Savaşı'nın kilit nok­talarından birini oluşturduğundan, savaşta maddi ve manevi olarak çok yıpranmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında demiryolu hattını denetlemek amacıyla 23 Ocak 1919'da Eskişehir İstasyonunu işgal eden İngiliz kuvvetleri, 20 Mart 1920'de Kuvay-ı Milliye'nin baskısıyla işgale son verdi. 1921 yılında Eskişehir'e 40 km. uzaklıktaki İnönü'de, Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri yapıldı.20 Temmuz 1921'de Yunanların işgal ettiği Eskişehir bir süre Yunan ordularının karargâhı oldu. Eskişehir-Kütahya Savaşları sonunda Türk Ordusu Sakarya'nın doğusuna çekildi. 23 Ağustos 1922'de Yunanlılar yeniden saldırdı. 30 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz ile düşman püskürtülmeye başladı ve 2 Eylül 1922 günü, Seyitgazi yönünden gelen Türk Süvarileri Tekkeönü'nden Eskişehir'e inerek düşman kuvvetlerini Eskişehir'den çıkardılar. Eskişehir, Kurtuluş Savaşı'nın son aşaması olan Büyük Taarruz sonrasında 2 Eylül 1922'de kurtarıldığında yıkıntı hâlinde harap bir kasabaydı.
Cumhuriyet Dönemi 
Atatürk'ün 15 Ocak 1923'de Eskişehir hakkındaki sözü:
''Eskişehir'i ve Eskişehirlileri çok iyi tanırım. Millî Mücadele yıllarında büyük vatanseverlik ve üstün bir cesaretle mücadelemizin daima yanında olmuş, bu mücadeleye çok geniş yardımlarda bulunmuşlardır.''
Mustafa Kemal Atatürk, 15 Ocak 1923'te Hükümet Konağında yaptığı konuşmada vurguladığı gibi Eskişehir, savaşın kazanılmasında büyük katkı yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, bu nedenle kentin imarıyla yakından ilgilenmiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan yatırımlarla kısa zamanda modern bir kent yaratılmaya çalışılmıştır.Cumhuriyet ilan edildikten sonra Eskişehir 1925 yılında il olmuştur. 1926 yılında Eskişehir'in, Sivrihisar, Mihalıçcık ve Seyitgazi olmak üzere üç ilçesi bulunmaktadır. 1954 yılında çıkarılan kanunla Çifteler ve Mahmudiye, 1957 yılında çıkarılan diğer bir kanunla da Sarıcakaya ilçe haline getirilmiş ve ilçe adedi 6'ya çıkmıştır.Daha sonra 1987 tarihinde 3392 sayılı kanunla Alpu, Beylikova ve İnönü; 9 Mayıs 1990 tarih ve 3544 sayılı kanunla Günyüzü, Han ve Mihalgazi ilçe haline getirilmiş, böylece ilçe sayısı 12'ye çıkmıştır. 22 Mart 2008 tarihli resmi gazetede yayınlanan 5747 sayılı yasa ile de Merkez ilçe kaldırılarak Odunpazarı ve Tepebaşı adıyla 2 yeni ilçe daha kurulmuş ve ilin toplam ilçe sayısı 14'e ulaşmıştır.

Coğrafya 
Eskişehir, İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında yer almaktadır. İl merkezi kuzeyinde Mihalgazi, Sarıcakaya ve Ankara, doğusunda Alpu, güneyinde Mahmudiye, Seyitgazi ve Afyon, batısında ise İnönü ve Kütahya sınırları ile çevrilidir.İç Anadolu stepleri, Kuzey Anadolu ve Batı Anadolu ormanları şehrin bitki örtüsünü oluşturur. Sündiken Dağları'nın güney yamaçlarında 1000 metreden sonra meşe çalılıkları, daha yükseklerde bodur meşeler görülür. 1300 metreden sonra yer yer kara çamlar bulunur. Bazı bölgelerde karaçamların arasında, kızılçamlar da görülür. Eskişehir'in güneyindeki platolarda orman bulunmamakta fakat bölgesel step bitkileri vardır. Porsuk ve Keskin Dereleri'nin kenarlarında söğütler, kavaklar, karaağaçlar ve koruluklardan oluşan bitki örtüsü bulunur.Eskişehir'den geçen iki önemli akarsudan ilki Sakarya Nehri ikincisi ise Porsuk Çayı'dır. Bu akarsuların il sınırları içerisinde kalan arazisinde 2 adet baraj bulunmaktadır. Porsuk Çayı üzerinde Porsuk Barajı, Sakarya Nehri üzerinde ise Gökçekaya Barajı bulunmaktadır.Eskişehir ilinin ilçeleri; Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, Han, İnönü, Mahmudiye, Mihalgazi, Mihalıcçık, Sarıcakaya, Seyitgazi ve Sivrihisar'dır.
İnönü: İnönü ilçesi doğuda merkez ilçe, güneyde Kütahya, güneybatı, batı ve kuzeyde Bilecik iliyle çevrilidir. Belediye teşkilatının kuruluşu 1884 yılına uzanır. 1987 yılında ilçe olmuştur. Nüfusu 2000 yılı sayınına göre 9.328 olup, nüfusun 4.157’si (%44.5) köylerde, 5.171 kişi (%55.5) ilçe merkezinde yaşamaktadır. İlçe halkının en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İlçenin, yoğurt ve kaymağı meşhurdur. İnönü ovasına hakim tepelerin üzende yer alan in’ler, korunma kolaylıkları dolayısıyla doğal birer kale görevi görmekteydi. Kanuni Sultan Süleyman 1533-1536 Irak Seferi’ne giderken İnönü’de konaklar.Matrakçı Nasuh; altta İnönü, ortada Bozüyük ve Derbend-i Ermeni(Osmanlı döneminde Ermeni Derbendi denen dağ geçidi, günümüzde ilçe merkezi olan Pazaryeri kasabasının bulunduğu yer), üstte Zincirlikuyu olmak üzere minyatür resmeder. Bu minyatür bize İn’lerin o tarihte bile önemini koruduğunu göstermektedir.Atatürk’ün emirleriyle kurulan Türk Tarih Kurumu, Anadolu’nun karanlıkta kalan geçmişini ortaya çıkarmak için başlattığı çalışmaların bir kısmını da İnönü civarında sürdürmüştü. Bu mağaralarda 1938 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan kazılar sonucunda Bakır Çağı’nda tarihlenen kap-kacak ve Frig, Bizans ve Osmanlı dönemi keramikleri bulunmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında, I.İnönü(9-10 Ocak 1921) ve II.İnönü(31 Mart – 1 Nisan 1921) zaferlerinden sonra Atatürk tarafından, savaşları idare ettiği yer olan İnönü beldesinin adı, İsmet Paşa’ya soyadı olarak verilmiştir.
Sivrihisar: Sivrihisar ilçesi, doğuda Günyüzü ve Ankara, batıda Çifteler ve Mahmudiye, kuzeyde Beylikova ve Mihalıççık, güneyde ise Konya ve Afyon ile çevrilidir. Nüfusu 2000 yılı sayımına göre 31.664 olup, 21.117’si (%66.7) köylerde, 10.547’si (%33.3) İlçe Merkezinde yaşamaktadır. İlçe halkının en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.Sivrihisar ilçesinde yerleşim Hititler zamanına kadar iner. O dönemde adı Sallopa olan ilçede Milattan önce 700’lerde Frigler yerleşmeye başlamıştır. İlçe merkezinin 16 km. yakınında olan Pessinus (bugünkü Ballıhisar) önemli bir kült merkezdir. Friglerle birlikte Ana Tanrıça Kibele kültünün de yok olması Pessinus’un giderek önem kaybetmesine yol açmıştır. Roma döneminde ticari ve askeri önemi artmaya başlayan Sivrihisar, Bizans İmparatoru Justinianos (M.S.527-565) tarafından yeniden onarılmış ve Justinianopolis adını almıştır.1074 yılında Selçuklu’ların eline geçen ilçe Karahisar adını alarak bir imar hamlesi başlatılmıştır. Camii, han,hamam,medrese gibi yapılar ilçenin önemli bir kültür merkezi olmasını sağlamıştır. 1289 yılında Osmanlıların eline geçen Sivrihisar’da 1684 yılında kaza teşkilatı kurulmuş, 1912’de Eskişehir iline bağlanmıştır. Günümüzde Sivrihisar kültürel ve tarihi bir merkez olarak önemini korumaktadır. Ünlü mizah ustası ve filozof Nasreddin Hoca’nın doğum yeri olmasıyla da ünlüdür.

Lüle Taşı
Lületaşı'nın Türkiye’de işlenebilir olanı yalnız Eskişehir’de bulunmaktadır. "Beyaz altın", "Deniz köpüğü" ve "Eskişehir taşı" gibi adlandırmalar lületaşının değerini, rengini, çıkış merkezini anlamlı bir biçimde ortaya koymaktadır.Lületaşı, magnezyum ve silisyum esaslı ana kaya parçalarının yerin muhtelif derinliklerindeki başkalaşım katmanları içinde, hidrotermal etkilerle hidratlaşması sonucunda oluşmuş değerli bir taştır.

Ne Yenir?
Göceli Tarhana, harşıl, çerkez sofrası, çiğ börek, katlama böreğini yerel yemek çeşitleri arasında sayabiliriz.

Yapmadan Dönme...
Yazılıkaya’yı (Midas Anıtı) gezmeden,
Sakarıılıca Termal Turizm merkezini ziyaret etmeden,
Şehrin en ünlü yemeği olan çiğböreğinin tadına bakmadan,
Eskişehir-Odunpazarı evlerini görmeden, burada hazırlanan yöresel yemekleri yemeden 
Dönmeyin....
Mail Grubuna Katıl
Travelterminal.net sitesinde yer alan tüm metin, resim ve içeriklerin hakları TEK TURIZM İNŞ.TESKT. SAN. ve TİC. Şirketine aittir. Hiç bir şekilde basılı veya elektronik bir ortamda izinsiz kullanılamaz veya kopyalanamaz. Tüm içerik bilgilendirme amaçlı olup değişiklik olması durumunda Travelterminal.net sorumlu tutulamaz.