travelterminal.net'e Hoşgeldiniz Lütfen giriş yapmadan önce aşağıdaki bilgileri okuyunuz.
Kullanıcı Sözleşmesi
Gizlilik Sözleşmesi
ÜYE GİRİŞİ
 
 
ÜYE KAYIT
 
 

Edirne

Edirne

Tarihinde çeşitli ünvanları hak etmiştir. Edirne, mutluluk dönemlerinde “Der-i Saadet” (Mutluluk Kapısı) bir “Şenlikler Şehri”dir.

Özet Bilgi

Edirne, camiler, çarşıları, köprüleri, tarihi evleriyle özellikle de Muhteşem Selimiye ile ülkemize gelenleri ilk karşılayan ve bir sınır kenti olma özelliğini en iyi yansıtan kentimizdir.


Müzeler
Edirne Müzesi
Edirne'de ilk Müze, Atatürk'ün emriyle, 1925 yılında Selimiye Camii Dar-ül  Hadis Medresesinde kurulmuştur. Bu müzeye Arkeoloji Müzesi denilmekle birlikte, müzede değerli etnografik eserler ve mezar taşları da yer almaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu'nun yaklaşık 94 yıl başkentliğini yapan Edirne’de saray, halk sanatlarını etkilemiş ve etnografya açısından zenginlik kazandırmıştır. Bu yüzden ikinci bir müzeye gerek duyulmuştur. Selimiye Camii avlusu içinde bulunan Dar-üs Sıbyan Medresesi’nin, Trakya Umumi Müfettişi Kazım DİRİK başkanlığındaki Edirne ve Yöresi Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından restore ettirilmesi sonucu Etnografya adı altında ikinci bir bölüm, Edirne’nin kurtuluşunun on üçüncü yılında ( 25 Kasım 1936 ) burada açılmıştır. Bu Müze, Ankara Etnografya Müzesi ve Topkapı Sarayı Müzesi’nden bazı değerli eserlerle takviye edilmiştir. Zamanla eserlerin çoğalmasıyla burasının müze için yetersiz duruma gelmesi sonucunda, aynı kurum tarafından Selimiye Camii’nin Darül Kurra Medresesi onarılmış ve Etnografik eserler taşınarak burası Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra Edirne Müzelerindeki eserlerin birçoğunun müzelere geri verilmesi sonucu elde kalanlar yalnızca Dar-ül Hadis Medresesi’nde sergilenmiştir. Bundan sonraki yıllarda satın alma, bağış ve kazılardan gelen eserlerle Müzedeki eserlerin sayısının artması nedeniyle  Edirne’de ihtiyaç duyulan yeni bir müze binası 1966 yılında programa alınmıştır. Selimiye Camii civarında müze için temin edilen arsa üzerine, Y. Mimar İhsan KIYGI tarafından hazırlanan projeye göre yapılan müze binası, 13 Haziran 1971 yılında Arkeoloji ve Etnografya Müzesi adı ile açılmıştır. Dar-ül Hadis Medresesindeki Müze de Türk İslam Eserleri Müzesi olarak düzenlenmiştir. Müze 13 Haziran 1971’de Arkeoloji ve Etnografya Müzesi olarak açılmıştır. Arkeoloji ve Etnografya Müzesinde sergilenen yapıtların çoğu Prehistorik Dönem’den kalmadır. Ayrıca eski Yunan, Bizans ve Roma dönemlerinden yapıtlar da yer almaktadır. Değerli sikke koleksiyonunun yanında heykeller ve heykel parçacıkları, steller, toprak ve cam kaplar, müzede ilgi çeken yapıtlar arasındadır.
Türk İslam Eserleri Müzesi
1925’te Selimiye’nin Medrese bölümünde toplanan yapıtlar daha sonra Türk İslam Eserleri Müzesi kapsamında halka açılmıştır. Müze 1971’de yeniden düzenlenmiştir. Yapıtlar kronolojik bir dizi içinde sergilenmektedir. En çok ilgi çekeni Büyük Salon'daki süslemeli çadırdır (Otağ-ı Hümayun). Bu salonda özellikle dikkate değer eşyalar arasında Edirnekari ağaç işlemeleri, yüklük ve köşe dolapları, Trabzon ayakları gibi dekoratif olanların yanı sıra sofra ve sini altları, kavukluklar, yazı çekmeceleri ve sandıklar, rahle gibi fonksiyonel olanları da vardır.Edirnekari ağaç işlemeleri, geometrik motiflerinin azlığı, barok etkinin kendini hissettirmesi ve çiçek motiflerinin sıklığıyla tanınırlar. Müzenin orta avlusunda yer alan ve 15. yüzyıldan günümüze dek gelen mezar taşı örnekleri içinde en önemlisi; içinde Fatih Sultan Mehmet'in eşi Sitti Şah Sultan'ın Mezar Taşıdır.
Eserler Selimiye Camisi avlusu içinde bulunan Dar-ül Tedris Medresesinde (Pehlivanlar Odası, Tekke Eşyaları Odası, Çorap Odası, İşleme ve Levha Odası, Silah Odası, Balkan Harbi Odası, Çini ve Seramik Odası, Sarayiçi Odası, Edirne Misafir Odası, Mutfak Eşyaları Odası, Ölçü Aletleri Odası gibi..)14 odada sergilenmektedir. Bahçesinde Yeniçeri Mezar Taşları ile yaz kış yaprakları dökülmeyen dişil porsuk ağacı dikkat çekicidir.
II.Bayezid Darüşşifası
Osmanlı imparatorluğunun 2. Başkenti durumunda olan Edirne'ye bir darüşşifa kazandırmak amacıyla temeli 1484 yılında atılan ve mimar Hayrettin tarafından 4 yıl da bitirilerek 1488 yılında kullanıma açılan hizmet binası, Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Sultan Bayezid tarafından gerçekleştirilmiş.
 
Sitenin kuruluş amacı, büyük şehir, ikinci başkent, ticaret şehri ve gelen gidenin çok oluşu nedeniyle Edirne'yi bir darüşşifaya (Hastaneye) kavuşturmak olmuş. Diğer üniteler, hastane hizmetlerini doğrudan veya dolaylı olarak tamamlayan sosyal, kültürel ve dini nitelikli yapılar dönemin sağlık ve sosyal yardım anlayışını yansıtarak işlev görmüş. Bu yapı sisteminin 4 yıl gibi kısa sürede bitirilebilmiş olması imparatorluğun teknik ve ekonomik gücünün göstergesi olarak kabul edilmiş.
 
Külliyenin Bölümleri: Darüşşifa (Hastane) , Tıp Medresesi, Tabhane (Misafirhane), Camii, İmaret (Aşevleri-Depo) ve Köprü'den oluşmaktadır.
 
Darüşşifa(Hastane) 
Günümüzde Sağlık Müzesi olarak hizmet veren bina üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm poliklinik, özel diyet mutfağı ve personel odaları, ikinci bölümde ilaç deposu ve üst düzey personele ait üniteler, üçüncü bölüm ise 6 kışlık ve dört yazlık yatak odası ile bir musiki sahnesinden oluşuyor. Odalar ve sahne görkemli bir kubbe ile örtülü, şadırvanlı bir salon etrafında çevrelenmiş. Odaların dış bahçeye ve iç salona açılan pencereleri olup, Ortadaki büyük kubbenin tepesinde fenerden gelen ışık iç mekânı aydınlatırken kirlenen hava ile pis kokuları dışarı atılması sağlanmış. Bir merkez etrafında toplanan hasta odaları az personelle hizmet verilmesi sağlarken personel tüm odaları rahatlıkla gözetleyebilir ve gereğinde acil olarak hasta yardımına koşabilmeleri sağlanmış. Zamanında her türlü hastaların tedavi edildiği şifahane sonraki yıllarda sadece akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği bir merkez haline gelmiş. Dönemin hekimlik bilgilerinin yanı sıra su sesi, müzik ve güzel kokularda kullanılmış. 
 
Musikiyle hasta tedavisi
Müzikle tedavi şekli bu hastanenin özellikleri arasında yer almış. 10 kişiden oluşan musiki topluluğunun, akustiği oldukça hassas olan bu mekânda haftada 3 gün verdiği musiki konserleri yankılanmadan binanın her tarafından rahatlıkla dinlenebilmiş. Hastanın huzur bulması için tedavide şadırvandan fışkıran su sesinden ve güzel kokulardan da yararlanılmış. Şifahane de tedavi ücretsiz olup şehirdeki hastalara haftada iki gün parasız ilaç dağıtılmış.
 
Musiki Makamları
Osmanlı Şair Hekimlerinden Şuuri Hasan Efendi'nin "Tadil-i Ül Emzice" adlı Eserinde musikinin hastalıklarla ilişkisi şu şekilde tanımlanmış.
 
Rast Makamı: Havale ve felç iletine devadır.
Irak Makamı: Har mizaçlılara, sersam ve hafakana faydalıdır.
İsfahan Makamı: Zihni açar, zekâyı artırır, anıları tazeler.
Zirevkent Makamı: sırt ve eklem ağrılarının ve kuluncun tedavisinde faydalıdır.
Rehavi Makamı: Baş ağrısına devadır.
Büzürk Makamı: Ateşli hastalıklara iyi gelir, zihni temizler, vesvese ve korkuyu uzaklaştırır, fikre yön verir.
Neva makamı: Irk'un nisa'ya iyi gelir (Kadın hastalıkları)
Zengule Makamı: Kalp hastalıklarının devasıdır.
Hicaz Makamı: İdrar zorluğuna iyi gelir, cinsel yönden uyarıcı etkisi vardır.
Buselik Makamı: Kulunç ve bel ağrılarının ilacıdır.
 
Uşşak Makamı: Kalp, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının ilacıdır.
 
 
Bu Müze AB 2004 Müze ödülünü aldı.
Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesi
Balkan Savaşı sırasında yokluk içinde Edirne'yi kahramanca savunan Şükrü Paşa ve Balkan Savaşı şehitleri anısına, kentin en yüksek yerlerinden biri olan Kıyık Tabya'da inşa edilmiştir. Balkan Savaşı anısına 28 Kasım 2000 tarihinde Balkan Savaşı Müzesi olarak açılmıştır. 14 bölüm ve 23 bonetten oluşmaktadır. Edirne halkı tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağışlanan silah, belge ve mühimmatın sergilendiği 4 adet sergi vitrini, 2 top,1 adet yemek dağıtım arabası, harita, resim, bilgi notlarının bulunduğu 118 pano, 28 konu mankeni ve seslendirme sistemiyle dönemin atmosferi canlandırılmaktadır.
 
Şükrü Paşa Kimdir?
Şükrü Paşa,1857'de Erzurum'da doğmuştur. Öğrenimine Erzincan Askeri Lisesi'nde başlamış; İstanbul'dan topçu teğmen olarak mezun olmuş;Almanya'da dört yıl askeri eğitim görmüştür. Almanca, İngilizce ve Fransızca bilen Şükrü Paşa, Harbiye ve Darüşşafaka okullarında balistik ve matematik öğretmenliği yapmıştır.
Edirne'ye topçu komutanı olarak tayin edilmiş ve tuğgenerallikten orgeneralliğe kadar askeri hizmetini burada geçirmiştir. 1908,İkinci Meşrutiyet ilanında, İstanbul'a gelmiş ve değişik askeri görevlerde bulunmuştur. Balkan Savaşı çıkınca, Edirne Müstahkem Mevkii Komutanlığı'na tayin edilmiş ve kendisine verilen yazılı emirle Edirne'nin kuşatılması durumunda, bu kaleyi iki ay savunması istenmiştir. Şükrü Paşa, bu ünlü ve şanlı savunmayı, beş ay sürdürmüştür. Ancak 26 Mart 1913 günü teslim olmak zorunda kalmıştır.
"Düşman, hatları geçtikten sonra ölürsem, kendimi şehit kabul etmiyorum.
Beni mezara koymayın!.. Etimi, itler ve kuşlar, çeke çeke yesinler...
Fakat müdafaa hattımız, bozulmadan şehit olursam;
kefenim, lifim ve sabunum çantamdadır. Beni bu mahale gömeceksiniz....
Ve gelen nesiller, üzerime bir abide dikeceklerdir !..."
Lozan Anıt ve Müzesi
Trakya Üniversitesi, Edirne Valiliği, Edirne Belediye Başkanlığı, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi ve İnönü Vakfı'nın işbirliği ile rektörlük binasının da içinde yer aldığı, Karaağaç Mahallesi'ndeki tarihi tren istasyonu alanında kurulmuştur. Lozan'da elde edilen diplomatik zaferi ve dünya barışını simgeleyen anıtın yanındaki müzede, Karaağaç Mahallesi'ni Türkiye'ye geri kazandıran bu tarihi antlaşmanın anlam ve önemini gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla Lozan Konferansı ve Lozan'ın mimarı İsmet İnönü ile ilgili belge, fotoğraf ve kitaplar sergilenmektedir.
Sarayiçi Balkan Şehitliği

Edirne Sarayiçi’nde Tunca Nehri’nin kıyısındadır. Bir tür Meçhul Asker Anıtı niteliğinde olan bu anıt, Balkan Savaşı sırasında Edirne savunmasında şehit düşenlerin anısına dikilmiştir. Edirne’nin 26 Mart 1913’te teslim oluşundan sonra Sarayiçi bir tutsak kampı durumuna getirilmiş ve burada 10.000 civarında asker soğuk, hastalık ve açlıktan ölmüştür. Bu anıtın dikilme amacı da bu olayla bağlantılıdır. Şehitlikte 12 blok üzerine 100 subay ve 400 erin ismi yazılıdır. Bunlar Genel Kurmay Başkanlığı'ndan sağlanan isimlerdir. Ancak diğer şehitlerin isimleri tam olarak tespit edilememiştir.

Balkan Şehitliği 858 m2 genişliğinde bir alanı kaplamaktadır. Şehitlik 14 Ocak 1994'te törenle ziyarete açılmıştır. Şehitliğin projesi Y.Mimar Nejat Dinçel tarafından çizilmiş, Heykeltraş Prof.Tankut Öktem de Mehmetçik Heykeli'ni, Heykeltraş Metin Yurdanur da Balkan Savaşı rölyeflerini yapmıştır.
Köprüler
'Meriç (Mecidiye) Köprüsü'
Edirne – Karaağaç yolunda, Meriç Nehri’nin üzerine yapılmıştır. 1842’de Aldülmecit zamanında yapımına başlanmış 1847’de bitirilmiştir. 263 m uzunluğunda 7m genişliğinde, 13 ayak üzerinde 12 sivri kemerli bir taş köprü olup yanlara doğru eğilimlidir. Ayaklar arasında ayrıca boşaltma gözleri de bulunmaktadır. Ortasındaki yazıtlı köşkü, mermerdendir. Daha önce kubbesinde güneş motifi bulunduğu bilinir.
'Fatih (Bönce) Köprüsü'
Sarayiçi’nde Demirkapı ile Adalet Kasrı arasında Tunca Nehri’ne yapılmıştır. Yapım tarihi bilinmemektedir Fatih Sultan Mehmet devrinde 1452'de yaptırılmış taş bir köprüdür. Ortada büyük, yanlarda daha küçük olmak üzere üç gözlü olan köprü 34m boyunda, boşaltma gözleri vardır.
'Ekmekçizade Ahmet Paşa (Tunca) Köprüsü'

Eski ahşap köprü 1607 yıllarında üzerinden geçilemeyecek derecede harap olunca, devrin Defterdarı Ekmekçizade (Ekmekçioğlu) Ahmet Paşa tarafından Sedefkar Mehmet Ağa'ya yaptırılmış ve Sultan I. Ahmet'e takdim edilmiştir. 1607 tarihinde başlayan köprünün inşaatı 1615 de bitirilmiştir. Kâgir olarak inşa ettirilmiştir. Tunca yatağının yükselmesinden dolayı bazı gözler toprak ile dolmuş, bazıları da suyun dışında kalmıştır. Ekmekçizade Ahmet Paşa bu köprünün silinip süpürülmesi, temizliğinin yapılması için Türkoğlu Mahallesinde görevlilerin oturup barınabileceği evler yaptırmış ve vakıf olarak bırakmıştır.

Köprü, Meriç üzerinde Sultan Mecid zamanı "Yeni Köprü'nün yapılmasından sonra "Eski Köprü" denilmeğe başlanmıştır. Sultan Reşat'ın Edirne'ye seyahati nedeniyle Karaağaç-Edirne Caddesi yapılırken bunun üzerine parke taşı döşenmiş olup, bugün yine aynı durumdadır.

Yapıldığı zaman köprü onbir ayak üzerinde on kemerlidir. Kemer formu yuvarlaktır. Ortada tarih köşkü (kitabe veya sayım köşkü)nün iki tarafındaki kemer ayakları üzerinde tahliye gözleri vardır. Bunlar piramidal şekilli sel yaranlarının iki tarafında yer alır.

Tarih köşkü üç sivri kemer üzerine oturur, üzeri hafif meyilli taş çatılıdır. Kitabesi revak(Önü açık, üstü kapalı yer) duvarının arkasında olup, duvarın alt kısmı birbirine paralel gözlüdür. Köşkün karşısında küçük bir balkonu vardır.
'Gazi Mihal (Hamidiye) Köprüsü'

Kentin batısında, Bulgaristan’a giden ana yolda, Tunca Nehri’ne yapılmıştır. Bizans döneminde Mikhael Palaiologos yaptırmıştır. 1402’de Osmanlı Döneminde Bizans Tekfuru iken müslüman olarak Osmanlı tebaasına katılarak akıncı beyliği görevini üstlenen, Mihaloğulları ailesinden Gazi Mihal Bey tarafından yeniden yapılırcasına onartmıştır. Köprü 1602 tarihinde Üçüncü Mehmed ve 1640'da Kemankeş Kara Mustafa Paşa tarafından tamir ettirilmiş, ortasındaki sivri kemer biçiminde Tarih Köşkü (Kitabe Köşkü) o zaman yapılarak tamir kitabesi konmuştur. Kitabesi müzededir.

Köprü gövdesine sızan suların atılması amacıyla yapılan drenaj düzeni ilginçtir. Köprü 1765 depreminde hasar görmüş ve II. Abdülhamit zamanında Çatal Sakal namıyla tanınan X. İstefaneski'nin yönetiminde Erkan-ı Harbiye Reisi Rüştü Bey, Evkaf Muhasebecisi Şevki Bey ve eşraftan Mustafa Vasfı Beylerden oluşmuş bir komisyon tarafından, Hanya'dan ustalar getirilmek suretiyle eski temeller üzerine ve onbirbin sarı lira harcanarak mükemmel biçimde yeniden inşa edilmiştir. Bu tamirden sonra "Hamidiye Köprüsü" ismi verilmişse de halk tarafından yine eski ismi kullanılır. Son tamir edildiğine ilişkin kitabesi de bulunmaktadır.
'Saraçhane (Şehabettin Paşa) Köprüsü'

Kentin kuzeybatısında Sarayiçi yakınında Tunca Nehri’ne yapılmıştır. 1451’de II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet devirlerinin meşhur vezirlerinden Filibe'de camii imareti ve kervansarayı, Edirne'de camiileri olan Şehabeddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapılışından itibaren yaklaşık 250 yıl hizmet veren köprü, II. Mustafa zamanında tamir görmüş, ancak bu tamir sırasında köprünün ilk yapılışında konulan kitabe kaldırılmış, bununla da yetinilmeyerek köprüye Sultan Mustafa Köprüsü adı verilmiştir. Sultan Abdülhamid zamanında Vali İzzet Paşa tarafından taş ayaklar üzerinde 50 m. kadar uzatılmıştır. Köprünün sonunda bir Karakolhane ile bir de kuyu kazılmıştır. Bugün sadece köprü vardır. İlk yapıldığı dönemde sekiz gözlü olup, on kemerlidir. 120m uzunlukta, 5m genişliktedir. 11 ayaklı, 12 kemerli ve taştan köprünün iki yanındaki kemeri toprak altında kalmıştır. Kemer formu sivridir. Selyaranları üçgen prizma şeklindedir. Mihrap biçiminde çok güzel bir tarih köşkü (kitabe köşkü) vardır. Bunun karşısında kademeli konsolu oturan mermer parmaklıklı ve korkuluklu bir balkonu vardır. İçinde oturmak için taştan sediri de bulunmaktadır.

Kula Şahin Paşa, Beylerbeyi Sinan Paşa H.840'da öldükten sonra Beylerbeyi olan Hadım Şahabeddin Paşa köprüyü 10 kemer üzerine inşa ettirmiş ve ordu yolu üzerinde bulunması nedeniyle bir de tarih köşkü yapmıştır. Halk arasında kanatlarında Selçuk mimari örnekleri gibi kabartma bir horoz olması nedeniyle köprü Horozlu Köprü diye de anılır.

Şahabeddin Paşa köprüsünün bir esas (Edirne Müzesindedir) ve bir de tamir (köprü üzerinde mevcut olan) iki kitabesi vardır. Müzede bulunan esas kitabe küfeki taş üzerine yazılmış olup Arapça ibarelidir ve El-Vezirü'l-A'zam sözü ile köprünün, Şahabeddin Paşanın vezirazamlığı zamanında yapıldığı anlaşılır.

Köprü, Sultan II. Mustafa tarafından 1706 yılında onartılmıştır. Tamir kitabesi bulunmaktadır. Tamir kitabesi bazı tarihçilere göre Edirneli olan şair Faik tarafından kaleme alınmıştır. Köprünün doğusunda Saraçhane Mahallesi bulunduğundan Edirneliler tarafından Saraçhane Köprüsü diye anılmaktadır. Edirne saray yolu üzerindedir.
'Kanuni (Saray) Köprüsü'
Edirne Sarayiçi’nde Tunca Nehri üzerinde olan bu köprüyü 1560 yılında Kanuni Sultan Süleyman, Terazi ve Adalet Kasrıyla birlikte Mimar Sinan’a yaptırmıştır. Sarayiçi Köprüsü ismi ile de anılan bu köprü 4 sivri kemer üzerine oturtulmuş ve 60m uzunluğundadır. Köprüde selyaranlar dışında başka bir mimari eleman görülmemektedir. Her iki yönündeki baba taşları da köprüyü tamamlamaktadır. Köprünün memba cephesinde sivri kemerli selyaranları bulunmaktadır. Köprü üzerinde bir korniş devam etmektedir. Bu korniş ile korkuluk arasında iki sıralı bir taş dizisi bulunmaktadır.
'II.Bayezıd Köprüsü'
Bayezıd Külliyesi yakınında, Tunca Nehri’ne yapılmıştır. 1488’de II.Beyazıd’ın Mimar Hayreddin’e yaptırdığı sanılmaktadır. Köprünün uzunluğu 100 metre genişliği ise 6 metre civarındadır. Köprünün 6 adet, sivri kemerli gözü vardır. Köprünün ortasındaki en büyük kemerin açıklığı 10 metredir. Ayrıca büyük kemerin yanında iki su tahliye gözü bulunmaktadır. Kesme taştan sağlam bir köprüdür.
'Uzun (Ergene) Köprü'

Dünyanın en uzun 2. taş köprüsü olduğu söylenen Uzunköprü 500 yıllık tarihinde aralıksız hizmet vermekte ve karayolunun yükünü çekmeye halen devam etmektedir.

II. Murat’ın, Ergene Nehri üzerine 1426 - 1444 yılları arasında Mimar Müslihiddin’e yaptırdığı Uzun Köprü; 1.392 metre uzunluğunda, yer yer 6.80 - 6.90 metre genişliğinde ve 174 gözlü inşa edilmiştir

Osmanlı devletinin, İstanbul’a fethinden önce Anadolu’ya ulaşımı Gelibolu üzerinden Çanakkale Boğazı'ndan geçiş ile yapılıyordu. Edirne ile Gelibolu arasındaki ulaşımda bir geçilmesi gerek olan Uzunköprü yöresindeki Ergene ırmağı geçit yeridir. Ancak ilkbahar ve kış aylarında nehrin taşması nedeni ile yol aylarca kapalı kalmaktadır. Bu durum Osmanlı devletinin Anadolu’ya geçişlerini yavaşlatmaktadır. Bu durumu gören II. Murad 1426 yılında köprünün yapımı için ferman çıkartır.

Ergene köprüsünün kuruluşunu Hoca Sadettin ünlü Tacü't Tevarih adlı kitabında şöyle anlatmaktadır;

"Anadolu illerinde boy atan, türeyen, çalı çırpı ve diken örneği devlet düşmanları doğru yoldaki sultanın eliyle bu suretle temizlenince, Rumeli yakasının düzenine eğilmek zamanı gelmiş bulunuyordu. Bu amaçla H.831 (M.1427) yılında padişahın (II.Murat), Gelibolu boğazından geçerek Edirne Kentine geldi ki, bu belde uğurlu ayaklarının getirdiği mutlulukla güzelliklerin durağı oldu.

Sancak beylerinden İshak beye yollanan bir fermanda, onun sayısız askerle Las (Sırp) diyarına akın salması, ülkenin değerli mallarını ganimet olarak toplayıp, din yolunda savaşanları beslemesi ve din uğruna düşen görevi yerine getirmesi istenmişti.

II.Murat o yılı anılan şehirde dinlenerek geçirirken Ergene Köprüsünün yapılması için bir emir vermişti.

Söylendiğine göre Ergene köprüsünün bulunduğu yer vaktiyle cengelistan (sık orman) imiş. Ve bucağı batak, ormanlık yöreleri ise haramilere sığınak olurmuş. Bu ormanlıkta gizlenen yan kesiciler, her an gelen giden yolcuların yollarını keser, nice günahsızları öldürürlermiş. Hiç bir gün geçmezmiş ki bu korkulu ve tehlikeli yerde bir nice çaresiz zulüm kılıcıyla doğranmamış ve varlıkları parçalanmamış olsun.

İşte bu nedenle aydın yolları tutan padişah, cana kıyan yollarda keder dikenlerini kaldırmak üzere ve pek çok paralar sarf ederek, önce bölgeyi temizletti. Orasını konaklayacak düzenli bir yer haline getirdi. Yüz yetmiş dört yüksek kemer üzerine uzatılmış eşsiz bir köprü yaptırdı ki, cihana örnek oldu."

Anadolu'daki en büyük köprü olan eser, II. Abdülhamid dönemindeki onarım sırasında üzerinden alınarak Gazi Mahmut Bey Çeşmesi üzerine yerleştirilen, kartuş içine alınmış iki satır sülüs hatla işlenmiş kitabesine göre 1444(H.847) yılında tamamlanmıştır. Ayrıca inşa kitabesinin yanındaki bir satırlık yazıtta köprünün 174 göz olduğu belirtilmiştir.

Köprüde tamamen kesme köfeki taşı kullanılmıştır. Araştırmacılar bu taşların, Ergenenin ötesindeki Eskiköy, Kuleliburgaz, Taşçıarnavut, Kestanbolu ve Süleymaniye köylerindeki ocaklardan elde edildiğini yazar.

Süsleme

Uzunköprü'deki taş süslemeler köprü kemerlerinde veya kemer duvarlarında bulunmaktadır. Bunların ne kadarının onarım sırasında, ne kadarının döneminden kalmış örnekler olduğunu tam olarak belirleyememekteyiz. Ancak kemer kilit taşı gibi, onarımlar sırasında değiştirilmesi oldukça zor görünen bölümlerdeki süslemelerin döneminden olabilecekleri akla yatkındır. Bu süslemelerin bir bölümüne II.Murad dönemi ve öncesi taş süslemelerinde de rastlanmaktadır. Süslemeler köprünün sadece bir cephesine değil her iki cepheye de işlenmiştir.

Bitkisel Süslemeler:  Bitkisel süslemelerin bir bölümü köprünün kemerlerinin kilit taşlarında, yüksek kabartma tekniğiyle alt ve üst uçları üç dilimli palmet kabartmasıyla bitirilmiş dilimli kartuş veya madalyon biçiminde işlenmiştir. Bunların bazılarında, dairesel madalyon yüzeyinin belirli eksenlere yerleştirilmiş lotus ve palemetlerle doldurulduğu gözlenmektedir . Kemer kilit taşlarında bulunan bitkisel süslemelerin bir bölümünde, kilit taşının şekline göre düzenlenmiş ve üç dilimli palmetleri çerçeveleyen rumi yapraklar dikkati çeker . Bunlarda yaprak yüzeyleri ikinci defa işlenmeden bırakılmıştır. Kemer kilit taşlarının bazılarında da, dairesel madalyon yerine bir kabara yapılarak alt ve üst uçlarına birer üç dilimli palmet ve bu palmetin taç yaprağından çıkan basit rumiler işlenmiştir.
Bitkisel süslemelerin bir bölümü kemerlerin duvarlarında tek bir taş üzerine kabartılmış biçimdedir. Bunlardan birinde tek eksen ve tek sap üzerinde sıralanan lotus ve üç dilimli palmetlerden oluşan düzenleme gözlenir. Lotüslerin çanak yaprakları üç dilimli bir palmet şeklinde birleşir. Aynı şekilde taç yaprakları da birer üç dilimli palmet olarak düzenlenmiştir. Lotüslerin çanak yaprakları, diğerlerinden daha büyük tutulmuş bir üç dilimli palmeti çerçeveler. Kemer duvarlarında bulunan dairesel madalyonlardan birinde yüzey, altı eksene bölünmüş, sapları merkezde bir üçgen yapacak şekilde birleşen lotüsler üç eksene yerleştirilmiştir. Lotüslerin taç yapraklarından çıkan sapların taşıdığı üç dilimli palmetlerde diğer üç ekseni doldurmaktadır. Lotüslerin çanak yaprakları üç dilimli palmetlerin kökünde birleşim yaparlar. Lotüslerin yaprak yüzeyleri işlenmişken üç dilimli palmetlerin çanak yapraklarının volütlendiği gözlenmektedir.

Geometrik Süslemeler:  Tıpkı bitkisel süslemelerde olduğu gibi, geometrik süslemelerde köprünün kemer kilit taşları ve kemer duvarlarında yer almaktadır. Kemer kilit taşlarının ikisinde yüzeyi kufi yazı ve kırık çizgi sisteminden gelişen ve altı kollu yıldızlardan meydana gelen geometrik düzenlemeden alınmış örneklerle süslenmiş kabaralar bulunmaktadır. Kemer kilit taşlarının birinde çember yaylarından gelişen ve daire merkezlerinde küçük altıgenler oluşturan altı kollu yıldız kabartması yer alırken bir diğerinde eşkenar sekizgenle geçmeler yapan uzun sekizgenlerin meydana gelen geometrik düzenleme bulunmaktadır. Kilit taşlarının birinin yüzeyinde de kırık çizgilerin bir karenin merkez ve köşelerinde sekiz kollu yıldız oluşturmasıyla meydana gelen geometrik süsleme vardır. Bu düzenlemenin değişik bir çeşitlemesine köprü korkuluğunun altındaki taş sırasında rastlanmaktadır. Bu düzenlemenin kırık çizgilerle değil de çember yaylarıyla oluşturulan bir örneği, kemer duvarlarından birinde izlenebilmektedir. Kemer duvarlarında yer alan bir başka taş üzerinde de, onikigen, eşkenar dörtgen ve sekizgen gibi çokgenlerle oluşturulmuş oniki köşeli yıldızdan meydana gelen geometrik düzenleme görülmektedir.

Figürlü Süslemeler: Köprünün Edirne tarafındaki bölümünde bulunan üç köşeli cumbanın korkuluk taşlarından ikisinde muhtemelen tamirler sırasında işlenmiş figürlü süslemeler görülmektedir. Bunlardan birinde korkuluk taşının bir köşesine, gövdesi yivlenmiş bir vazo içine yerleştirilmiş bir lâle kabartması işlenmiş diğer bölüme ayaklarıyla bir insan başına ve iki ağaca basan aslan figürü kabartılmıştır. Korkuluk taşlarından diğerini tek bir fil kabartması süslemektedir. Benzer bir fil kabartması da kemer duvarlarının üst bölümündeki tek bir taş üzerine işlenmiştir. Kemer duvarlarına işlenen tek figür örneklerinden birini boynundan zincirlenmiş aslan, diğerini de bir kuş oluşturmaktadır. Figürlü süslemelerin ikisinde hayvan mücadelesi tasvir edilmiştir. Bunlardan birinde bir ceylana saldıran kartal diğerinde de bir aslanı kuyruğundan yakalayan hayali bir kuş figürü betimlenmiştir. Figürlü süslemelerin en dikkati çekeni, bir dairesel madalyon içine başları birbirine birleştirilmiş olarak işlenen üçlü aslan kabartmasıdır.

Üslûp ve Değerlendirme

Hepsi kabartma tekniğinde işlenen ve bitkisel, geometrik ve figürlü süslemeler olarak grupladığımız bu örneklerin, bir bölümü köprünün inşaatı sırasında yapılmış olabilir. Ancak özellikle korkuluk taşlarındaki figürlü örneklerin, dönem içinde karşılaştırma yapabileceğimiz örnek yokluğundan ve onarım kitabesinden hareketle daha sonra yapılmış olduklarını ileri sürebiliriz.
Kemer kilit taşlarının aşağıdan yukarıya doğru genişleyen yüzeyi, özellikle işlenecek bitkisel süslemelerde belirleyici olmuştur. Karmaşık düzenlemeler yerine, kartuş ve madalyonla sınırlanmış bir yüzey lotus, rumi ve üç dilimli palmetlerle doldurulmuştur. Gerek geometrik ve gerekse de bitkisel süslemeler erken Osmanlı taş süslemesinde daha önce örnekleri görülen uygulamalardır ve tek parça taş üzerinde bulunmalarına bakılırsa ya yerde yapılmışlardır ya da, daha önce yapılan fakat yıkılmış bir yapıdan getirilerek burada değerlendirilmişlerdir.
Kemer kilit taşlarındaki örneklerden bazılarının taşın erimesi şeklindeki tahribatlara bakılarak değiştirilmemiş olması göz önüne alındığında döneminden bir süsleme olduğuna karar verilebilir.
Kemer kilit taşlarındaki geometrik süslemeler ve kabaraların benzer örneklerine daha önceki eserlerde rastlanmıştır. Bazı taşların örgüsündeki derz izlerinin inceliği de bu örneklerin döneminden olabileceğini akla getirmektedir. Kemer duvarlarında yer alan geometrik süslemeler ya tek bir taşın tamamına ya da bir kısmına işlenmişlerdir. Bu örneklerin bir bölümünde düzenlemeler onarımlar sırasında işlenmiş kadar yeni görünmemektedir. Derz ve harç izlerinden onarımlar geçirdiği belirlenebilen kemer duvarlarındaki bu örnekler muhtemelen buralarda bulunmaktaydı. Onarımlar sırasında eski yerlerine konmuş olunmalıdır.

Gerek bitkisel ve gerekse de geometrik süslemelerdeki çeşitlilik, süslemelerin tek bir usta elinden çıkmadığını göstermektedir. Muhtemelen köprüde çalışan taşçı ustalarının kendi dağarlarından aktardıkları bezeme örnekleri olmalıdırlar.
'Yalnız Göz Köprüsü'

Sultan II. Selim tarafından, Beyazıd Köprüsü’ne ek olarak Tunca Nehri’ne yaptırılmıştır. Kenti İmaret Mahallesine bağlar. Mimar Sinan tarafından 1567 tarihinde yapılmıştır. Tek bir kemer içinde olup açıklığı 6.60m’dir

Yalnız Göz Köprüsü ile Bayezid Köprüsü arasında kalan arazi, su taşkınları sırasında geçilmez hale geldiğinden 1611'de buradaki zemin yükseltilmiş ve suların akış hızını sağlamak için çok kemerli üçüncü bir geçit eklenmiştir.

Eklenen üçüncü bölümün doğusunda (Hanım Saraylı Bahçesi) adı verilen bir tenezzüh (gezinti) yeri vardı. Şöhreti uzun yıllar süren (Hoş-İlhan) kadın, II. Selim'in yakınları arasında yer almış ve bahçeyi kasırlar ve selsebiller ile süsletmiştir. Sultan II. Osman zamanında ise burayı Hadaka-i Hassa'ya (saray bahçesi) ekleterek bağışlamıştır.
Camiler
Selimiye Camii
Selimiye Camii Edirne'de bulunan, Osmanlı padişahı II. Selim'in Mimar Sinan'a yaptırdığı camidir. Sinan'ın 90 (bazı kitaplarda 80 olarak geçer) yaşında yaptığı ve "en iyi eserim" dediği Selimiye Camii gerek Mimar Sinan'ın gerek Osmanlı mimarisinin en önemli yapıtlarından biridir. 
Caminin kapısındaki kitabeye göre yapımına 1568 (Hicri:976) yılında başlanmıştır. Caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmışsa da ancak II. Selim'in ölümünün ardından 14 Mart 1575'te ibadete açılmıştır.
Mülkiyeti Sultan Selim Vakfında’dır. Bugün şehrin merkezinde bulunan caminin yapıldığı alanda inşasına Süleyman Çelebi döneminde başlanan, sonradan Yıldırım Bayezid'in geliştirdiği Edirne'nin ilk sarayı (Saray-ı elik) ve Baltacı Muhafızları haremi bulunmaktaydı. Bu alandan “Sarıbayır” veya “Kavak Meydanı” diye bahsedilir.
Üç Şerefeli Camii
1443-1447 arasında, Sultan II.Murat yaptırmıştır. Cami Osmanlı sanatında erken ile Klasik dönem uslübu arasında yer alır. Burada,ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır. 24 m. çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturur. Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır. Yapı, bir yenilik olarak, enine dikdörtgen bir yapıdır. Böylece enine gelişen mekana ulaşılmak istenmiştir. Bu planı Mimar Sinan İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimiyle uygulamıştır. Ayrıca, Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu Camide kullanılmıştır.
Avlunun dört köşelerine minareler yerleştirilmiştir. Üç Şerefeli Cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Basamaklı üç kapıdan girilen avlunun Sütunları, serpantinli breş,granit ve mermerdendir. Avlu pencerelerinden ikisinin alınlıkları çini süslemedir. Lacivert ve ak renkli çiniler, bitkisel kıvrık dal bordürü ile çevrilidir. Burada Sultan II.Murat'ın adı geçmektedir. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı Camileri'ndeki en eski örneklerdir. Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67.62 m. yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılması ilginçtir. Minare gölgesi kırmızı kaştan zikzaklar ve ak karelerle devinim kazanmıştır. Kaidesinde Bursa Kemerli sağır nişler vardır. Üç Şerefeli Cami'nin, süslemeleri de ilginçtir. Taçkapı, yankapılar,minareler, sütun başlıkları ve pencerelerde mermer, ak ve kiremit rengi taş kullanılmıştır. Taçkapıda mukarnaslar ve yan nişlerin üst bölümlerindeki yazıların arasında kıvrık dal ve rumiler göze çarpar. Büyük kubbede, yan ve avlu revaklarındaki lacivert, al, ak ve sarı renkte kalem işleri vardır. Süslemelerde yazı kuşakları, rumi,palmet, lotus motifleri görülür.Kubbe peteği ve pandantiflerde de Rokoko süslemeler vardır.
Diğer Bilgiler

Trakya soylarından olan Odis’ler tarafından M.Ö. 5.Yüzyılda ilk defa kent olarak kurulan ve zaman içinde değişik milletler tarafından değişik isimler verilen kentimizin adı I.Murat zamanında Edirne olarak anılmıştır.

1361 yılınıda I.Murat tarafından fethedilen ve ebedi Türk yurdu olan Edirne, konumu nedeniyle İstanbul’un alınışına kadar Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur.

Anadolu’yu Avrupa’ya birleştiren konumu nedeniyle çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapan ilimiz zengin bir tarihi eser mirasına sahiptir. Bu eserlerin en eskisi Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılan Edirne kalesinden günümüze kalan sur ve burç duvarlarıdır. Ayrıca Edirne’de Osmanlı Mimarisinin çok değerli örnekleri mevcuttur. Selimiye Camii bunlardan en ünlüsüdür.

Edirne’nin 2000 nüfus sayımına göre merkez nüfusu (119.298), İl toplam nüfusu ise  (402.606) dır.

Edirne, gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Cumhuriyet döneminde bir eğitim ve kültür merkezi olmuştur. Merkezi ilimizde bulunan Trakya Üniversitesi ülkemizin hızlı gelişen üniversitelerindendir.

Edirne, ikisi demiryolu, üçü karayolu giriş kapıları olmak üzere toplam (5) sınır kapısı ile Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya bağlanmaktadır.


Mail Grubuna Katıl
Travelterminal.net sitesinde yer alan tüm metin, resim ve içeriklerin hakları TEK TURIZM İNŞ.TESKT. SAN. ve TİC. Şirketine aittir. Hiç bir şekilde basılı veya elektronik bir ortamda izinsiz kullanılamaz veya kopyalanamaz. Tüm içerik bilgilendirme amaçlı olup değişiklik olması durumunda Travelterminal.net sorumlu tutulamaz.